Bölüneni Kurtlar Yiyor
Orta Asya döneminden olan bir Türk şarkısında denildiği gibi “Bölüneni Kurtlar Yiyor”. Bu hafta bu konuyla alakalı hep rahatsızlık duyduğum bir şeyden bahsetmek
Orta Asya döneminden olan bir Türk şarkısında denildiği gibi “Bölüneni Kurtlar Yiyor”. Bu hafta bu konuyla alakalı hep rahatsızlık duyduğum bir şeyden bahsetmek istiyorum. Bu konu; çoğunlukla bölgemizin ileri gelen büyükleri üzerinde gözlemlenen kibir duygusu, buna müteakip oluşan bölünmedir.
Aylar önce "Batı Trakya’nın 'The Godfather'ları" başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda büyük adamlarımızın baba psikolojisi içerisinde olduklarına vurgu yapıp bazı tutumlarını eleştirmiştim. Bu yazıda da aynı şekilde baba psikolojisinin bir türevi olan bölünmeye değineceğim.
Öncelikle, bu yazıyı okumaya devam edecek olanların baba psikolojisini bir kenara atarak devam etmelerini rica edeceğim, çünkü sonrasında düşüncelerim yanlış anlaşılıyor. Esasında, halk olarak en büyük sorunumuz alttan almayı bilmemektir. Bu konuda tutumunu aynı şekilde devam ettiren babalar farkında olmadan çocuklaşıyorlar ve ne yazık ki bir topluluğun çocuklar tarafından yönetilmesi düşünülemez.
Hal böyleyken, halk ve yöneticiler arasında bir mesafe beliriveriyor ve tabakalaşma kaçınılmaz oluyor. Bu durumda yöneticiler halka ezik, görgüsüz, cahil gözüyle bakarken, yöneticiler halk için küstah, bencil, kibirli haline geliyor.
Özellikle son zamanlarda, sosyal medyada belki de daha önce birbirlerini hiç görmemiş bir grup insanın normalde yığın olmaları gerekirken çok şaşırtıcı bir şekilde grup halinde hareket ettiklerini görmekteyiz (bkz: “Batı Trakya Halkı Neden Örgütlenemiyor?” başlıklı yazımda grubun özelliklerini belirtmiştim).
Yöneticilerin hatalarını çok iyi gören bu grubun en dikkat çekici özelliği ise kendilerini hidayette, cümle alemi dalalette zannetmeleridir. Kendi birikimleri sonucunda belli bir tutum sergilemeleri elbette ki takdire şayandır, ancak bu başkaldırının bir bütün halinde olması çok daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
--- -- ---
Şimdi Batı Trakya’da Türklere ait her çeşit derneği, kulübü, birliği, kurumu aklınızda bir canlandırın ve hangisinin hiç kimseyle sorunu olmadığını bir düşünün. Öyle bir grup yok. Denilebilir ki “Ben kendi görevimi yapıyorum, ama sürekli sorun çıkartan başka birileri var”. Bu konuda genel bir mesaj göndermek gerekirse, “Herkes kendi kapısının önündeki çöpü temizlerse, bütün evlerin önü tertemiz olur” diyorum.
Son olarak, eğer bu yazıyı okurken en ufak bir rahatsızlık duyuyorsan bil ki, kendini sorguya çekmen gerekir. Eğer “Sen kim oluyorsun da bunları konuşuyorsun” gibisinden bir şey deme ihtiyacı duyuyorsan davranışlarını gözden geçirmen gerekir. Eğer “Ben zaten bu tariflere uymuyorum” diye düşünüp sıyrılmaya çalışıyorsan kendini revize etmen gerekir. Kısacası beni ezik, görgüsüz, cahil veya küstah, bencil, kibirli olarak görüyorsan miyopun artmış, gözlük numaranı arttırman gerekir demektir.
Yazımı ilk başta bahsettiğim şarkının bu konuyla alakalı olduğunu düşündüğüm bazı sözleriyle bitiriyorum:
Ömür de tez gelip geçer
Hayaller de tez gelip geçer
İyi kullan elinde duranı
Olmasın için zaman ahir
Kime gerek yetim başın?
Yurdun için doğurulansın.
Turan oğlu gevşemesin,
Turan tuğu yere yığılmasın.
Yurdun kanı ülkeye dönse
Hiç bir yerlerde kala kalmasa
Esneme! esnemen yeter
Ey Turanın öz balası
Köklerinden söküp atın
Efendisi nerede Gökbörünün?
Dostu nerede bozkırın?