Devletlerin göçmen algısını belirleyen nedir?

Kimilerine göre ‘göçler çağı’ olarak da tanımlanan bu çağda insanın zaman ve mekanda kısıtlı kalmayan hareketliliği kimi zaman bazı sorunları beraberinde getirm

Devletlerin göçmen algısını belirleyen nedir?

Kimilerine göre ‘göçler çağı’ olarak da tanımlanan bu çağda insanın zaman ve mekanda kısıtlı kalmayan hareketliliği kimi zaman bazı sorunları beraberinde getirmektedir. Örneğin, ABD göçmenleri yönetme siyasetini geliştirme konusunda uzun yıllar sıkıntılar yaşamış, ilk başlarda asimilasyonist eritme potası siyasetini izlerken, günümüzde daha çoğulcu bir yaklaşımı benimsediği görülmektedir.

Aslında yazım, son zamanlarda Türkiye’nin kapılarını açmasıyle birlikte Avrupa’ya akın eden göçmenlerle ilgili ama ilk başta Amerika örneğine değinmemin bir sebebi var. Ne oldu da Amerika ilk başlarda göçmenleri asimile ederken, günümüzde bu kadar rahat kabul ediyor? Bu soruya cevap vermeden önce “Neden Türkiye milyonlarca Suriyeliyi kabul ederken Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin tek bir mülteciye bile tahammülü yok?” sorusuna cevap verelim. Avrupa mı insanlıktan yoksun, yoksa Türkiye mi kendi ülkesinde kargaşa yaratmaya çok meraklı?

Bu türden sorulara cevap vermek hem anlamsız, hem de mahalle dedikoları türünde olup bizi hiçbir sonuca ulaştırmayacaktır. Burada Yunan’ın sığınmacıya tahammül etmemesinin sebebi Yunan olması, Türk’ün kabul etmesinin sebebi ise Türk olmasıdır. Burada kimseyi yüceltme veya yerme derdinde değilim, ama söyleyeceklerimden herkes kendi payına düşeni alabilir.

Demek istediklerimi biraz daha açmak gerekirse, Huntington ve Dominguez tarafından yazılan ‘Siyasal Gelişme’ isimli çalışmada ‘Toplayıcı Siyasal Kültür’ ve ‘Özümleyici Siyasal Kültür’den söz edilmektedir. Buna göre (canı sıkılan olursa alıntıyı atlayabilir): “Toplayıcı siyasal kültür, korporatif ve hiyerarşiktir; farklı bir kültürle karşılaştığı zaman, tek ve yeni bir hiyerarşik düzen içinde hemen astlık üstlük ilişkileri kurmaya çalışır. Böyle bir sistem herkesin temel insanlık haysiyetini değişik ölçüler içinde tanır; yeni hiyerarşi içindeki grupların birbirlerinden ne kadar aşağı düzeyde olurlarsa olsunlar, bu yetki ve ayrıcalıklar genel sistem tarafından korunur. Özümleyici siyasal kültür ise eşitlikçidir; dolayısıyla, farklı bir kültüre mensup kişilerle karşılaştığı zaman, onların insanlığını ya kabul ya da red etmek zorundadır. Yeni düzen içinde derece ve ayrıcalık farkları pek yoktur: Bir insan, ya bütün hak ve ayrıcalıklarıyla toplumun bir üyesidir, ya da üyeliğin tümüyle dışındadır. Üyelikten dışlanan kişiler ya acımasız bir kölelik altına girer. Veya toplumun merkezi dışındaki birtakım <<rezervasyon>>lara veya <<bantus>>lara konulur”.

Burada görüldüğü gibi iki farklı kültürden söz edilir. İlk kategoriye bakıldığında Türkler, ikinci kategoriye bakıldığında ise Antik Yunan Felsefesini benimsemiş herhangi bir Avrupa ulusu akıllara gelebilir. Osmanlı tecrübesine bakılacak olursa, devlet Müslümanları hiyerarşinin en tepesine konumlandırmış, gayrimüslimler ise kendilerine hiyerarşinin daha alt basamaklarında yer bulmuşlardır. Daha alttadırlar, belki kendilerinden sırf gayrimüslim oldukları için vergi alınmıştır, ama öyle bir sistem ki, örneğin, Rumları yöneten başpiskopos, sadrazamla aynı seviyede yani her ikisi de kendi milletinin başbakanı mevkisindedir. Üstelik Rumların kendi mahkemeleri bile vardı. Günümüzde ise bu derece kozmopolit bir anlayışın olduğu bir devlet görülmez.

İkinci olarak, özümleyici siyasal kültüre sahip bir devletin eşitlikçi olduğu yazılmıştı az önce aktardığım alıntıda. Buradaki eşitlikçiliğin dünyadaki bütün insanlara karşı bir eşitlik anlayışı olmadığını hemen belirtelim. Bu siyasal kültüre sahip devletler, o devleti oluşturan ana unsur olan milletin kendi içinde bir eşitlik anlayışının peşinden gidiyor, onun dışındaki milletler ise yok hükmünde oluyordu. Yani ya benden olacaksın ya da hiç olmayacaksın mantığı hakimdi.

Şimdi ben kendi penceremden baktığımda toplayıcı siyasal kültürü yüceltmiş gibi görünebilirim, ama benim için esas olan, ötekinin rahatlığı için kendi rahatımı feda etmek olduğu için bu durum gayet normal. Tam tersi özümleyici siyasal kültürün bir mensubu, “ben başkası rahata erecek diye kendi milletimin rahatsız olmasına göz yumamam” diyerek karşı çıkabilir. İşte böyle bir durumda bir Avrupalı’nın mülteci akınına tahammül etmesi beklenemez.

İlk başta verdiğim Amerika örneğine geri döndüğümüzde ise, Amerika Batı’nın kendisi olduğuna göre o halde günümüzde neden göçmenleri kabul ediyor, şeklinde bir itiraz gelebilir. Kabul ediyor, çünkü herkesin günden güne Amerikalaştığı bir dünyada yaşıyoruz artık. Dolayısıyla Amerika’ya giden bir insan Amerikan kültürüne çok da yabancı olmuyor, dolayısıyla Amerikan kültürü için tehdit unsuru olması da beklenemez.

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr