Neden iyilik yapmak zorundayız?

İyilik yapmak genellikle bütün insanların gerekli bir şey olduğu yönünde mutabakata vardıkları bir eylemdir. Peki, insan neden iyilik yapmayı değerli ve gerekli

Köşe Yazıları 25 Eylül 2018
Neden iyilik yapmak zorundayız?

İyilik yapmak genellikle bütün insanların gerekli bir şey olduğu yönünde mutabakata vardıkları bir eylemdir. Peki, insan neden iyilik yapmayı değerli ve gerekli bir şey olarak görür? Bu konunun iki farklı kategori altında düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim. Birincisi öyle öğrendiği için iyilik yapmayı değerli olarak görür, ikincisi ise iyiliğin gerçek anlamda ne anlama geldiğini bildiği için değerli olarak görür.

Birinci kategoriyi açtığımız zaman diyebiliriz ki, insan korktuğu için iyilik yapar. İnsan her ne kadar farkında olmasa da içgüdüsel olarak kendisine iyilik yapıldığında hoşuna gittiği için iyilik yapar ve başkasına iyilik yaptığında başkasının da aynı şeyi düşüneceğini bildiği için, kısacası iyilik tekrar ona döneceği için iyilik yapar. Yani iyilik görmemekten korktuğu için iyilik yapar.

Tam tersinden alacak olursak başkası ona kötülük yaptığında, canının nasıl yanacağının farkındadır ve karşılık vermek isteyecektir. Bu yüzden de başkası ona kötülük yapmasın diye o da insanlara kötülük yapmaktan uzak durur. Burada da aynı şekilde kötülük görmekten korktuğu için kötülük yapmaz, başka bir deyişle de iyilik yapar.

Bu bahsettiğim korku insanı dizginler ve bireysel anlamda kimseye zararı dokunmayacağından, bu mazur görülebilir. Fakat bunun bir de ilerleyip patolojik bir vakaya dönüşmesi halinde neler olabileceğini düşünelim. Burada patolojik bir vakadan kastım, iyi niyeti suistimal etme veyahut insanları korkuyla yönetme durumudur. Tam da bu noktada Nietzsche’nin güç istenci kavramı akıllara geliyor. Buna göre Nietzsche insanların üstün olmak için iyilik yaptıklarını ifade eder, bu yüzden de kendisi bu tür iyilikten uzak durur. Herhangi bir güç istenci olmadan iyilik yapan insana ise übermensch (üstinsan) adını vermiştir.

İnsanların iyilik yapma sebebinin güç istencinden kaynaklandığı yönünde Nietzsche’ye katılsam da bundan sonrasına katılmadığımı belirtmek durumundayım. Çünkü Nietzsce sırf güç istencine karşı olduğu için herhangi bir değer yargısını benimsemeye de karşı çıkmıştır ve kaderinde ne varsa onu yaşamaya razı olarak amor fati (kader sevgisi) ilkesini benimsemiştir. Nietzsche’nin ne kadar ileri gittiğini şu sözlerinden anlayabiliriz:

“Şeylerde zorunlu olanı, güzel olanı görmek için, öğrendikçe öğrenmek istiyorum. Öğrenince şeyleri güzelleştirenlerden biri olacağım. Amor fati. Bundan sonra benim aşkım bu olsun. Çirkin olana savaş açmak istemiyorum. Suçlamak istemiyorum, suçlayanları suçlamak istemiyorum. Benim değillemem, genelde her şeyi hesaba katarak uzağa bakmak, başımı çevirmek olacak: Günün birinde bir evetleyici olmak isterim ben.”

Görüldüğü gibi Nietzsche suçlamak istemediğini belirtmekle birlikte suçlamanın kötü bir davranış olduğunu ileri sürüyor ancak bu kötü davranışı gerçekleştiren birini yani suçlayanı bile suçlamak istememektedir. Bu derece değerlerden bağımsız hareket etmektedir Nietzsche.

Buradan anlaşılması gereken şey iyiliğin güç istencine dönüştüğü biçimini reddetmemiz, ama bunun sonrasında Nietzsche gibi de hareket etmememiz gerektiğidir. Tam da bu noktada ikinci kategori bizi çok alakadar etmektedir.

İkinci kategoride iyiliğin gerçek anlamda ne anlama geldiğini bildiğimiz için iyilik yapmak vardı. Peki iyiliğin bu gerçek anlamına nasıl ulaşabiliriz. Bunun için iyiliğin ölçüsünün ne olduğunu kavramak gerekir. O halde iyiliğin özüne inmek icap edecektir. İyiliğin özüne inme safhasına gelene kadar bahsettiğim görüşler insanlığın tümü için geçerli olsa da bundan sonrası sadece Müslümanlar için geçerlidir. İslam inancına sahip olmayanlar ise bundan sonra kendileri yönlerini bulacaktır.

Biz yine de İslam’ın evrenselliğine inanarak herkese seslendiğimizi belirtelim. Bir Müslüman için iyiliğin özü kadim bir varlıktadır. Başka bir ifadeyle iyilik hiçbir şey var olmadan önce var olandadır. Bu varlık mutlak iyi olup, kendisindeki iyilik yarattığı şeylerde de zuhur etmiştir. Bu durumda Allah inancına sahip olan insan için iyiliğin ölçüsü kesinlikle Allah’tır. Yine aynı insan Allah’ın mutlak iyi olduğuna inandığı için iyilik yapmaktadır.

Yine de Allah’ın neden mutlak iyi olduğu sorusu akıllara gelebilir veyahut Allah’ın neden iyi olması gerektiği sorusu da akıllara gelebilir. Sonuçta bir tanrı kötülük de yapabilmekte özgürdür. Soruyu daha spesifik hale getirecek olursak Allah’ın iyi olması neden iyi bir şey olsun? Eğer burada “Çünkü Allah’ın iyi olması onu Allah yapan sıfattır” cevabı verilirse yazı boyunca eleştirdiğimiz ilk kategorideki hatayı yapmış oluruz. Çünkü Allah adaleti sağlamak için iyidir, dersek aslında adaletsizlikten korktuğumuz için bu cevabı vermiş oluruz.

Tam da bu noktada ilk kategorideki hataya düşmemek şartıyla çeşit çeşit cevaplar verilebileceğini söyleyelim. Mesela Allah kötü olsaydı ve amacı yakıp yıkmak olsaydı evrende hiçbir düzen olmazdı, insanlara adaletsiz bir şekilde dünyada cehennemi yaşatsaydı bunun bir anlamı olmazdı.

Bunun sonucuna varırken daha iyi anlaşılması için İbn Sina’nın kavramlarıyla bu durumu açıklamaya çalışacağım. İbn Sina’ya göre Allah zorunlu varlık, yaratılanlar ise mümkün varlıktır. Allah dileseydi hiçbir şeyi yaratmayabilirdi, bu zorunlu varlığın sıfatlarına aykırı değildir ancak mümkün varlığın var olması zorunlu varlık olmadan mümkün değildir. Bu yüzden mümkün varlık varsa, o halde zorunlu varlık da vardır. Zorunlu varlığın mutlakiyetini bu şekilde kabul ettiğimize göre yarattığı iyi kavramının da iyi olduğunu bu şekilde anlamış oluruz.
Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr