Lise ödevleri yapılmazken üniversite ödevleri neden her zaman yapılır?
Her lise öğrencisinin, hatta ortaokul öğrencisinin muzdarip olduğu bir dert var ki o da ödev yapamama sorunu. Nedense bu ödevler sadece ortaokul ve lisede yapıl
Her lise öğrencisinin, hatta ortaokul öğrencisinin muzdarip olduğu bir dert var ki o da ödev yapamama sorunu. Nedense bu ödevler sadece ortaokul ve lisede yapılmamaktadır. Üniversiteye başlayınca lise dönemindeki en tembel öğrenci bile varını yoğunu ortaya koyarak ödevlerde müthiş bir çaba sarf eder.
Kabaca düşündüğümüz zaman veya bir lise öğrencisi bunun sebebini düşündüğü zaman lisede söylenegelen klasik yalan gelir aklına. “Üniversite hocaları çok sert, en ufak hatanızda sizi bitirirler.” yalanı bunların başında yer alıyor. Fakat, mantıklı düşündüğümüz zaman her şeye rağmen yine de başarılı öğrencilerin ödevleri yapmaları gerekir. Sonuçta başarısız öğrenci umursamaz öğrencidir, lisede umursamadığı gibi üniversitede umursamayacaktır.
Bu konuda daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama kısaca söylemek gerekirse bunun altında yatan faktör asla hoca faktörü değildir. Asıl sorunun, ödevin nicelik ve niteliğinde olduğu düşüncesindeyim. Lisede ödevler günlük ve bireysel iken, üniversitede dönemlik ve çoğunlukla grup çalışmasıdır. Ayrıca üniversitedeki ödevler lisedekilere nazaran her ne kadar zor ve çaba gerektiren türden olsa da lise ödevlerinin aşırı derecede sıkıcı olmasından dolayı öğrenciyi bıktırmaktadır.
Azınlık Lisesi’nde okuyan bir öğrencinin günlük ödev örneğine bakalım. Türkçe (Edebiyat) dersinden işlenen metinle ilgili soruların cevaplanması ve metindeki yabancı kelimelerin anlamları bulunup cümle kurulması istenir. Yunanca veya eski Yunanca dersi için de böyle bir durum söz konusudur. İngilizce dersinde daha çok boşluk doldurma, test, eşleştirme usulü ödevler verilirken, formül derslerinde de günün tekrarı niteliğinde alıştırma soruları verilir. Bunu yazarken bile içim şişti, bir öğrencinin bu kadar ödevi yapıp bunlardan verim kazanması beklenebilir mi?
Bir de bu dönem sorumlu olduğum kendi ödevlerimi açıklayayım. Eğitim Sosyolojisi dersinden eğitimle ilgili bir film izlenip, bir haberle bir kitap okunacak sonrasında bunların 9 sayfalık analizi yapılacak. İlk Çağ Felsefesi, 3-4 kişilik gruplara Platon’un Devlet kitabıyla ilgili 6 soru dağıtılıp gruptaki üyeler sorular kendi aralarında bölüştürerek cevaplayacak. Mantık dersinin ödevini açıklamak uzun süreceği için kısaca bir konunun tekrarı niteliğinde olduğunu söyleyebilirim. Sosyolojik Düşünme ve Yazma dersinden iki kitabın eleştirel özeti. Son olarak Sosyoloji Tarihi dersinden gruplar halinde bütün sınıfa klasik sosyologlar dağıtıldı, her grup aldığı sosyoloğu sınıfta sunup daha sonra makale şeklinde yazıya dökecek.
Bir lise öğrencisi bakıp düşündüğü zaman muhtemelen, “ben almayayım, kendi ödevlerimle mutluyum” diyecektir. Ancak bu ödevler az önce de belirttiğim gibi günlük değil dönemlik ödevlerdir. Lise öğrencisi Allah’ın her günü aynı ödevlerle boğuşurken, üniversite öğrencisi aldığı ödevi bir görev bilinci yapmaktadır. Ayrıca üniversite öğrencisi bir ödevi yapmaya başlayınca günler sürse de tek bir ödevle ilgilenir, lise öğrencisi ise bir günde 7-8 ödev yapmaya mahkumdur.
Lisedeki ödevlerin verimli olması adına her ders için naçizane tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Bu konuda eski hocalarımdan hiçbirine herhangi bir küstahlığım söz konusu olmayıp, onlardan gelecek her türlü eleştiriye açık olduğumu söylemek istiyorum. Ayrıca şimdiki ödevleri de asla kötülemiyorum, çünkü düşündüğünüz zaman o ödevler olmadan konular asla anlaşılmaz, benim tavsiyelerim sadece ödevler içinde boğuşan zihinlerin gerçekten bir şeyler kazanabilmesidir.
Öncelikle ödevlere geçmeden evvel not sistemi konusunda da ne cezalandırmanın ne de ödüllendirmenin aşırı derecede ağır basacağı bir sistem önereceğim. Şöyle ki, 20’lik not sistemi üzerinden hoca kendi kanaatine göre 1, 2 veya 3 puanı ödeve ayıracak. Dönem sonunda da ödev sayısı sayılıp, örneğin 30 ödev içerisinden 30’u da yapıldıysa 30, 5’i yapıldıysa 0,5, hiçbiri yapılmadıysa 0 puan verilecek. Yani öğrenci sınavlardan tam not alsa bile karnede göreceği azami not 17 olacaktır. Bunun dışında ödevler sunum ağırlıklı olacağı için sunum notu da bu 3 nota dahil edilebilir.
İlk olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle başlayalım. Buradaki ödevin ders konularından bağımsız olarak Kur’an’ı anlamaya yönelik olması gerekir, çünkü verilen din eğitimi ne kadar iyi olursa olsun öğretilen dinin rehber kitabı olan Kur’an olmadan asıl ulaşılması gereken noktaya ulaşılamayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla, sınıfta 30 öğrencisi varsa 600 sayfa 30 öğrenciye bölüştürülerek her öğrenciye 20’şer sayfanın mealini sunması istenecektir. 20 sayfa asla ama asla çok yüksek bir rakam olmayıp, abartarak söylüyorum bir günlük çalışmayla sunum yapabilecek seviyeye gelinir. Her öğrenci 20 sayfayı sunarken hoca eksiklerini göz önünde bulundurarak kendisi eklemeler yapacak, sunumu kabul etmeyen öğrencilerin olması durumunda da sunulmayan sayfaları hoca ders olarak anlatacak. Sunum süresi 10 dakikayı aşmayacak. Yani her ders başı veya ders sonunda ya da hocanın belirleyeceği şekillerde haftada 2 saat yapılan derste birer öğrencinin sunum yapması durumunda ödevde amaçlanan hedefe ulaşılacaktır. Tabi bu Kur’an dersleri her yıl tekrarlanmamalı ancak 6 senelik ortaöğretim süresinin en az bir yılında mutlaka uygulanmalıdır. Diğer yıllarda ise hocanın belirleyeceği bir konu üzerinde yine aynı formatta bir yol izlenebilir (Örn: Peygamberler Tarihi).
Edebiyat dersi için, yine ders konularından bağımsız olarak, ortaokulda daha hafif olması açısından her öğrencinin bir öykü kitabını okuyup sunması , lisede de roman sunulması iyi bir konu olacaktır. Burada benim fikrimden değişik olarak, örneğin her konudan sonra hayatı anlatılan yazarların eserlerinden sunum yapılabilir veyahut lisede bilindiği gibi edebiyat dönemlere göre ayrılmaktadır, yine aynı şekilde dönemlere göre eserlerin sunulması istenebilir. Tabi burada karşımıza bir sorun çıkmaktadır, çünkü istediğimiz kitabı şıp diye bulamıyoruz. Bu nedenle okulumuzun kütüphanesinden, İskeçe Türk Birliği kütüphanesinden, köylerdeki kütüphanelerden veya başka yerlerden kitaplar bulunabilir. Eğer istenilen kitaplar bulunamıyorsa okulumuzun özel bir okul olması nimetinden yararlanılmalı ve edebiyatçılarımız bir araya gelerek eksikleri duyulan kitapların alınmasını talep etmelidir.
Fen dersleri konusunda cahilliğim nedeniyle pek fazla bilgi veremeyeceğim, ancak ortaokul 3. sınıfta biyoloji dersinde verilen ödevin model alınmasının uygun olacağı kanaatindeyim. Mevzubahis ödevde yıl boyunca işlenen konular tıpkı üniversite ödevi şeklinde gruplaya ayrılan öğrencilere verilerek yazıya dökmeleri istenmişti. Zannediyorum ki, diğer fen derslerinin de teorik kısımlarında böyle bir uygulama yapılabilir. Matematik gibi salt işlem gerektiren ödevlerde de hocanın belirleyeceği şekilde grup çalışması esaslı bir ödev verilmelidir. Özellikle grup çalışması diyorum çünkü diğer türlü zaten ödev veriliyor ve sonuç yine hüsran oluyor.
İngilizce’ye geldiğimiz zaman ise, aslında ders saati azlığı nedeniyle yapılacak pek fazla bir şey olmadığı için, ödevlerin de evde verimsiz yapıldığını göz önünde bulunduracak olursak sınıfta spelling testi olduğu gibi ufak çaplı kısa sınav ve kompozisyonların verimliliği artıracağını düşünüyorum.
Son olarak, daha iyi bir eğitim için hocalarımızın günlük okumaları dışında daha çok pedagoji ve psikoloji ile ilgili kitaplar okumalarını öneriyorum. Ayrıca ödevlerde iyi performans sergileyen öğrencilerle de özel olarak ilgilenilmeli, sadece nota göre muamele yapılmamalıdır.
Bütün bunlar uygulandığı takdirde, olumlu sonuçların şaşırtıcı derecede ne kadar kısa sürede gerçekleşmeye başladığını herkes görecek. Özellikle günümüzde bilim ve sanat adına hiçbir iddiası bulunmayan Batı Trakya’da geleceğin nobel ödülü sahiplerinin ancak bu yollarla çıkabileceğini hiç abartmadan gönül rahatlığıyla söylüyorum.