İslam Medeniyeti’nin ahlak anlayışı karşısında Amerika ve adalet
İslam, bir medeniyet olarak inşa edilirken dönemin yazılmış eserleri teker teker taranır, İslam Medeniyeti’ne uyan kısımlar alınır, uymayanlar da ayıklanırdı. A
İslam, bir medeniyet olarak inşa edilirken dönemin yazılmış eserleri teker teker taranır, İslam Medeniyeti’ne uyan kısımlar alınır, uymayanlar da ayıklanırdı. Ahlak anlayışında herhangi bir kısmı alırken dikkat edilen, Kur’an’ın birçok yerinde belirtilmiş olan ‘orta yolu bulmak’ ilkesi olmuştur. İşte burada Aristoteles’in orta yolu erdem olarak gördüğü ahlak anlayışından büyük ölçüde yararlanılmıştır.
İnsanın ‘akıl’ ve ‘şehvet’ gibi bazı güçleri vardır. Ancak esas olan bunları doğru bir şekilde kullanmaktır. Aklı hakkıyla kullanmaya hikmet, şehveti hakkıyla kullanmaya ise iffet denmiştir. Hakkıyla kullanmaktan kasıt orta yolu bulmaktır ve buna da itidal denmiştir. Bir de orta yol dışındaki yollardan da uzak kalmak gerektiğine göre onları da belirtelim. Aşırılık olarak belirtebileceğimiz bu yollar da fazlalıkta ifrat, azlıkta ise tefrit ismini alırlar. Aklın ifradı cerbeze, başka bir deyişle kurnazlık, laf cambazlığıdır, tefridi ise ahmaklıktır. Bir de şehvetin ifradı utangaçlık, tefridi de hayasızlıktır. Son olarak gazabın da ifrat-tefrit ve itidaline bakacak olursak, gazabın ifradı gözükaralık, tefridi korkaklık, itidali ise şecaat veya yiğitliktir.
İşte bu üç unsurdaki itidal yani hikmet, iffet ve şecaat bir araya geldiğinde ortaya adalet çıkar. Böylece adalet ve kapasadığı unsurlara ümmehat, Türkçe deyişle ahlakın anneleri denmiştir. Kötü ahlak da bunlar dışında kalanlardır.
Bununla da bitmiyor, insan bunları bilmekle her seferinde itidalli olamıyor. İslam’a göre insan kendisine ruh üflenmesiyle insan oldu. Bu ruhun temelleri de akıl ve kalptir ama insan adı üstünde insan olduğu için bunları mükkemmel bir şekilde kullanamamaktadır. Ruhun karşısında bir de nefis vardır. Ruh görünmez yani latiftir, nefis ise görünen keşiftir ve latif olan her zaman keşfe uyar. Dolayısıyla insanın ruhunu oluşturan akıl, hesap etme, düşünme ve kalp, sevme, bağlanma gibi durumlar çoğu zaman nefsin şehvet ve gazabından etkilenip yoldan çıkmaktadırlar. Peki, bu durumda ne yapılır? Bu durumda da vahiy kesin doğruluk kaynağı olarak görülür, çünkü ruhun nefse uyması ancak apaçık bir şekilde belirtilmiş kurallarla engellenir. Yani bu durumda İslam ahlak anlayışında akıl her şeyin ölçütü değil sadece vahyin anlaşılmasında yardımcıdır.
***
Günümüzde ise küreselleşmeyle birlikte yerel olan her şey küresele bağlanmaktadır. Başka bir deyişle itidal olan İslam Medeniyeti her yanıyla tefrit olan neoliberalizme (Amerika’ya) tabi olmuş durumdadır. Neoliberalizm, her şartta özgürlük savunusu yapan bir anlayıştır. Ne var ki bu itidalin oluşturduğu adaleti hiçbir şartta sağlayamamaktadır. Böylece sömürü için oldukça elverişli ortam oluşmakta ve her şartta ifradi bir tüketime razı olan insan öbür yandan sömürülmeye razı gelmiş durumda oluyor.
Kısaca, ikisi arasındaki farkın anlaşılması için, her iki dönemin dünyasına bakınız. Adaletin nerede olduğu rahatlıkla ortaya çıkacaktır.