Biz kimlik kavgalarını yapaduralım, birileri de geleceğimizi şekillendirsin

Son birkaç haftada meydana gelen olaylardan sonra birçok şey yazıldı çizildi, bazı insanlarımız kimliğini yeniden sorguladı, bazısı yeniden inşa etti, bazısı da

Köşe Yazıları 13 Aralık 2017
Biz kimlik kavgalarını yapaduralım, birileri de geleceğimizi şekillendirsin

Son birkaç haftada meydana gelen olaylardan sonra birçok şey yazıldı çizildi, bazı insanlarımız kimliğini yeniden sorguladı, bazısı yeniden inşa etti, bazısı da olduğu gibi muhafaza etti. Ne var ki kimse olaydaki gerçeklerin farkına varamadı.

“Sen benim ırkıma nasıl dil uzatırsın?” gibi sözlerle bu konuda aslında ne kadar az söz sahibi olmamız gerektiğini kanıtlıyoruz. Nasıl oldu bilmiyorum ama Türkçe’de ırk kavramı etnisite kavramı yerine geçmiş. Yunan deyince, Türk deyince, İngiliz deyince ırk anlaşılıyor. Türklük diye bir ırk yoktur, Yunan, İngiliz, Alman, Arap, Çin ırkı diye bir şey de yoktur. Irk dünyada üç çeşit olup bunlar beyaz (Kafkas), sarı (Mongol) ve siyah (Afrika) ırklarıdır.

Dolayısıyla bizim kavgasını ettiğimiz şey de ırk değil etnisitedir. Irk, anlaşılacağı gibi biyolojik özelliklere atıfta bulunmaktadır, etnisite ise ortak kültüre. Bu da demek oluyor ki, kafatası ölçümleri, kemik ölçümleri, ten rengi, göz rengi gibi biyolojik unsurlarla insana atfedilen kimliklerin hakikatle bağdaşır hiçbir yanı yoktur. Gerçekte etnik kimlik, bulunduğu sosyal çevre içerisinde şekillenen, tarihsel süreç içerisinde alınan ve aktarılan bir olgudur.

Peki bu kavgalar neyin kavgası? Bilmem kaça ayrılan kimlikler gerçekten ayrışmayı mı, yoksa bütünleşmeyi mi temsil etmektedir? Öncelikle etnik kimliğimizin yanında taşıdığımız dini kimliğimizi de dikkate alacak olursak, az önceki sorunun cevabı açığa çıkmaktadır. Fernand Braudel’in İslam Medeniyeti tanımlamasında “İslam dışındaki toplumların anlam veremeyecekleri bir hoşgörüye sahiptirler” ifadelerin kullanır. Dolayısıyla İslam Medeniyeti’nin bakiyesi olan insanlar hem kendi aralarında etnik kimliği her ne olursa olsun (Laz, Gürcü, Çerkez, Roman, Arap, Kürt) anlaşmak zorundadır, hem de öteki diye tabir edeceğimiz Gayrimüslim’lere mümkün olan en iyi hoşgörü timsaliyle yaklaşmak zorundadır. Bunlar Hristiyanmış, Yahudiymiş, Ateistmiş hiç farketmez. Çünkü, güneşi sevmeyen bir insanı güneş yakarsa o insan güneşten daha da uzak durmaya bakar, onun yerine güneş sıcaklığını, ışığını göstermelidir ki onu kendine çekebilsin.

Ve biz şimdi bu coğrafyanın kimliklerindeki zenginliğin farkına varamıyorsak ileride büyük sorunlar yaşayacağız demektir. 90’ların başında Sovyetler yıkıldığında iki önemli tez ortaya atılmıştı. Bunlardan birincisi Francis Fukuyama’nın “Tarihin  Sonu ve Son İnsan” tezi. Burada tarihin sonundan kasıt, bundan sonra tarihin değişmeyeceği ve tarihte zirveye oturulduğudur. Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte dünya iki kutuptan tek kutuba geçiş yaptı, daha açık olmak gerekirse, sosyalizmle liberalizm arasında süren kavganın galibi liberalizm oldu ve egemen güç haline geldi. Dolayısıyla Fukuyama burada Amerika’yı yere göğe sığdıramayıp yüceltmekle birlikte Amerika’yı artık tek doğru yol olarak göstermektedir, yani bir nevi insanlığı liberal ekonomiye hazırlamıştır.

İkinci olarak Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezinde ise Fukuyama’dan farklı olarak ilerideki medeniyet savaşların kültürel olacağını beyan etmiştir. Amerika’nın varlığını sürdürmesi için kendisine sürekli düşman aradığı bir gerçek, Nitekim Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte Huntington’ın da yönlendirmesiyle yeni düşman olarak İslam’ı seçmiştir ve günümüzde geçmişte El-Kaide, Taliban gibi oluşumlarla başlayıp, DAEŞ’e kadar varan maceranın da temeli burada yatmaktadır.

Amerika bu şekilde büyüdükçe büyüdü ve evrenselliğini ilan etti, tabi bunun sonrası da var. Hiç sevmesem de biraz komplo teorilerine bakalım. Günümüzde çok yaygın olan bir teoriye göre dünya devletlerinin sayısı binleri aşacak, bu şekilde zayıf duruma düşecek olan devletler başkasının kontrolü altına girecek. O başkası da bütün dünyayı yönetecek olan merkezi bir yönetimdir, dolayısıyla bu tür komplo teorilerine göre gelecekte dünyada tek bir devlet olacaktır.

Dünyada tek bir devletin olması ve bütün insanlığı yönetmesi tabi ki de saçma gözüküyor ama Fukuyama ile Huntington’dan ziyade 21. yüzyıla damga vurmuş 3 ciltlik bir tez daha mevcuttur, bu da Manuel Castells’in ağ toplumu tezidir. Bir teori haline gelmiş olan bu tezde modern ve postmodern toplumun ötesinde günümüzde bir ağ toplumunun varlığından söz edilmektedir. Nedir bu ağ toplumu? Dünyada herkesin birbiriyle bağlantı içerisinde olabileceği ve akabinde az önce belirttiğimiz devletlerin güçsüzleşmesini doğuracak bir toplum tipi. Görüldüğü gibi 25 sene önce Fukuyama ile Huntington’ın yaptığını 10 sene kadar önce Castells yaparak insanlığı yeni bir sürece hazırlamaya teşebbüs etmiştir.

Bu yüzdendir ki aramızda yaptığımız kimlik kavgaları kendi kimliğimizi güçlendirmekten ziyade, ötekini güçlendirecek ve çatışmaya yol açacaktır. Çatışmaya yol açılınca da devletler bölünecek, nitekim Ortadoğu’da Arap baharıyla başlayan bölünmeler hepimizin gözü önündedir. Şu an Libya üçe bölünmüş, Suriye kaça bölünmüş belli değil, bunların ötesinde Avrupa ülkeleri de artık bölünmenin eşiğinde. Bu yüzden Yunanlarla Türkler olarak ırkçılık kavgalarını bir kenara atıp aramızdaki ilişkileri nasıl düzlüğe çıkarabileceğimize bakmalıyız.

Bir hatırlatma: Fukuyama ile Huntington aynı zamanda Pentagon’da danışman olarak çalışmıştır.
Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr