Amerika’nın yeni başkanı Trump oldu, peki bundan sonra ne olacak?
Aylardır kendine cevap arayan soru sonunda cevabını buldu. Aslında detaylı incelendiğinde sorunun cevabı çoktan belliydi. Ama her türlü akıllarda bazı çetrefill
Aylardır kendine cevap arayan soru sonunda cevabını buldu. Aslında detaylı incelendiğinde sorunun cevabı çoktan belliydi. Ama her türlü akıllarda bazı çetrefilli sorular olacaktı, ki şimdi de var.
Aylardır Hillary Clinton’ın favori olduğu yazılıp çizildi, birçok kişi tarafından kendisinin Amerikan Derin Devleti’nin adamı olduğu da bilinmekteydi o halde neden Clinton değil de, Trump başkan oldu. Büyük ihtimalle herkes Trump’ın son zamanlardaki hareketlerini gerekçe gösterecektir.
O hareketleri bir hatırlayalım. Bir konuşmasında IŞİD’i, Obama’nın kurduğunu, ortağının da Clinton olduğunu söylemişti. Birkaç gün sonra şaka yaptığını söylese de bunun pentagondan gelen bir uyarının sonucu olduğu apaçık ortadaydı. Sadece bu olay Clinton’ın derin devletin adamı olduğunu göstermektedir ama neden Trump seçildi?
Birçoğumuzun zihninde çoğunluğun desteğini aldığı için seçildiğini söyleyenler olacaktır ama ABD gibi bir ülkede başkanı halkın değil derin devletin seçtiğini az çok tahmin edebiliyoruz.
Obama’nın başkan olduğu seçimlere dönelim. Bütün dünyada, ABD’de ilk defa bir siyahi başkan oldu diye yankılar oluşmuştu. Bu gerçekten de heyecan veren bir durumdu. Hem insanlara, hem Obama’ya, hem de pazarlamadaki yetkiyi elinde bulunduranlarda heyecan oluşturmuştu, bu da ABD’nin kuşkusuz ekonomisine yansıdı. Televizyonlardaki reyting örneği gibi düşünün, ne kadar sıradışı bir durum yaşanıyorsa reyting o kadar artıyor. Clinton da seçilseydi, ilk kadın başkan ünvanını alacaktı, yine aynı şey geçerli değil mi? İşte burada bütün suç Clinton’da, çünkü o heyecan atmosferini yaratamadı. Aksine, Trump onun Parkinson hastalığına yakalandığını söyledi, dahası “kocasını memnun edemeyen ülkesini nasıl memnun etsin?” gibi bir söz söyleyerek rakibini ezdikçe ezdi. Trump’ın karizması artarken, Clinton’ın karizması yerle bir oldu. Bu durumda derin devlet elbette ki Trump’ı destekleyecekti.
Peki derin devlet politikalarının aksine hareket eden Trump’ı seçmek bir risk değil miydi. Öncelikle ülkemizde SİRİZA’nın büyük heyecanla seçildiği döneme bakacak olursak, Tsipras’ın özellikle Batı Trakya Türkleri için bulunduğu vaatler nedeniyle büyük umutlar oluşmuştu. Ne var ki, seçimden sonra milliyetçi bir parti olan ANEL’le koalisyon yapıldı ve azınlık, bize düşman olan ANEL’e teslim edildi. İşte derin devletlerin böyle pratik çözümleri vardır.
Trump için de illa ki bir çözüm bulunacaktır ama ben her şeye rağmen yazımı rahmetli Necmettin Erbakan’ın sözüyle bitirmek istiyorum: "Bana ne Amerika’dan!"