Aliya İzzetbegoviç ve Nurettin Topçu’nun yolu
Yıldönümlerinin tüketim kültürüne alet olmasını bir kenara bırakacak olursak, bizlere bazı şeyleri her sene hatırlatmaları açısından büyük öneme sahiptirler. 10
Yıldönümlerinin tüketim kültürüne alet olmasını bir kenara bırakacak olursak, bizlere bazı şeyleri her sene hatırlatmaları açısından büyük öneme sahiptirler. 10 Temmuz Nurettin Topçu’nun vefat yıldönümü, 11 Temmuz ise Srebrenitsa katliamının başlamasının yıldönümü. Ben de bu vesileyle, bu hafta Nurettin Topçu ve Aliya İzzetbegoviç’i anma kararı aldım.
Aliya İzzetbegoviç
Aliya İzzetbegoviç yaptıklarıyla Balkanlar ve İslam toplumları için büyük öneme sahip bir şahsiyet haline gelmiştir. Gençliğinde yazdığı eserlerle hapis cezasına çarptırılması, bu cezalardan birinin özür dilemesi şartıyla kaldırılabileceğinin belirtilmesi üzerine özür dilemeyerek cezasını çekmeye devam etmesi İzzetbegoviç’in yaptıklarından sadece birkaçı.
Yugoslavya’nın dağılmaya başladığı dönemde Müslümanların bir temsiliyete ihtiyacı olduğunu görerek Demokratik Eylem Partisini kurar. Bu dönem aşırı Sırp lider Titto’nun ölmesiyle işlerin rayına oturacağı beklenirken aşırı milliyetçi Milosevic beklentileri tersine çıkararak o vahşi soykırımı yaptı.
Felsefesini oluştururken insanın asıl yapısını gösteren İzzetbegoviç, insanın yaratılış itibariyle ruh ve bedenden oluştuğunu göstererek; bugün birçok toplulukta yaşanılan problemlerin alt yapısında yatan önemli sebeplerin başında, bu yapının unutulmasını göstermiştir. Bu uğurda gençlik yıllarında yapmış olduğu okumalarla kavramış olduğu Doğu ve Batı felsefe teorilerinin yanlışlıklarını göstermekle kalmamış, bunların pratikte doğurmuş olduğu problemleri örnekleriyle birlikte göstererek kendi felsefesini oluşturmuştur. Bu bağlamda İzzetbegoviç düalizme karşı bütüncülüğü savunurken İslam’ın 5 şartını da bu bağlamda ele almaktadır.
Dinle ilgili görüşlerine geldiğimizde ise İslam dini, aslında bir aktivasyon, hareket dinidir. Pasiflik, pısırıklık, hareketsizlik İslam’ın şiarında bulunmamaktadır. Buna göre Aliya, Müslüman toplulukları pasif kalmaya mahkum eden ve hiçbir umuda yer bırakmayan “realizmi” yok saymaktadır.
Bu açıdan İslam ile sufilik arasında bir zıtlık bulunması normal görülmektedir. Bundan dolayıdır ki cihat anlayışına sahip İslam’ın pasif olması, iyilik için harekete geçmesi, yanlış ve gayri ahlaki bir durumu düzeltmek için çabalaması, Allah’a sarılması ve O’ndan korkması normal görülmektedir.
İslam Deklarasyonu kitabında Müslümanların geri kalma sebebini yerelden ziyade evrensel bir sorun olarak ele almakta, bu konuda şu sözleri sarfetmektedir:
Açıklamalar bir dairede toplanmakta: Liderler, kurumlar, ekonomik şartlar v.s. suçludur. Halk cahildir ve bu yüzden ahlaksız liderlere tahammül etmektedir. Liderler ise bencildir ve halkını bilinçlendirmemektedirler. Kurumlar ortamın kültür seviyesinin sonucudur ve kendi açısından da düzenin, daha doğrusu aynı kurumların sonucudur.
Aliya İzzetbegoviç, insanın iç dünyasına ve ahlakına müdahale edilemezliği düşüncesinden, insanın iç dünyasında özgür olduğu fikrine ulaşır. Ona göre özgürlük ön şartı olmadan ahlak da olmaz.
Aliya İzzetbegoviç insanın maddeyi de içine alan, maddenin ötesine uzanan bir düşünce dünyasının olduğunu savunur. Dolayısı ile insanın eylemlerinin toplamı bu iki farklı boyutu da kapsayan bir külliyattan ibarettir. Buradan hareketle onun düşüncesinde ahlakın merkezî bir yere sahip olduğu söylenilebilir.
Aliya İzzetbegoviç'in özgürlük tutkusu sadece kendisi ya da kendi milletine yönelik bir tutku değildir. Ona göre özgürlük her insanın hakkıdır. Bu yönüyle İzzetbegoviç özgürlük anlayışını ahlakî bir temel üzerine konumlandırır ve bu ahlakilik beraberinde adalet ilkesini getirir. Bu sebeple hiçbir zaman etnik ve dini çoğulculuğun olduğu Bosna Hersek topraklarında kendi inancının gereği olan bir yönetim biçimini önermez. Her kesimin özgürce yaşayabileceği demokratik ve barışçıl bir yönetim şeklinin temini için mücadele verir.
