AZINLIĞI DEVLETE KARŞI KIŞKIRTAN KİM?
Azınlık Anaokulu talebini savunduğum bir yazımdan dolayı yargılandığım İskeçe 3 Hakimli İstinaf Mahkemesi’nde 3 yıl tecilli 6 ay hapse daha mahkûm edildim. Daha
Azınlık Anaokulu talebini savunduğum bir yazımdan dolayı yargılandığım İskeçe 3 Hakimli İstinaf Mahkemesi’nde 3 yıl tecilli 6 ay hapse daha mahkûm edildim. Daha diyorum çünkü aldığım cezalarla Yunan adaleti beni kevgire çevirdi. Onlarca para cezalarından sonra bir de hapis cezası.
Nisan ayında yargılandığım ceza mahkemesinde 8 aylık hapis cezasına çarptırılmıştım. Kararı temyiz ederek istinaf mahkemesine taşımıştım. 30 Eylül Salı, 2014’te görüşülen istinaf cezam 6 aya düşürüldü.
Son zamanlarda azınlık gazetecilerine açtığı davalarla dikkat çeken Avukat Steryos Yalaoğlu’nun şikâyeti üzerine Savcılık tarafından açılan davada iddia makamı adına şahitlik yapanlar, Steryos Yalaoğlu ve Doğu Makedonya Trakya Eyaleti Eğitim Koordinatörü Savvas Melissopulos oldu. Benim şahitlerim ise İskeçe Siriza Milletvekili Hüseyin Zeybek ve Millet Gazetesi Sahibi ve Koordinatörü Bilal Budur oldu.
İddia makamı, Şahin köyü başta olmak üzere Batı Trakya çapında Azınlık’ta meydana gelen kayıt sorunu üzerine, azınlığın bu haklı talebine destek mahiyetindeki 29.08.2012 tarihli köşe yazısındaki tespitlerimin toplumu kışkırttığı ve devletin kanunlarına karşı isyan ettirdiği gerekçesiyle beni “milli tehlike” olarak tarif etmiş ve 3 yıla kadar hapsimi talep etmişti.
Azınlığı kışkırtarak özellikle Balkan Kolu’ndaki çocukların anaokuluna devam etmemesi ve dolayısıyla İlkokula kayıt olamama krizinin yaşanmasının müsebbibi olarak suçlandım. İddia makamına göre Azınlığı kanunlara karşı isyan ettirerek, 2012’de Şahin’de meydana gelen kayıt sorunu başta olmak üzere Batı Trakya çapındaki kayıt sorunun yaşanmasına sebebiyet verdim.
BAŞKA BİR ÜLKENİN ÇIKARLARINA HİZMET ETMEK(!)
Türkçe müfredatlı anaokulu istemekle beni “başka bir ülkenin çıkarlarına hizmet etmek”le suçlayan avukat Yalaoğlu, Yunanistan için çok tehlikeli bir yayın çizgisi izlediğimi ve cezalandırılmadığım taktirde yazılarımın ileride çok daha tehlikeli bir boyut kazanacağını söylerek mahkemeyi etkilemeye çalıştı. Hangi ülkeye hizmet ettiğini henüz tespit edemediğim bu kişi böylelikle beni imalı bir şekilde vatan hainliğiyle de suçlamış oldu.
Hakkınızı adam gibi savunduğunuz zaman bu ülkede Türkçe-Yunanca anaokullarına tahammül edemeyenler sizleri “vatan haini” ilân eder. Bu davanın ön soruşturması için emniyete gittiğimi hatırlarım. Orada buna benzer ithamlarla psikolojik dayağa maruz kalmıştım. Sorgu memuru bana: “Neden Azınlığa Türk diyorsun. Bu, Lozan Antlaşmasına aykırıdır. Balkan bölgesinde de Pomaklar yaşıyor, sen ise gazetedeki yazılarında onlara da Türk diyorsun. Böyle demeye devam edersen vatanseverin biri bir gün bir taşla kafanı kırabilir.” demişti.
Artık biliyorum ki, bu ülkede hak aramak, taş da dahil bir çok şeyin başınıza gelmesine sebep olur. Ne demişler: Her şeyin bir bedeli vardır.
HAKLI TALEPLERİMİZ, ASILSIZ İDDİALAR VE YÖNETİMİN HAKSIZLIKLARI
Milletvekili Hüseyin Zeybek ve ortağım Bilal Budur şahit olarak yaptıkları savunmada, söz konusu iddiaların Azınlığın gerçekleriyle örtüşmediğini, Azınlık anaokulu talebinin Azınlığın yıllardan beri haklı bir talebi olduğunu, bu talebin gerek Meclis’te ve gerekse değişik platformlarda dile getirildiğini, ancak karşılık bulamadığı için haklı olarak kayıt krizinin ortaya çıktığını belirttiler. Benim toplumu kışkırtmak ve kanunlara karşı isyan ettirerek kargaşa oluşturmak için yazı yazacak bir kişi olmadığımı, tam aksine toplumdaki kargaşaları önlemek için gayret ettiğimi, Anaokulu talebi ve kayıt sorununun yazılarımdan dolayı değil, olması gereken Azınlık anaokullarının olmamasından kaynaklandığının altını çizdiler.
VATANDAŞI KIŞKIRTAN, GÖREVİNİ YAPMAYAN YÖNETİMDİR
Savunmamda, toplumu devletin kanunlarına karşı gelmek için kışkırtmak ve kargaşaya sebebiyet vermek gibi bir niyetle asla yazmadığmı, tam aksine toplumun sorunlarının çözülmesi için devletin dikkatini bu soruna çekmek için yazdığımı söyledim. Gazetecilik görevimi yerine getirdiğimi ve bir azınlık ferdi olarak Lozan ve ikili devlet ptotokolleri gereği kazanılmış bir hak olan Türkçe-Yunanca Azınlık Anaokulları talebini yazdığımı, toplumu isyan ettirenin sorunları dillendiren gazetecilerin değil, vatandaşına karşı olan görevlerini yerine getirmeyen devletin olduğunu altını çizerek belirttim.
İskeçe’nin en iyi ceza avukatlarından biri olan avukatım Yannis Barkas da savunmasında kanun, emsal teşkil eden dava ve içtihatlarla iddia makamının iddialarını tek tek çürüterek suçlamaların mesnetsiz olduğunu ve Azınlık hakları için mücadele eden şahsımın berat etmesi gerektiğini dile getirdi.
MAHKÛM EDİLEN AZINLIK, İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜDÜR
Mahkeme, savcının ısrarcı tutumu üzerine zorlama bir kararla beni 3 yıl tecilli 6 ay hapis cezasına ve mahkeme masraflarını ödemeye mahkum etti. Davanın sonunda ne yapsak yiyecektik, kanaatine varmış olduk. Yani ki, mutlaka bir ceza vererek devlet şahsımda Azınlığa gözdağı vermiş oldu, kanaati hakim oldu. Zımnen, oturun oturduğunuz yerde ve hak istemeyin. Ne veriyorsak o. Ondan fazlasını isterseniz Cengiz Ömer gibi olursunuz, denmiş oldu.
Netice itibariyle Batı Trakya Türk Azınlığı’na bir darbe daha indirildi. Demek ki, Yunanistan’da ifade ve basın özgürlüğünü yorumlarıyla savcılar, kararlarıyla hakimler belirliyor.
Azınlığın kazanılmış bir hakkı olan anaokulu talebini savunduğum için halkı kışkırtmak suçundan 6 ay hapse mahkûm edildim. Aslında şahsımda Azınlık mahkûm edildi. Ayrıca ifade ve basın özgürlüğü mahkûm edildi.
Azınlığın kaderi bu, hem haklı, hem suçlu. Hakkımızı talep ettiğimizden dolayı suçluyuz. Bu adalet anlayışıyla sonumuz belli: karanlık. Azınlık olarak Yunanistan’da oldu bittilerle karanlık bir geleceğe mahkûm ediliyoruz.
Türkiye’de Azınlık hakları verildikçe, Yunanistan’da tam tersi oluyor. Azınlık eğitimi başta olmak üzere Azınlık Haklarımız ve temel insan hakları olan basın ve ifade özgürlüğü baltalanmaya devam ediyor.
Bu kararla biz kez daha Batı Trakya’da Azınlık gazetecisi olmanın ne kadar zor olduğunu anladık. Bu karar, basın özgürlüğüne vurulmuş büyük bir darbe ve özellikle Azınlık basınını susturmaya yönelik bir harekettir. Temennimiz, bundan sonraki davalarda adaletin yerini bulmasıdır. Olmazsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar yolu var.
Azınlık Haklarını ve en önemli haklarımızdan Azınlık Anaokulu talebimizi her fırsatta ve her platformda dillendirerek savunuyoruz. Azınlık Anaokulu, kazanılmış hakkımızdır. Her yerde olduğu gibi mahkemede de bir kez daha hep birlikte dile getirdik ve bundan sonra dile getirmeye devam edeceğiz.