Bizi bir arada tutamayan bağlar
İnsan, insanla yaşayan bir varlıktır. İnsanla yaşaması illâki karşısında birinin olmasını gerektirmez, insanın kendisiyle yaşaması da insanla yaşaması anlamına
İnsan, insanla yaşayan bir varlıktır. İnsanla yaşaması illâki karşısında birinin olmasını gerektirmez, insanın kendisiyle yaşaması da insanla yaşaması anlamına gelir. Kendi kendine konuşması, kendi kendini hesaba çekmesi...
İster tek başına olsun ister başkasıyla, bu eylemi gerçekleştirdiği ölçüde insan, insandır. Kendi kendine konuşunca insan, insanla yaşar ama aynı zamanda da insan için yaşar. Sıkıntı ise başkası için değil kendisi için yaşamasıdır. Zaten başkası için yaşamak öyle herkesin harcı olmayan bir şey. Kolay mı başkası için dertlenmek, hatta başkasının yerine dertlenmek? Kim, neden uğraşsın başkası için? Hele ki başkasının dertlenemediği şeyler için dertlenirken başkasını da aynı şey için dertlenmeye zorlayınca her halükarda o başkasını rahatsız etmiş oluruz. Gamsız adam, bazen edepsiz der bazen cahil. Nereden bilsin kendi derdi için dertlendiğini?
Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu doğru tespit ettiyse, toplumların yüzde 10’u ancak başkaları için dertlere kapılır, yüzde 10’u “Benim derdim başkasının derdidir.” derken, geri kalanı ise “Benim derdim bana yeter.” der ve geçip gider.
Gerçekten toplumun yüzde 10’u insanların derdiyle ilgileniyorsa pek de karamsarlığa kapılmaya gerek yok. Sonuçta herkesten mükemmel olmayı bekleyemeyiz, hatta yüzde 10’luk bir kesim çoğu zaman bir toplumun selameti için yeter de artar bile. Peki yüzde 10, yüzde 1’e düşerse ne olacak?
Yüzde 1’lik kesim artık boşa kürek çekmektedir. Kürek çekmekten gelen tek fayda vicdan rahatlığıdır, ama yine de tam olarak rahat değildir. Dedik ya, onun için dert başkasının derdidir diye. Yüzde 99’un dert etmediği konuları onların yerine yüzde 1’lik kesim dert eder ve yine de bir vicdan rahatlığına kavuşamaz çünkü yüzde 99’un vicdansız olup bundan rahatsız olmaması yine onu rahatsız eder.
Toplumlar, toplum olmak için onları bir arada tutan bağlar ararlar veya hazır bulurlar. Hazır bulanlara ne mutlu, bağları koparılıp arayışta bile olmayanlara ise ne yazık! Bazılarına ise bağlar verilmiştir, ama onları bir arada tutmak için değil, uzaklaştırmak için. En yakınımızdakine ulaşmak için bağa tutunup gitmemiz gerekirken bağ dikenlerle donatılmıştır, en sonunda “Hay ben böyle bağa...” deyip, canımızın yanmasındansa yalnız başımızda yerimizde oturmayı yeğleriz. Bazen özleriz, yine deneriz yine canımız acır, bu sefer daha büyük bir kibirle “Yeter artık, biraz da o denesin” deyip iyice beklemeye koyuluruz.
İlk başta saygımız veya sevgimiz veyahut her ikisi sayesinde yakınlaşmak istedik. Yakınlaştıkça, ulaşamayacağımızı anladık, önce saygımızı sonra sevgimizi yitirdik, ama en önemlisi başkasının da bize ulaşırken aynı bağa tutunarak gelmesi gerektiğini ve onun da canı yandığı için gelememiş olabileceğini unuttuk. Belki o da dertlendi gelemedi diye, ama biz onun için dertlenmeyi unuttuk, gerçi onun da bizim için dertlenmeyi unutmuş olması muhtemeldir.
Tabii birbirlerine bağla bağlı, ama birbirine ulaşamayan insanlar tek başına kala kala o bağları bir şekilde etkisiz hale getirme yolunu buldu. Kimisi çözümü direk bağı kesmede buldu, kimisi ise eldiven giyip o şekilde karşıdan karşıya geçmede. Kendi derdinde olanlar hala az önce unuttuklarını söylediğim şeyleri hatırlamadan sadece içlerindeki gururla başkaların onlara ulaşmasını engellemeye çalıştı veyahut başkasına ulaşmalarını engellemeye çalıştı. Başkasının derdiyle dertlenenler eldivenlerini giymiş ilerlerken, başkalarını da dikenlerden kurtarmaya giderken, “Benim hizmetimde çalışacaksın yoksa bağlarını keserim” diye bir tehdit alır. Ne yapsın zavallı? Yerinde durur ve bekler.
Kimse kimseye gidemez oldu, ama akıllarına gelmeyen bir şey vardı. Madem kimse kimseye gidemiyordu, gitmeyi yasaklayana da kimseye gidememeliydi. Dedim ya, insan insanla birlikte olunca insandır. Bazen tek başınayken de kendi kendini sorgulayarak bu ihtiyacını giderebilir ve yine insanlık rolüne devam edebilir. Peki, ama kendi kendisiyle hesaplaşamayan insanın çevresindekilerden başka kimsesi var mıdır? Dahası çevresinde birilerinin olmasını hakediyor mu? Herkesi kendine muhtaç kılan aslında herkese muhtaç olduğu için herkesi kendine muhtaç kılmıştır. Diğerleri de bunun farkına varmalıydı, onlar bir kişiden kopunca hiçbir şey kötüye gitmeyecek, tam tersine daha hür yürüyeceklerdi. Herkese muhtaç olan ise gittikçe daha fazla muhtaç olacaktı çünkü kendi kendisiyle vakit geçirmeyi bilmiyor, kendisiyle hiçbir zaman hesaplaşmamıştı, kendi kendine hiç muhtaç olmamıştı.
Ne mutlu kendi kendine muhtaç olanlara!