Aliya İzzetbegoviç, insanı hayvandandan ayıran temel unsurun ahlak olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla ahlakın temel kavramı olan vazife insanla diğer varlıkları ayıran asıl unsurdur. Söz konusu vazifenin kökeni daha önce de belirttiğimiz gibi bütüncül bir bakış açısıyla Tanrı-insan ilişkisi ile birlikte anlaşılabilir.
Ahlakî bir eylemin diğer bir motivasyonu da menfaattir. Vazife ahlakın, menfaat ise siyasetin merkezî kavramıdır. Öyleyse menfaatin ahlakla herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır.
İslam Aliya’nın hayatını oluşturan temel unsur olup, eserlerinden ahlak anlayışına, ahlak anlayışından attığı her adıma kadar İslam’ı görmek mümkündür.
Nurettin Topçu
Sorbonne Üniversitesi’ndeki bir geleneğe göre o sene üniversite birincisi olan öğrenci hangi ülkedense, o ülkenin bayrağı bir hafta boyunca üniversitede dalgalanır. Nurettin Topçu da Sorbonne Üniversitesi’ni birincilikle bitirdiğinde Türk bayrağınının bir hafta boyunca Sorbonne’da dalgalanmasını sağlamıştır.
Nurettin Topçu, mütefekkir kimliğinin yanısıra “keşke bütün öğretmenler böyle olsa” dediğimiz türden bir öğretmen kimliğine sahipti. Topçu “Okula her girdiğimde mabede girermiş gibi hissederim” diyerek eğitime karşı ne kadar hassas olduğunu açıkça dile getirmektedir.
Nurettin Topçu yazdığı eserlerin yanısıra, bir de ortaöğretim düzeyinde yazdığı ders kitaplarıyla bilinir. Bu kitaplar Felsefe, sosyoloji, psikoloji başta olmak üzere sosyal bilimleri temel alan kitaplar olup, bu kitaplar okunduğunda “Keşke sosyal bilim alanlarında bölüme yerleşen öğrenciler bu kitaplardan ders işleseymiş” diyor insan.
Topçu, bir de varoluş felsefesiyle tanınmaktadır. Topçu’ya göre insanın varoluşu isyan etmesiyle mümkündür ve buna “İsyan Ahlakı” adını vermiştir. “Kâinatla el ele veren insan, bu îmanlı âhenkten her adımda yeni bir işin yaratıcısı oluyor. İmansızlık, ruhun kâinatla bağlarının koparılmasıdır” der Nurettin Topçu. Kâinatla el ele vermek, kâinatla özdeşleşmektir. Yani kâinatın güzelliklerini kendi güzelliği, çirkinliklerini de kendi çirkinliği sayıp, bunlardan memnuniyet veya rahatsızlık duymaktır.
Bunu başarabilmek içinse “hareket” halinde olup, “iş” yapmak gerekir Topçu’ya göre. “Varlıkları ve eşyayı değiştirdikçe kendimizin de değiştiğini hissediyoruz; ve bu yolda değiştikçe, sonsuzluğa yaklaştığımızı, bütünlendiğimizi, derunî bir şuur içinde duyuyor, kurtuluşumuzu hakikat yapıyoruz”. Varlıklar ve eşyalar kâinattır ve az önce de izah ettiğim gibi insanla kâinat âhenk içerisinde olunca varlıklar ve eşyalar değiştikçe kendisinin de değiştiğini hisseder, bu değişimdeki memnuniyet ve rahatsızlığı bizzat kendisinde hisseder ve belki de en önemlisi sonsuzluğa yaklaştığını hisseder.
“Sonsuzluğa yaklaşmak” der Nurettin Topçu, çünkü yapılan “iş” belli bir amaç için yapılınca, bir yerden sonra yapılmamaya başlar, çünkü misyon bitmiş, kredi tükenmiştir. “Hareket”in ve “iş”in sürekli devam edebilmesi içinse, bu eylemlerin neticesinde sonsuza gidileceği bilinmeli, daha doğrusu hiçbir yere varılamayacağı bilinmeli, fakat sürekli yolda olunacağının da şuurunda olunmalıdır.
--- -- ---
Bu iki entelektüel hakkında daha birçok şey söylemek mümkün ancak sözlerimizi kısa ve öz bir şekilde özetlemek gerekirse Aliya İzzetbegoviç ve Nurettin Topçu’nun hayatından ve izledikleri yoldan almamız gereken ders, insanın ve bilhassa Müslüman’ın iyi olanı icra etmek için, kötü olanı ise değiştirmek, gerektiği yerde isyan etmek için yaşam sürmesi gerektiğidir.