İşgal altındaki Yunanistan’a Türkiye’nin yaptığı yardımlar

Alman, İtalyan ve Bulgar işgali altındaki Yunanistan’a Türkiye’nin yaptığı yardımlarEmperyalist güçler, Osmanlı Devletini Balkanlarda etkisiz hale getirmek, içt

Köşe Yazıları 9 Kasım 2017
İşgal altındaki Yunanistan’a Türkiye’nin yaptığı yardımlar

Alman, İtalyan ve Bulgar işgali altındaki Yunanistan’a Türkiye’nin yaptığı yardımlar

Emperyalist güçler, Osmanlı Devletini Balkanlarda etkisiz hale getirmek, içten ve dıştan yıkmak için, Yunan, Sırp ve Bulgar halklarını maşa olarak kullanmışlardır. Bu isyanların başını her zaman Yunan halkı çekmiştir. Çünkü Yunan halkı, Sırp ve Bulgar halklarına göre, pek çok yönden daha avantajlı durumda olmuştur.

Patrikhane’nin, emperyalist güçlerle olan sıkı ilişkileri, tecrübesi ve kendine has taktikleriyle, Yunan halkına sağladığı maddî ve manevî destek, Yunan halkını Türklere karşı daha fazla cesaretlendiriyordu. Emperyalist güçler, patrikhanenin ve Yunan halkının “Megali İdea” zaafiyetini kendi menfaatleri için devamlı kullanmışlardır ve kullanmaya devam etmektedirler.

Yunanistan’ın tarih boyunca en büyük yanılgısı, sırtını sıvazlayan ve pohpohlayan emperyalist güçlerin, sözünde duran, samimi ve dürüst davranacaklarına inanmalarıdır. Emperyalist güçlerin bilinen en belirgin karakterleri ise, maşa olarak kullandıkları insanları ve halkları, işlerini gördükten sonra, kendi haline bırakmaları veya kendi elleriyle acımasız bir şekilde cezalandırmalarıdır.

Bunun en belirgin örneği Yunan halkının bizzat kendisidir. Takriben 200 yıldan beri Yunan halkını aldatan ve sömüren emperyalist güçler, bugüne kadar hiçbir sözünde durmamışlardır. Tarih boyunca sömürmüşler ve sömürmeye devam etmektedirler. Yunan halkının en sıkıntılı dönemlerinde bile hiç acımamışlar, dertleri ve sıkıntılarıyla baş başa bırakmışlardır.

Batıdan İtalya, her zaman Yunanistan’ı ecdadı Roma’nın mirası olarak görmüş, kendine ait bir coğrafya olması gerektiğini iddia etmiştir. Kuzeyden Bulgaristan, Ege denizine uzanma hevesi olduğu için, Doğu Makedonya ve Batı Trakya’da sürekli gözü olmuştur. Almanya ise Yunanistan’ı her zaman kendi sömürgesi altında bir vilâyet olarak görmüştür. 1941’de işgal ederek sahip olmuş, günümüzde ise Yunanistan’ın aşırı borçlarına karşılık, hava alanlarına, deniz limanlarına ve başka bir takım önemli kamu değerlerine sahip olarak, Almanya’nın bir vilayeti gibi sahip olmak istemektedir.

Zaman-zaman Yunanistan’ın dostu ve hamisi rollerine bürünen İngiltere ve Fransa gibi ülkeler ise, Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı maşa olarak kullanırken, sırtını sıvazlayıp dostluk rollerini oynamışlardır. İşleri bittikten sonra, Yunanistan’ı kendi sıkıntıları ve problemleriyle baş başa bırakmışlardır. Son zamanlarda bu rolü ABD devralmış görünmektedir.

Gerçekte dost olmayan ve her fırsat bulduklarında acımasız bir düşman gibi davranan bu sözde dost batılı ülkeleri, Yunanistan günümüzde hâlâ dost olarak görmeye devam etmektedir. Oysa kendisini en zor ve sıkıntılı dönemlerde himaye etmiş, geçmişte sömürgeci Katolik ve Lâtinlerden korumuş, yakım tarihte ise, acımasız komşularından ve emperyalist güçlerin istilâlarından korumuş olan Türkleri, düşman olarak görmektedir.

Türkler, geçmişte de günümüzde de, ırk, din, dil, mezhep, dost, düşman ayırımı yapmadan, zulme uğrayan bütün kavim ve topluluklara yardım etmiş, dostluk elini uzatmış ve uzatmaya devam etmektedir.

Dünya’nın neresinde yardıma muhtaç ve mazlum insan varsa, gücü nispetinde yardımlarına koşmuş, Türklerin vatanı da, bütün milletlere ve dinlere sığınak olmuştur, günümüzde de durum böyle olmaya devam etmektedir. Bu durumun, geçmişten ve günümüzden sayısız örnekleri vardır.

Burada konumuz ile ilgili, büyüklerimizden dinlediğimiz ve kayıtlara geçmiş yakın tarihten bir örneği kısaca hatırlatmaya çalışacağım:

Yunanistan, İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya, Almanya ve Bulgaristan tarafından işgal edilmiştir. Karadan ve denizden abluka altına alınmış, bütün dünyadan tecrit edilmiş, tarihin en acımasız dramı ile karşı karşıya kalmıştır.

Halkın günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, temel ihtiyaç maddelerini dışarıdan temin etme imkânı dahi kalmamıştır. İç karışıklıklar nedeniyle tarım ve hayvancılıkla uğraşan köy halkı da, şehirlere ve kasabalara göç etmek mecburiyetinde kalmış, tarım ve hayvancılık üretiminde büyük aksamalar olmuştur.

İşgal yılları boyunca büyük açlık, kıtlık ve sefalet dönemleri yaşanmıştır. Açlıktan veya açlıktan kaynaklanan hastalıklardan ölenlerin sayısı günde 2.000 kişi civarında olmuş 1942’nin sonuna kadar ölenlerin sayısının 100.000 kişiyi geçtiği tahmin ediliyordu. Bu rakamlar, işgal yılları ve iç savaş yılları rakamları eklenince felâketin boyutu daha net ortaya çıkmaktadır.

Savaş ve işgal yılları boyunca her zaman ve her yerde olduğu gibi, en büyük sorunlardan biri de göç olmuştur. Özellikle savaş mağduru olan kadın, yaşlı ve çocuklar en büyük sıkıntılara maruz kalmışlardır. Kara’dan Trakya, denizden ise Çanakkale ve İzmir sahilleri Yunan göçmen kadın, çocuk ve yaşlılarla dolup taşıyordu. Bugün şahit olduğumuz Suriyeli göçmenlerin Ege’deki dramının aynısını 1940’lı yıllarda Yunan göçmenler yaşamıştır. Kızılay’ın Yunan göçmenler için hazırladığı barınaklarda yıllarca himaye edilmişlerdir.

Yunan halkının, tarih boyunca yaşadığı en karanlık ve sıkıntılı yıllarda, tek umut kapısı ve çıkış yolu Türkiye olmuştur. Çaresiz kalan komşuları Yunanistan’a karşı, Türk kamuoyu duyarsız kalmamış, Türk basını sürekli yardım çağrılarında bulunarak konuyla yakından ilgilenmişler, ulusal ve uluslararası acil yardım organizasyonları düzenlemişlerdir.

Yardım faaliyetlerinde sadece resmi kurumlar değil, sivil toplum örgütleri de üstün gayretler göstermişlerdir. Özellikle Kızılay şemsiyesi altında, başta çocuk gıda maddeleri, un ve pirinç unu olmak üzere, sağlık ve diğer temel ihtiyaç malzemelerinin temininde önemli roller üstlenmiştir. Bunun yanı sıra Kızılay, Yunan Kızılhaç’ına hasta ve yaralıların nakli için, iki adet hasta nakil aracı ve pek çok sağlık malzemesi hibe etmiştir.

Sadece İstanbul-Atina hattında yardım seferleri yapılmıyordu. Bunun yanı sıra Rodos, İstanköy, Sakız ve çevre adalarından İzmir ve Çanakkale’ye gelen heyetler acil yardım malzemeleri taleplerinde bulunuyorlardı. Serum, ilâç ve aşı gibi acil sağlık malzemeleri, yatak, çarşaf ve battaniye yardımları, ulaştırılabildiği yerlere kadar ulaştırılıyordu. Ayrıca Dimetoka kasabasında kurulacak hastane için 100 adet karyola ve yatak takımı Yunan Kızılhaç’ına Keşan sınır kapısında teslim edilmiştir. Savaşlarda ağır yaralanan askerler de Türkiye’deki hastanelerde tedavi görmüşlerdir.

Kızılay haricinde birçok kuruluş ve organizasyon da bu insanlık ve iyi komşuluk görevinde aktif roller üstlenmişlerdir. Resmi kurumlar, başta Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlıklar, Parlamenterler, üniversiteler, gümrükler, ticaret odaları, devlet demir yolları, belediyeler, basın yayın mensupları, gazeteciler cemiyeti, gıda-giyim toptancıları ve bütün duyarlı Türk vatandaşlar da yardımlara iştirak etmişlerdir.

