Devletin azınlığımıza bakışı değişmedikçe...

Uzun bir aradan sonra hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Biz Batı Trakya Türkleri yıllardır bu topraklarda yaşıyoruz. Vatandaşı olduğumuz ülkemiz Yunanistan’ın

Köşe Yazıları 22 Aralık 2011
Devletin azınlığımıza bakışı değişmedikçe...

Uzun bir aradan sonra hepinizi muhabbetle selamlıyorum.

Biz Batı Trakya Türkleri yıllardır bu topraklarda yaşıyoruz. Vatandaşı olduğumuz ülkemiz Yunanistan’ın kanunlarına, vatandaşlık bilinci içerisinde uymaya çalışıyor, ancak bunun yanında azınlık olarak haklarımızın mücadelesini de vermeye gayret ediyoruz.

Batı Trakya Türkleri’nin tarihine bakıldığında yaşadığı bu ülkeye hiçbir zaman ihanet etmediği, hiçbir zaman isyana kalkışmadığı, kaba kuvvet kullanmadığı açık bir şekilde görülmektedir. Haklarımızı her zaman barışçıl yöntemlerle aramaya gayret ettik, demokrasinin sınırları dışına çıkmamaya özen gösterdik. Ancak biz Batı Trakya Türkleri olarak ülkemize ve devletimize gösterdiğimiz hoşgörü ve sadakatin karşılığını hiçbir zaman alamadık. Çünkü bu devlet bizleri yıllardır potansiyel tehlike olarak gördü ve maalesef bugün hala görmeye devam ediyor.

Devletimizin bizleri halen potansiyel ve milli tehlike olarak görmeye devam ettiğini zikretmek istemezdim aslında. Gerçekten bu zihniyetin değişmeye başlayacağına inanmaya başlamıştık. Somut deliller olmasa da kendimizi buna inanmaya zorladık biraz, ama nafile.

Son yıllarda bazı azınlık sorunlarının çözümü noktasında hükümet ve devlet nezdinde bazı görüşme ve istişarelerin yapıldığını hepimiz biliyoruz. Diğer yandan Türkiye ile olan ilişkilerin gelişmesi ve Türkiye’de Rum azınlığa karşı uygulanan samimi politikalar bizleri de burada oldukça umutlandırmıştı. Biz umutlandık ama umutlarımız yine boşa çıktı galiba.

Biliyorsunuz bunda birkaç hafta önce SÖPA mezunu öğretmenlerimiz heyecanla bir seminere hazırlanıyordu. Türkiye’den gelen ilkokul kitaplarının yazarları gelip burada bu kitapları okutan öğretmenlere üç gün boyunca seminer vereceklerdi. Ama maalesef gelemediler. Çünkü seminerlerin düzenlenmesi son anda iptal edildi.

Kanaatimce olay şöyle gelişmiştir. Bu seminerin gerçekleşmesi için iyi niyetli ve demokrasinin gereklerine inanan bürokratlar samimi gayretlerini gösterdiler ve bunun yapılacağını ilan ettiler. Tam olacaktı ki bu kez “derin devlet” veya “kalıplaşmış-körelmiş devlet”, bizleri potansiyel milli tehlike olarak gören anlayış devreye girdi ve bu semineri iptal etti. Bu zavallılar kendilerince ülkenin çıkarlarını koruduklarını zannediyorlar ama bu yaptıklarının ne kadar büyük bir acziyet ve zavallılık olduğunu bilmiyorlar.

Bunlara sorsanız belki de vatan elden gidiyor derler. Bu zihniyete göre Türkiye’den birkaç kitap yazarı gelip buradaki öğretmenlere seminer verse, bu öğretmenler de haliyle çocuklara daha güzel Türkçe öğretecekler, daha güzel Türkçe öğrenen bir azınlık da bu ülke için her zaman büyük tehlike olmaya devam edecektir.

İşte bu bakış açısı yıllardır devletin ve derin devletin azınlığımıza karşı değişmeyen bakış açısıdır. Bu bakış açısının nerelere kadar vardığını daha iyi anlayabilmek adına size yaşadığım küçük bir hadiseyi anlatmak istiyorum.

İskeçe Merkez Türk ilkokulunda üç yıldır encümenlik görevi yapıyorum. Evvelki yıl okulumuzda iki öğretmen arasındaki anlaşmazlık maalesef mahkemeye taşındı. Yine maalesef bu arkadaşlardan birisi de biz encümen heyetini şahit olarak belirtmiş. Mahkemeye taşınan bu konu eğitim koordinatörlüğünde de iç soruşturma yapılmasına sebebiyet verdi. Bizleri de ifade vermek için İskeçe’deki eğitim koordinatörlüğüne çağırdılar. Gidip ifademi verdim. Bana, ifadeleri temize çektikten sonra imza için çağıracaklarını söylediler. Aradan üç beş gün geçtikten sonra imzaya çağırdılar. İmzalamadan önce son bir kez verdiğim ifadeyi okumak için kağıdı elime aldım. Bir de ne göreyim, benimle ilgili kimlik bilgilerinden sonra milliyetimin Yunanlı (Ethnikotitas Ellinikis), dinimin ise Müslümanlık olduğunu yazmışlar. Ben de bu ifadeleri görür görmez geri kalan kısmı okumadan onlara bu belgeyi imzalamayacağımı söyledim. Görevli bayan konuyu yetkili bir kişiye aktardı. Nihayetinde kendimi bir yetkilinin karşısında buldum. Kendisine bunun değişmesi gerektiğini çünkü milliyetimin Yunanlı olmadığını söyledim. Bu kısma “ipikotitas ellinikis” (Yunan vatandaşı) yazılmasını aksi takdirde belgeyi imzalamayacağımı ifade ettim. Bu yetkilinin bana ilk sorduğu soru neydi biliyor musunuz? Madem ki Yunan milliyetinden değilsin öyleyse nesin? Kendisine milliyetimin Türk olduğunu ve bunu da o belgeye yazamayacağını söyledim. Tabii bu durum karşısında diyecek bir şey bulamadı. Sözkonusu belgeyi birkaç gün sonra yeniden düzenleyerek “ipikotitas ellinikis” (Yunan vatandaşı) olarak ibareyi değiştirdiler ve imzaladık.

Ben bu hareketi bilinçsizce yaptıklarına inanmıyorum. Bu kadar pişkinlik olmaz. Aynı yetkili kişi okulda Türkçe olarak yaptığımız duyuruları da, okul idaresi aracılığıyla mesaj göndererek Türkçe yapamıyacağımızı söylemiş. Oldu olacak bu beyefendi okuldaki Türkçe derslerini de kaldırısn bari. Türk ve Türkçe olan herşeye bu kadar artniyetle yaklaşan bir zihniyetin, okulda velilere yönelik yapılan bilgilendirici ve resmi niteliği olmayan duyuruların Türkçe olmasından bile rahatsızlık duyacak kadar ileri giden bir zihniyetin, azınlık eğitimini yok etmek için daha ne hesapları vardır kimbilir? Ama bilmedikleri bir şey var onu da ben söyleyeyim. Biz artık uyumuyoruz. Batı Trakya Türkleri gözünü açtı. Eskiden yapabildiklerinizi şimdilerde öyle kolay yapamayacaksınız beyler.

Devletimizin azınlığa bakışının değişmediğini ortaya koyan bir başka hadise de geçtiğimiz hafta yaşandı. Birçoğunuz duymuş veya bir yerlerden okumuştur. Başbakan Yardımcısı Pangalos’un bürosunda azınlık meseleleri ile alakalı bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya Theodoros Pangalos’un yanısıra, Eğitim ve Din İşleri Bakanı Anna Diamandopulu, Kalkınma Rekabetçilik ve Denizcilik Bakan Yardımcısı Sokratis Ksinidis, Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri İoannis-Aleksios Zeppos ve Dinişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Yorgos Kalantzis katıldılar. Bence bu toplantıya milletvekillerimiz Ahmet Hacıosman ve Çetin Mandacı’nın davet edilmemesiyle bir mesaj verilmek istenmiştir. Zaten bu toplantının ardından bakan yardımcısı Sokratis Ksinidis “Gerginliklere sebebiyet veren ve fırsatçılara rant sağlama imkânı tanıyan konuların çözüme kavuşturulmasının zamanı geldi” açıklamasında bulundu. Ben buradan hareketle kendi kendime şu soruyu soruyorum şimdi. Milletvekillerimiz Hacıosman ve Mandacı gerginliklere sebebiyet veren fırsatçılar mıdır? Tabii, azınlığın menfaatlerini düşünerek bir takım isteklerde bulunuyor ve azınlığın kabul etmeyeceği çözüm yollarına karşı dik durabiliyorlarsa (ki bence duruyorlar) işte o zaman bu devlet anlayışına göre “gerginliklere sebebiyet veren fırsatçılar” oluyorlar. Böyle bir mantıkla azınlık meseleleri nasıl çözülecek? Kaldı ki yeni bir şeyler ortaya konsa da azınlık bunu nasıl kabul edecek? Bunu da düşünen yok herhalde.

Velhasıl, birşeyler yapacaksanız çıkıp yapın artık. Ayak oyunları yaparak, yüksek oylarla seçtiğimiz temsilcilerimizi de toplantılarınıza davet etmemenizi azınlık olarak bir acziyet olarak görüyoruz. Onlar bizim sesimizdir. Vekillerimizle istişare etmeden alacağınız kararları, bu azınlığa kabul ettirmeniz pek mümkün olmayacaktır. Yok eğer önceden milletvekillerimizle istişareler yaptıysanız ve bir mutabakata vardıysanız diyecek bir şeyim yok.

Bütün bu yazdıklarımı bir araya topladığımızda ben halen Yunan devlet yapısının azınlığa bakışı noktasında ilerleme kaydettiğini düşünmüyorum. Sizin anlayacağınız daha çok işimiz var. İnşaallah ben yanılırım.

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr