“Biz Bitmedik Buradayız, Haklarımız İçin Ayaktayız...”
İskeçe Merkez Türk Azınlık İlkokulu’ndaki öğrenci velileri, yönetimin haksızlıklarını haykırmak ve haklı taleplerini dile getirmek amacıyla bir eylem düzenledi.
İskeçe Merkez Türk Azınlık İlkokulu’ndaki öğrenci velileri, yönetimin haksızlıklarını haykırmak ve haklı taleplerini dile getirmek amacıyla bir eylem düzenledi. Geçen hafta (21 Aralık 2015) göğsümüzü kabartan bu eylemi gerçekleştiren kardeşlerimizi bu vesileyle tebrik ediyorum. Çünkü Batı Trakya Türk Azınlık okullarını her fırsatta zayıflatmak, kapatmak ve Azınlık Eğitimi’ni ortadan kaldırarak Türk Azınlığı asimile etmeyi hedefleyenlere karşı direnişin tarihi örneklerinden birini sergilediler. Onlar Azınlığın daha bitmediğini, diri ve ayakata olduğunu gösterdiler.
Bu eylem, birilerine göre basit ve gereksiz bulunabilir belki, ama onlardan başkası da beklenemez zaten. Varsın bu olay onlar için basit ve küçük olsun. Onlar için küçük, ama Azınlık ve İnsan Hakları için büyük bir olaydır.
Yıllardır süren Azınlık Davası’nın müntesipleri olarak Batı Trakya Türkleri, ne yazık ki, gün geçtikçe körelmiş, paslanmış, toplumsal hareket kabiliyeti kaybolmaya yüz tutmuş bir görüntü sergiliyordu. Bu yüzden sıkça “Bu Azınlık ne hale getirildi” serzenişleri duyulur oldu. Zaten bütün gaye, Batı Trakya Türk Azınlığının bu “hale” getirilmesiydi.
Bir devlet politikası gereği, birileri, yıllardır Azınlığımızı halden hale sokma çabasıyla durmadan uğraş vermektedir. Bunlar projeleri çizdikten sonra gerek kendi içinden ve gerekse bizim içimizden satın alıp yetişdirdiği piyonlarla Azınlığı köreltmenin ve en sonunda da asimile etmenin gayreti içerisidedirler.
Demem o ki, sorun toplumda değil, onların “aydın” ve “yol gösterici” konumundaki kişilerdedir. Toplumumuz kendisini ilgilendiren meselelerde her zaman gereken sorumluluğu ortaya koyacak durumdadır. Yeter ki, gereken ortam ve şartlar oluşsun. En önemlisi de onu doğru bilgilendirecek ve yönlendirecek sağlam lider ve aydınlar olsun. 29 Ocak’lar bunun en bariz örneklerinden biridir. Milli Kimliğin inkar edilerek Azınlığın varlığının yok sayıdığı gün, insanlarımız gereken tepkiyi hemen koymuş ve milli refleksini konuşturmuştur. En demokratik bir şekilde eylemler yaparak inkar edilen Türk Kimliği için yürüyüş ve oturma eylemleri düzenlemiştir.
Azınlığın refleksleri sürekli ölçülmeye çalışılıyor. Okullarda yapılan da o... Habire yeni uygulamalar getirilerek milli ve dini hassasiyetlerimizle oynanıyor. Bu şekilde de bu konulardaki reflekslerimiz test ediliyor. Cuma uygulaması da bunlardan biri. Kitap ve öğretmen yetersizliğinde de öyle...
Bizler bu haksız uygulamalar karşışında gereken refleksi gösterip uygun tepkilerde bulunmadığımızda “Bunların işi bitiyor devam edelim” diyorlar. Bizleri oya oya, azar azar bitiriyorlar bu şekilde.
Eylem yapanlardan Allah razı olsun. Sadece İskeçe’de değil, aynı zamanda Gümülcine ve Dedeağaç’ta okulların kapanmaması ve yeni okulların yapılması için girişimlerde bulunan ve toplumsal farkındalık oluşturan kardeşlerimizden de razı olsun. Azınlık Hakları için samimi gayret içerisinde olan bütün kardeşlerimizi kutluyorum. İyi ki varlar. Onların bu gayretleri, azınlığın işinin henüz bitirilemediğinin kanıtıdır. “Biz bitmedik buradayız, haklarımız için ayaktayız” demektir.
2008’de yine aynı okulda eğitim haklarımız için yaptığımız eylem ve şehirdeki yürüyüşü hatırladım. Neler çektik bunu yapana kadar. Azınlık ileri gelenlerinin çoğu yapmak istemediler. “Ne gerek var yürüyüşe, ırkçıları provoke etmeyelim” dediklerini hiç unutmuyorum. Yürüyüş yapanları kışkırtıcılık ve şov yapmakla suçlamışlardı. Lâkin büyük katılımlı bir yürüyüşle başarılı bir eylem gerçekleşince, herkes bu kez ben yaptım deme yarışına girmişti. Bazıları o kadar pişkindi ki, zahmet edip ne katıldılar ve ne de en ufak bir açıklamada bulunmadılar. Neyse, tarih onları da kaydetti ve kaydetmeye devam ediyor.
Evet, sanılmasın ki bunlar unutuluyor. Zamanı gelince her şey hatırlanır ve hatırlatılır. İnsan unutur ama toplumsal hafıza unutmaz. Özellikle de toplumu ilgilendiren meseleleri. Millet, toplumun faydasına olacak en ufak katkı yapanı da unutmaz, tam tersi en ufak bir zarar yapanı da.
Yeri gelmişken sormak istiyorum: Azınlık okullarına sahip çıkmak için eylem yaparken bizim şeçilmişlerimiz neredeydi? Halklarıyla birlikte omuz omuza ve hatta bir adım öne çıkarak mücadele etmeleri gerekmiyor muydu? Muhalefetteyken başkalarını acımasızca eleştirenler bu eylemlerde yok. Azınlıkla ilgili hiçbir eylemde göremiyoruz. Neden? Ama iş particiliğe ve parti eylemine gelince milleti eyleme çağırmasını biliyorlar! Bıraksınlar bu ucuz siyaseti ve biraz da toplumlarının yanında olsunlar. Bu kadar bencillik ve partizanlık olmaz.
Bu eleştirileri yapınca yanlış bulup kızıyorlar, ama Çoğunlukla birlikte sözde “Küçük Asya Felaketi’nde işlenen soykırımda ölen Rumlar için” anma törenlerine Azınlığa rağmen gidecek “cesareti” bulanlar, Azınlık Hakları ile ilgili bir eylem veya törende yer almıyorlarsa bunu eleştirmemek yanlış olur.
Kendilerini eleştirenleri bölücü ve hatta hain ilan etmekte hiç çekinmeyen şımarık seçilmişlere bir tavsiye: Kendi toplumunuzun bir parçası olan insanları sizlere ve yandaşlarınıza “muhalefet” edip eleştirince hiç çekinmeden ve acımasızca bölücü ve bozguncu ilan ediyorsunuz ya, bunu da yapın tabii, ama aynı “cesareti” ve “acımasızlığı” biraz da partinize yöneltin. Çok değil biraz... Sıkıyorsa tabii...
Son söz: Ey toplumun seçilmiş, lider ve kendini ayrıcalıklı sanan “büyük” adamları! Cesaretiniz varsa, azamet ve cevvalliğinizi, sevseniz veya sevmeseniz kendi insanınıza değil, insanınıza kasteden zalim yönetime gösterin. Asıl büyüklük bundadır.