İran tesettür modasının yaygınlaşmasına eleştirel bir bakış
Son yıllarda İran’dan başlamak üzere belli bir tesettür modasının bütün müslümanlarda yaygınlaştığını görmekteyiz. Bunun örneğini özellikle Türkiye’de her sokağ
Son yıllarda İran’dan başlamak üzere belli bir tesettür modasının bütün müslümanlarda yaygınlaştığını görmekteyiz. Bunun örneğini özellikle Türkiye’de her sokağa çıktığınız an rahatlıkla görebilirsiniz. Batı Trakya’da her ne kadar yaygınlaşmamış olsa da, Türkiye’de moda olan her şeyin bir süre sonra Batı Trakya’da da moda olduğunu göz önünde bulundurursak, Batı Trakya insanını da bu konuda tenkit etmekte yarar vardır.
Bilmeyenler için açıklamak gerekirse, İran tesettür modasında saç her ne kadar örtünse de ön tarafı açık kalmaktadır. Garip olan da, bu modanın dünya çapında bir yaygınlık kazanmasıdır. George Simmel’in çözümlemesiyle bakıldığı zaman bu modanın yaygınlaşması çok normal bir durum gibi gelebilir. Zira her modada olduğu gibi tesettür modasının da ilk önce seçkin bir kesime hitap edip daha sonra yaygınlaşarak moda haline gelmesinden daha doğal bir şey yokmuş gibi görünür. Bu doğrudur ancak bu kadarıyla kaldığımız zaman eksik bir bakış açısı sunmuş olacağız.
Burada basit bir moda olgusundan ziyade simgesel veya kültürel iktidardan bahsetmek durumundayız. Bu olgunun çözümlemesine gitmeden evvel yine kıyafet kültürüyle ilgili Thorstein Veblen’in bazı görüşlerine değinelim. Veblen, masabaşı işte çalışan, zengin sayılabilecek bir kadını örnek verir ve kadının mini etekle topuklu ayakkabı giydiğini tasavvur eder. Bu anlamda mini etek ve ayakkabı giyen kadının hareketleri kısıtlı olur, istediği her hareketi yapamayacaktır ki, buna da ihtiyacı yoktur çünkü zengin olması onun sadece belli işleri yapmakla yetinmesini sağlar.
Sonra, zengin olmayan diğer kadınların da aynı tip kıyafetlere rağbet gösterdiğini görür ve yaptıkları işte muhtemelen engel oluşturacak olmasına rağmen bu kıyafetleri giydiklerini, en azından giymek istediklerini gözlemler. Peki, insan bu kıyafetlerin hareketleri kısıtlayacağını, hatta işini yapmasına engel olacağını bile bile bunları neden giyer. Bütün bu engellere rağmen bu kıyafetleri giyer çünkü zengin kadın da bu kıyafetleri giymektedir. Kısacası ortada “Bunu giy!” diyen bir kültürel iktidar vardır. Bu kriterlere uyup da bunun için bu tür kıyafetleri giymediğini söyleyen çıkacaktır illa ki, ama emin olun bunu bilinçli bir şekilde yapmadığınızı biliyorum. Sosyoloji zaten toplumda olması beklenmeyen olguları inceler.
Buraya kadar kadınlara yüklenmişim gibi gözükebilir, ancak Veblen’in yaptığı bu denli önemli çalışma kadınlar üzerineyse, benim suçum ne? Neyse, biraz da kendi konumuza gelecek olursak, öncelikle İran tesettür modasının veyahut saçın ön tarafı açıkta kalacak şekilde örtünme modasının nasıl ortaya çıktığına bir bakalım.
İran, bilindiği gibi “şeriat”la yönetilmekte olan bir devlet. Bu “şeriat” nedense sadece kanun maddelerinde yansımakta, toplum vicdanında ise izlerini görebilmek pek mümkün değildir. Zaten, neoliberal paradigmanın simgesel iktidar haline geldiği dünyada neolibaralizme tamamen zıt bir rejim düşünülemez, düşünülse de sonuçları İran tesettür modası gibi tam da neoliberalizmin istediği şekilde olup, postmodern kimliklerin ayyuka çıkarak İslam’dan çok neoliberalizme hizmet ettiği görülecektir.
İran “şeriat”la yönetildiği için haliyle kadınların örtünmemesini de yasaklamış, fakat buna rağmen kadınların saçlarının ön taraflarını açıkta bırakacak şekilde örtünmelerine izin verilmiştir. Bu şekilde örtünen kadınlar, bir nevi “Ben sizin baskılarınıza boyun eğmiyorum.” dercesine direnişçi bir kimlik ortaya koymaktadır.
İran’da bunun yapılması bir ölçüde anlaşılır... Peki, örtünme veya açılma konusunda herhangi bir yasağın uygulanmadığı Türkiye’de neden bu moda yaygınlaştı? Sadece estetik şıklığından dolayı mı? Bence bu kadar basit değil. Türkiye’de 28 Şubat sürecinden sonra tesettür her ne kadar serbest kaldıysa da, bunun üzerine tesettürün postmodernizasyonu diyebileceğimiz bir olguyla karşı karşıya kaldık. Bu da tesettürlü kadının üzerinde İslam kimliğinden ziyade İslam’a zıt kimlikleri barındırması olarak da anlaşılabilir.
Tesettür artık serbest, ancak bilinç tutsak hale geldi. Bilinç, simgesel iktidarın tutsağı haline geldi. Eskiden hür bir bilinçle talep edilen örtünme hakkı, artık tutsak bir bilinçle, verilen hak geri alınsa da ses çıkarmayacak seviyeye geldi. Evet, bilinç bu seviyeye geldi, ama bunun konumuzla ne alakası var?
Açıklayalım: Nasıl ki, zengin olmayan kadın onu kısıtlayacak olmasına rağmen, sırf zengin kadın gibi olmak istediği için kısıtlanmaya göz yumuyorsa; aynı şekilde hür kadın da hür olduğunu bilmeyip, sırf daha hür gözükmek için başka bir deyişle kendini çağa kabul ettirmek için tesettürü postmodernizasyona uğratıyor. Hiçbirinizin bunu bilinçli bir şekilde yapmadığını biliyorum, hatta “Hiç de bile, bu benim kendi kararım” dediğinizi de duyuyorum, ama sizden ötede bulunan bir siz olduğunu da unutmayın.
Yaptığım eleştirilerin doğru olmadığını varsayıp tutarlı bir argüman sunmak yerine “Bu benim hayatım, bana karışamazsın” diyen olursa, buna cevaben “Neoliberalizmin her emrini yerine getirdiğin bu hayat gerçekten senin hayatın mı?” diyerek bitiriyorum.