İslam’ın tamamlayıcı bir din olduğunun felsefi açıklaması
İslam inancına göre İslam dini bütün dinlerin son merhalesidir ve adeta bir tamamlama yetisine sahiptir. Nitekim bu mantıksal yönden de olması gereken bir şeyd
İslam inancına göre İslam dini bütün dinlerin son merhalesidir ve adeta bir tamamlama yetisine sahiptir. Nitekim bu mantıksal yönden de olması gereken bir şeydir, şöyle ki eğer Allah mutlak kudret sahibi ve iyiliği emredici ise daha önce zedelenmiş olan dinleri tamamlayacak bir din gelmesi gerekiyordu. Bunun açıklamasını fazla derinlere inmeden 3 temel din olan Musevilik, Hristiyanlık ve İslam’ın birbirleriyle olan bağıntısıyla yapacağım.
Başlıkta felsefeden bahsettiğimize göre burada kavramların konuşması gerekecektir, bunun için kullanacağım kavramları kısaca tanıtayım:
Diyalektik: Tez ve antitezten doğan sentez, yani iki zıt görüşten bir orta yol çıkması. Temeli Democritus’un karşıtların birliği yasasına dayandığı söylenmektedir. Bu yasaya göre bir varlık varsa onun zıddı sayesinde vardır, mesela kötülük olmasaydı iyiliğin anlamı kalmazdı.
Materyalizm: Maddecilik, yani biyolojideki gibi hayattaki her şeyin maddeden meydana geldiğini savunan ve her ne kadar çabalarsak çabalayalım sonuçta madde bizi nereye götürüyorsa oraya varacağımızı savunan bir görüştür.
İdealizm: Materyalizmin bir nevi zıttı diyebileceğimiz bir görüştür. Buna göre yaşamın koşullarını belirleyen şey madde değil tinsel (ruhsal) bir güçtür.
Ütopya: Bugün gerçekleşmesi imkansız olan, gelecek için tasarlanan kaliteli hayat tasavvuru.
Distopya: Ütopyanın tam tersi olarak gelecek için endişelerden kaynaklanarak tasarlanan bir hayat tasavvuru.
Karl Marx Örneği: Tarihsel Materyalist Diyalektik
Burada açıkça anlaşılacaktır ki Yahudilik tez, Hristiyanlık antitez, İslam ise sentezdir. Bu konunun daha iyi kavranılması açısından Karl Marx’tan bir örnekle başlayacağım. Marx’a göre dünya yaşamındaki ilk toplum ilkel komünal toplum adı altındaki eşit, asla sınıf farklılıkları olmayan bir toplumdu, ne var ki her ne kadar Marx’ın istediği gibi eşit bir toplum olsa da, aynı zamanda ilkel bir toplum olduğundan günümüz çağına ayak uyduramazdı.
Günümüz toplumu ise kapitalist toplum olmakla birlikte ilerlemiş bir toplumdur ama bu sefer de sınıf çatışmalarının en üst seviyede olduğu bir toplum olduğu için bu toplum da Marx’ın hoşuna gitmemektedir.
Burada bahsettiğim İlkel Komünal Toplum tez, Kapitalist Toplum ise antitezdir. Peki sentez ne olacak? Sentez ise Marx’ın ,Tarihsel Materyalist Diyalektik görüşünü ileri sürerek İlkel Komünal ve Kapitalist Toplumların tarih içinde zorunlu senteziyle doğacak olan İleri Komünal Toplum (Komünizm) olacaktı. Tabi Marx’ın bu ütopyası asla gerçekleşmedi.
İslam Örneğ: Tarihsel İdealist Diyalektik
Şimdi benim ileri sürmek istediğim konuya gelecek olursak, bu konu Musevilik x Hristiyanlık = İslam formülünden doğan Tarihsel İdealist Diyalektik olacaktır. Burada yine tarih içerisinde oluştuğunu gördüğümüz tezin antitezi mevcuttur, tek bir farkla burada olaylar tesadüfi değil tinsel iradeyle cereyan etmektedir. Yalnız sonuca varmadan önce Hristiyanlığın neden bir antitez olduğunu açıklamak istiyorum.
Hristiyanlar Tevratı Eski Ahit, İncili ise Yeni Ahit olarak tanımlarlar, Yahudiler ise bu ayrımı reddetmekle birlikte Hristiyanlığın uydurma bir din olduğunu iddia ederler. Bu aralarındaki tez antitez bağıntısını gösterir.
Başka örnekler de verecek olursak Yahudilerde Ahiret Dünya coğrafyasında yaşanacaktır, Hristiyanlıkta ise İslamdakine benzer bir inanış vardır. Ameli bir örnekte ise, Musevilikte domuz eti yasakken Hristiyanlıkta serbesttir. İşte bu gibi örneklerin tamamlayıcı niteliğe ulaşarak sentez meydana getirmesi Tarihsel İdealist Diyalektiktir. Tabi Marx’ın diyalektiğinde ütopya varken İslam’da distopya vardır. Bunun sebebi ise dünya tarihi boyunca Habiller ve Kabillerin olmasıdır, dolayısıyla Kıyamet’e kadar sürekli iyi ile kötünün mücadelesinin olacak olmasıdır.
--- -- ---
Son olarak, Müslümanlarda olması gereken bilinç, bu dünyada iyiliği tavsiye etmek, adaleti yerine getirmek için yaratıldıkları bilincidir. Ne yazık ki, sadece kendimize iyi biri olarak bir yere varamayız. Allah’ın isteğini yerine getirebilmek için bu iyilikleri bütün kainata aktarmanın peşine düşmeliyiz.