Neden herkes birbirini dövüyor?

“Dilce susup, bedence konuşulan çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak” der İsmet Özel bir şiirinde. O yüzden sabredip dilce sarfettiğim sözlere bedence karşılık

Köşe Yazıları 17 Ocak 2018
Neden herkes birbirini dövüyor?

“Dilce susup, bedence konuşulan çağda biliyorum kolay anlaşılmayacak” der İsmet Özel bir şiirinde. O yüzden sabredip dilce sarfettiğim sözlere bedence karşılık vermek istemeden dinleyecek olanlara selam olsun diyerek başlıyorum. Biliyorsunuz son zamanlarda erkek eşini, kadın çocuğunu, öğretmen öğencisini, sokaktan geçen bir adam hayvanı veya hemşire hastayı dövdü şeklindeki haberler sıklaştı. En ufak bir sorunun çözümü olarak, sorunun yaşandığı kişiyi dövmek gibi bir yola başvuruluyor.

Eşini döven kocalarla yapılan mülakatlarda ortak cevap “hakettiği için” olmaktadır. Cocuğa karşı şiddette “dövmezsem akıllanmaz” denilmektedir. Öğrenci, hayvan ve hasta şiddetiyle alakalı mülakatlara ise henüz göz atmadım. Hakediyorlardır belki, çocuk belki akıllanmıyordur da ama başvurulan yol bir çözüm yolu mudur?

Evet, belki bir şeyleri çözer. En azından kadın (röportajlarda belirtildiği üzere) komşusundan geç dönmez veya çocuk derslerine çalışmaya başlar. Bu durumda kadın komşusundan erken dönünce ne oldu, çocuk dersine çalışınca ne oldu? Kadında ve çocukta beğenilmeyen bu davranışlar engellendi ama bunların tehlike oluşturabilecek sorunları engellendi mi? Kadının geç kalması engellendi ama bununla birlikte bir özne olmasını, daha da abartayım bir insan olmasını engellemiş olduk. Ders çalışmayan çocuk ders çalışmaya başlar ama neden ders çalıştığını da bilmez, bir ömür ders çalışma makinesi olarak yaşamını sürdürür. Meslek edinince de sadece karın tokluğuna çalışır, yine özne olamaz, yani bir insanın yapması gerektiği şeyleri yapmaz, çünkü insanın vazifesi hayat boyunca makine gibi çalışmak olmadığını bilmez. Evet, sorun çözüldü ama dayakçının kendisi adına çözüldü, sonuçta onu rahatsız edecek bir şey kalmamıştır. Az önce çözümden bahsettim diye sakın ha bunların her halükarda çözüm getireceğini zannetmeyin, olur da çözüm getirir diye söyledim.

Tabi şiddet derken insan illa ki birini darp etmeyi, gözünü morartmayı, kolunu kırmayı anlıyor. Bu tür fiziksel şiddetlerin yanısıra, ‘sözlü şiddet’ kavramı da literatüre girmiş durumda. Böylelikle birine küfürden başlayıp, salak, şerefsiz gibi en basit hakaretler gibi onur kırıcı sözler de şiddet kapsamı altındadır. Yani işin kısası, son zamanlarda gözlendiği kadarıyla söylüyorum, Twitter’da kadına şiddeti kınayıp, ertesi gün sinirlendiği bir olaya küfredenler, aynı zamanda da şiddet uygulamış olmaktadırlar.

Her iki şiddetten de bahsettiğimize göre az önce kadını döven kocanın “hakettiği için dövüyorum” cevabına geri dönelim. Burada kadın haketmiş olabilir veya olmayabilir ama hakettiğini varsayacak olsak da bu sorunun dayakla çözülmesi gerektiğini göstermez. Sonuçta şiddet uygulayan kişi de duygusal bir şekilde düşünürsek güzel bir dayağı hakeder ama  buna bilimsel yollarla çözüm aranmaktadır.

Tabi kolay değildir, şiddete alışan bir kimsenin şiddeti terketmesi. Neden mi? Çünkü, farketmese de aslında şiddetin uygulanma sebebi gerçekten çözüm getirileceğine olan inanç değil, bireyin otoritesine karşı gelinip egosunun ezilmesiyle birlikte egonun tatmin ihtiyacı duyup üstünlük kurmak istemesidir. O halde herkesi düşünmeye davet edip, davranışlarını sorgulamasını istiyorum. Daha önce dövdüğünüz veya hakaret ettiğiniz yakınlarınız aynı yanlışları bir daha yapmadı mı? Elbette ki yaptı. O halde gönül rahatlığıyla bana inanın ki gerçek tatmin olma ihtiyacı onlara sinirlenip şiddet uygulamanızla karşılanmaz, onları bir arif gibi terbiye etmenizle karşılanır.

Ve şiddetin modernite öncesi çağa ait bir alışkanlık olduğu iddia edilir, günümüzdeki şiddet oranlarına bakmadan.  Kadının modernite öncesi değersiz görüldüğünden bahsedilir, Batı’nın kendi yanlışlarını bütün dünyaya atfettiği tarihçilik anlayışında. Bu yapısal olarak mümkün değildir, çünkü şiddet ihtiyacı modern yaşamda daha çok ortaya çıkmaktadır. Geleneksel toplumlarda ise insan, duygusal anlamda daha çok güven içerisindeydi. Duygusal güvenlik içerisinde olan insanın şiddet uygulaması da mümkün değildir. Batı’da neden mi uygulandı? Çünkü feodalizm bunu gerektirdi. İslam toplumları dahil bütün doğu toplumları ise sınıfsız toplumlardı ve böyle bir durumda insanın duygusal anlamda güvensizlik duyması mümkün değildi.

Son olarak, değerli gördüğüm bir hocamın sözüyle yazımı noktalıyorum: “Kafası boş insanlar sorunları kafalarıyla çözemeyince kaslarıyla çözmeye kalkışıyor”.
Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr