Aristoteles’ten günümüz ırkçılarına bir ders
Irkçılık, hangi şartta olursa olsun tasvip edilmeyecek bir tutumdur. Birine karşı ırkçı davranmayı gerektirecek sebepler olsa da ırkçı bir insan erdemden iki se
Irkçılık, hangi şartta olursa olsun tasvip edilmeyecek bir tutumdur. Birine karşı ırkçı davranmayı gerektirecek sebepler olsa da ırkçı bir insan erdemden iki sebep nedeniyle uzaktır. İlkin başkasını aşağıladığı için, ikinci olarak ise kendisini yücelttiği için.
“Soykırım yapan, insan öldüren veya başka bir kötülüğe dahil olmuş millete şiir mi yazalım?” gibi sorular gelebilir akla. Şiir yazmak elbette ki gerekmiyor, ama kin beslemek asla gerekmiyor. Olması gereken şey davranışı eleştirmektir, şahısların icabına başka merciler bakacaktır ve unutulmamalıdır ki bir grubun yaptığı davranıştan ötürü içerisindeki masum üyeler mesul tutulamaz, aynı şekilde üyelerin yanlışlarından ötürü de grup mesul tutulamaz.
Şimdi gelelim dünya tarihinin en büyük 5 filozofundan biri olarak gösterilen Aristoteles’in 2 bin sene evvel ırkçılara verdiği derse. Aristoteles, bir devlette türdeşliğin olmasını eleştirmektedir, çünkü türdeşlik ona göre sürekli aynı notada müzik aleti çalmak gibidir. Müziğin estetik açıdan anlamlı hale gelebilmesi için farklı notalara ihtiyaç vardır, işte böylelikle Aristoteles farklılıkların önemine bu şekilde vurgu yapmıştır.
Ne var ki, bu felsefenin bakiyesi Batı Medeniyeti kendisinden olmayanı dışlamak üzerine kurulmuştur. Tabi dışlamaktan kasıt, yanından kovmak gibi masum bir anlam değildir. Dışlamak çoğu zaman soykırımlara, çoğu zaman da işkencelere dönüşmüştür. Bunlara dönüşmese de duygusal şiddete kesinlikle dönüşmüştür. Bu durumda kesinlikle bir soruyla müdahale etmek lazımdır: Belki geri kalmışlıkla, belki hainlikle, belki de barbarlık veya adaletsizlik gibi kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen bahanelerle insan öldüren, tecavüz eden, zorunlu göçe tabi tutan veya en azından nefret söyleminde bulunan insanın kendisi geri kalmış, hain, barbar ve adaletsiz değil midir? Özellikle medeniyetini oluşturan Aristoteles gibi bir üstadı tanımaması cehaletin dibi değil midir?
Batı medeniyeti henüz Ortaçağ’ın başında yani M.S. 5. yüzyılda bu değerlerini terketmiştir. Daha sonra Rönesans’la birlikte her ne kadar bu değerlerine geri dönmüş gibi gözükse de ahlak sistemi konusunda oldukça geri kalmıştır.
Peki, İslam medeniyetine bir bakalım. İlk fetihlerle birlikte Aristoteles dahil birçok filozofun İslam’a uyan görüşleri tercüme edilmiş, İslam’a uyarlanmıştır. Bu uyarlamaların etkileri İslam’ın altın çağlarında oldukça göze çarpmaktadır, nitekim etkileri günümüze kadar da devam etmektedir. Ne var ki, günümüzün büyük bir insanlık ayıbıyla nefret suçu işleyen ırkçıları Aristoteles’i unutmuş, Aristoteles’i üstat edinmiş bir medeniyeti barbarlıkla suçlamaktadır.