O dönemde yayınlanan gazetelerin birinde yer alan bir değerlendirme aslında her şeyi özetliyordu: “Mahsulümüzün az ve kendimize zor yettiği zamanlarda bile, yiyeceğimizden keserek Yunanistan’a verdik. O zamanlar Yunanlılar açlık ve hastalıklardan ölüyor ve kimse bu bedbaht halk kitlelerine yardım etmiyordu. Türkiye’nin yaptığı yardımlardır ki, medeniyet dünyasının Yunanistan’a muavenet elini uzatmasına ön ayak olmuş ve başka milletlere de insanlık vazifesini hatırlatmıştır.”

1943 yılının sonlarında Başbakan Şükrü Saraçoğlu, bir Yunan gazetesine verdiği demeçte, yapılacak yardımlarla ilgili şu beyanlarda bulunmuştur: ”Harbin doğurduğu vaziyetten memleketimizin müteessir olduğu malûmdur. Bilhassa geçen sene iaşe bakımından bir hayli sıkıntı çektik. Bu sene mahsul vaziyetimiz iyi olduğundan birçok binlerce ton buğday ve diğer gıda maddeleri göndermek suretiyle yardımda bulunmak kararındayız. Yunan milletinin ızdıraplarına bütün kalbimizle iştirak ediyor ve acıların bir an evvel son bulmasını candan temenni ediyoruz.”

İstanbul Valisi Lütfi Kırdar, Ticaret ve Sanayi odasında yaptığı toplantıda: “Sayın tacirlerimiz birkaç dakika içinde 120.000 lira vermeyi taahhüt ettiler. Bu ilk teberrudur. Tacirlerimizin mahdut bir kısmı tarafından adeta bir avans olarak deruhte edilmiştir. Tacirlerimiz yardımlarına ve teberrularına devam edeceklerdir. Bu paranın birkaç mislini vereceklerine eminim. Bana bugün mektep çocuklarının aralarında yardım toplayarak, Yunanlı arkadaşlarına göndermek istediklerini söylediler. Yavrularımızın bu yüksek insanlık duygularını takdir ve hayretle karşıladım….. sayın hemşerilerimden komşu milletin çocuklarına yardım hususunda insanlık ve şefkat vazifelerini yapmalarını rica ediyorum. Bu yardım Türk milletinin dostlarına karşı beslediği vefakârlığı gösteren bir tezahür olacaktır.”

Mısır’da sürgünde olan Yunan hükümet üyeleri ve Yunanistan’ın Ankara Büyükelçiliği savaş yılları boyunca faaliyet yürütmüş, yurt içinde ve yurt dışından toplanan yardımların Yunanistan’a sorunsuz bir şekilde ulaştırılması için gayret göstermişlerdir. Yunanistan için toplanan yardımların sorunsuz bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabilmesi ve dağıtılabilmesi için, bütün engellerin, özellikle Yunanistan’a uygulanan ablukanın kaldırılması gerekiyordu.

Bu konuda Türkiye, savaşın bütün taraflarıyla diplomatik ilişkileri iyi olduğu için, çok önemli görevler ifa ediyordu. Türkiye, İtalya, Almanya ve İngiltere devletleriyle görüşerek, ablukanın ve diğer bütün engellerin kaldırılması, toplanan yardımların emniyet içerisinde ulaştırılması için ortak kararlar alındı. Yardımları taşıyacak gemilerin herhangi bir kazaya kurban gitmemesi için takip edilecek rota ve bilgiler İngiltere, İtalya ve Almanya Büyükelçiliğinden Türkiye’ye bildiriliyordu.

İhtiyaç maddelerinin Yunanistan’da sorunsuz bir şekilde dağıtılabilmesi için Atina’da Uluslararası Kızılhaç bürosu açılmıştır. Yunanistan’a ulaştırılan bu yardımları, Uluslararası Kızılhaç’a mensup 2, Yunan Kızılhaç’ından 2, İtalyan Kızılhaç’ından 1 ve Kızılay’dan 1 temsilci tarafından ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyordu.

Yunanistan’a yapılacak yardımların toplamı takriben 50.000 ton olması plânlanıyordu. 1941 Ekim ayının başında Kurtuluş isimli vapur ilk yardım malzemelerini yükleyerek seferlerine başladı. Her seferde yüklenen yardım malzemeleri arasında; tonlarca un, pirinç, pirinç unu, süt tozu, nişasta, şeker, tuz, fasulye, nohut, zeytin, patates, soğan, yumurta, incir, üzüm, badem, ceviz içi gibi çeşitli gıda maddeleri gönderiliyordu. Bunun yanı sıra giyim iç çamaşır çorap, yatak, battaniye gibi ihtiyaç malzemeleri de gönderiliyordu. Tepedelen dağlarında İtalyanlara karşı savaşan Yunan askerlerine de, 100.000 çift asker çorabı, 1,5 ton kalay ve 7.000 tüfek bombası gönderilmiştir. Türkiye, sadece işgal yıllarında değil, işgal yılları bittikten sonra patlak veren iç savaş yılları döneminde de bu yardımlarını devam ettirmiştir.

Bu genel yardım kalemlerinin yanı sıra, her seferde Türkiye’deki çeşitli meslek gruplarından Yunanistan’daki meslek gruplarına özel hazırlanmış yardım kolileri de yer alıyordu. Örneğin; Türkiye’deki basın mensuplarından, Yunanistan’daki meslektaşlarına, Türkiye’deki doktorlardan Yunanistan’daki meslektaşlarına, Türkiye’deki ticaret odalarından, Yunanistan’daki meslektaşlarına, Türkiye’deki öğrencilerden Yunanistan’daki öğrencilere özel hazırlanmış yardım paketleri ve Türkiye’de yaşayan Rumlardan akrabalarına yardım kolileri de adrese özel hazırlanıyordu.

Gemilerin getirdiği yardımlarla her seferinde takriben 250.000 kişi ve 14.000 çocuğun ihtiyacı karşılandığı tespiti yapılıyordu. Yiyecek maddeleri, yetimhanelerde ve hastanelerde pişirildikten sonra halka ulaştırılıyordu. Bu yardım seferleri ayda bir iki defa tekrar ediliyordu. Tüm bu yardımlar savaş ve işgal yılları boyunca devam etmiştir.

Yunan halkı, yapılan yardımlara çok seviniyordu. Yardımları taşıyan Kurtuluş vapuru bir sembol haline gelmişti. Çünkü Kurtuluş vapuru Yunanistan’a sade yardım değil aynı zamanda umut taşıyordu. Kurtuluş gemisinin resmini Pire Limanının bir köşesinde hatıra olarak muhafaza ediyorlardı. Atina’nın önemli caddelerinin birine de Kurtuluş Caddesi ismi verilmesi için kararlar alınmıştır.

Yunanistan’ın bu zor döneminde Türkiye’nin gösterdiği olağanüstü gayret sonucunda, dünya kamuoyunu harekete geçirmiş ve kendisi de örnek olmuştur. Türkiye’nin bu üstün gayretine, Yunan devlet adamları, din adamları ve sivil toplum kuruluşları defalarca teşekkür ve minnetlerini ifade etmişlerdir. Yunanistan Başbakanı Tsuderos, Kahire radyosunda Yunanistan’a ve Yunan milletine hitaben yaptığı açıklamada Türkiye’nin Yunanistan’a yaptığı yardımlardan dolayı şükranlarını bildirmiştir.

Yunanistan Kral Naibi Damaskinos verdiği beyanatta ise, şu ifadeleri kullanmıştır: “Türk-Yunan dostluğu, Yunan milletinin şuuruna yerleşmiştir. Yunan milleti, karanlık infialler devrinde Türk milletinin Yunanistan’a yaptığı iyilikleri derin bir şükranla anacaktır. Yunan milleti Kurtuluş vapurunun içindeki kıymetli yüküyle, bahtsız Yunanistan’ın yanında dost Türkiye’nin, bu sadık komşusunun bulunduğunu gösteren efsanevî gelişini gözleri yaşla dolarak hatırlamaktadır”.

Herkesin sırtını çevirdiği bir dönemde, kimsenin yardım etmediği, hatta dost ve müttefik olarak bildiği ülkelerin işgaline uğramış Yunanistan’ın yardımına, ezelî düşman olarak bellediği Türkiye’nin nasıl yardıma koştuğuna şahit olan dönemin Yunan yöneticileri ve sorumlu kişileri, şahit oldukları gerçekler karşısında hayretlerini gizleyememişler, duygularını samimi bir şekilde dile getirmişlerdir. Tarihten ders almak yerine, kimin gerçek dost, kimin gerçek düşman olduğunu anlamak için illâki hataların tekerrür etmesi mi gerekiyor?
Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr