B-Health
B-Health

Osmanlı Felsefesi

Romen asıllı ünlü tarihçi Nicolea Jorga bu konudaki düşüncelerini şu şekilde ifade etmektedir: “Ne kadar tetkik edersek edelim, Osmanlı İmparatorluğu idaresine

Köşe Yazıları 6 Kasım 2016
Osmanlı Felsefesi

Romen asıllı ünlü tarihçi Nicolea Jorga bu konudaki düşüncelerini şu şekilde ifade etmektedir: “Ne kadar tetkik edersek edelim, Osmanlı İmparatorluğu idaresine giren bir şehir veya bir millet içinde Osmanlı  idaresine karşı en ufak bir memnuniyetsizliğe bile rastlamak mümkün değildir."

Balkanları kurtarmaya gelen ekseriya bütün Hristiyan âleminin vicdanlarına  hitap edebilecek bir suretle haçlı seferleri karakteri taşıyan ve bütün Avrupa milletlerinin iştirak ettikleri o büyük sefere bile Osmanlı idaresinde bulunan yerli Hristiyan halkın bunlara katılmak arzusu göstermediklerini katiyetle görüyoruz.

Osmanlının yaklaşık olarak dünyada,  650 yıl süper güç olma başarısının altında bu hoşgörü ve yaratılanı yaratandan ötürü sevme felsefesi yatmaktadır.

Cihan devleti olmanın sorumluluğunu ve yükünü omuzunda taşıyan bu koca çınarın hem döneminde hem de yıkılışından sonra dünya kültürel mirasına bıraktığı değerler günümüzde hala yaşatılmaktadır.

Osmanlı dünyada, yaşat ki yaşayasın ve  insan için devlet

politikasını başarıyla uygulayan nadir devletlerden biridir.

1554-1562 yılları arasında Türkiye'de bulunan Avusturya elçisi Ogier Ghiselin de Busbecq böyle bir olaya tanıklık etti:

“Eski ve dini bir Rum âdetine göre Rum denizciler ilkbaharda sular takdis olmadan denize açılmazlardı. Türkler de Rumlara suların takdis edilip edilmediğini sorarlar ve takdis olunmamış ise denize açılmazlardı."

Sokullu Mehmet Paşa Ohri’deki Bulgar kilisesine bağlanan Sırp Patrikhanesini 1557 yılında İpek’te yeniden açarak  kardeşi Makarios’u buraya patrik olarak atamıştır.

Bir başka olay, Sultan I. Ahmet döneminde Boğdan’da (Moldova'nın tümünü ve  Romanya'nın kuzeydoğusundaki bir kısmını kapsayan bir bölge) bulunan bazı kilise mensuplarının, Boğdan Voyvodası’nın kilise içişlerine karışmasından ve ayinlere müdahale etmesinden duydukları memnuniyetsizliği padişaha iletmeleri çerçevesinde gelişmişti. Padişah  duruma el koyarak  bir ferman yayınladı.

Buna göre padişah Boğdan Voyvodası’na “Vardukda, emrim üzre âmil olup min-ba‘d vilâyet-i mezbûrda olan kilisâlardaki vladika ve  metropolid ve sâyir papasları âyîn-i bâtılları üzre düşen husûsların görüp min-ba‘d olagelene muhâlif  mâbeynlerinde olan umûrlarına hâricden kimesneyi müdâhale etdirmeyesin ve Rum patrikânı tarafından dahi dahl olunup rencîde ederler imiş onlar dahı kadîmden müdâhale etmemekle minba‘d olagelmifle muhâlif kimesneye iş etdirmeyesin."

İngiliz tarihçi F. Downey "The Grand Turc, Suleyman the Magnificent" (Büyük Türk, Muhteşem Süleyman) adlı eserinde Türklerin adaletine ve merhametine sığınan insanlardan şu şekilde bahseder:

“Birçok Hıristiyan, adaleti ağır ve kararsız olan Hıristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak Osmanlı ülkesine gelip sığınıyorlardı.”

Avrupalı tarihçi Richard Peters, İslam dinini benimseyen Türklerin, yüzyıllar boyunca yönettikleri her yerde nasıl bir adalet örneği temsil ettiklerini de şu sözleriyle dile getirmiştir:

"Türkler asırlar boyunca birçok millete hâkim oldular, fakat onları asimile etmeye asla gayret etmediler. Onlara hürriyet verdiler ve din ve kültürlerinin yaşanmasına müsaade ettiler."

Nisa Suresi'nde bildirilen bu ahlak özelliği, Osmanlı'nın ve tüm Müslümanların üstün adalet anlayışının da temelini oluşturmaktadır:

“Ey iman edenler kendiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhinde dahi olsa ALLAH için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü ALLAH onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva(tutku)larınıza uymayın.” (Nisa Suresi, 135).

Osmanlı tarihçilerinden Âşık Paşazâde, Osmanlı padişahlarından Orhan Bey’in adalet anlayışını şu satırlarla ifade eder:

“Orhan Gazi, oğlu Süleyman Paşa’yı Trakya Yenice’sine gönderdi. O memleketlerin hepsi Orhan Gazi’nin adaletini işitmişti. Her aldıkları yerde adalet gösterdiler.

Alınmayan memleketler dahi onların nasıl davrandıklarını öğrenmişlerdi. Süleyman Paşa Trakya Yenicesi’ne varınca, hisarı anlaşarak verdiler. Göynüğü ve Mudurnu’yu dahi öylece aldılar. Süleyman Paşa dahi o kadar adalet gösterdi ki. ‘Ne olurdu, eski zamandan beri bunlar bize bey olaydılar.’ Çok köyler bu Türk kavmini gördüler. Müslüman oldular.”

Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de Müslümanlara, karşılarındaki insanlara karşı öfkelerine kapılmamalarını ve adaletli davranmaktan hiçbir surette vazgeçmemelerini şöyle bildirmiştir:

"Ey iman edenler adil şahitler olarak ALLAH için adaleti ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O takvaya daha yakındır. ALLAH’TAN korkup sakının. Şüphesiz ALLAH yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (Maide Suresi, 8).

Arapça olan ‘adalet’ (Farsçada ‘dâd’) sözcüğünün lügat karşılığı “hakka riayetkârlık, haktanırlık, haklılık, doğruluktur. Osmanlı tarih kaynaklarında Osmanlılar bir kaleyi/şehri fethettiklerinde bu dört kavram şu şekilde geçmektedir: ‘adalet gösterip hoşnut kıldılar, ‘adl ü dâd, ‘adl ü insaf ettiler/gösterdiler; hoş gördüler/tuttular; istimâlet/ler verdiler/ettiler, istimâlet edip aman verdiler, istimâletlediler.

Osman, bir kaleyi (şehri) fethettiğinde adaletin tesisi için buraya ilk önce ‘kadı/yargıç ve ‘subaşı’(emniyet amiri/garnizon komutanı olarak düşünülebilir) tayin ederdi.

Adaletin ve kanunun temsilcisi olan kadı, haksızlığa uğrayanların haklarını iade eder; subaşı ise toplumda huzur ve güveni sağlardı. Osman Gazi döneminde adalet ve güvenlik ile ilgili olarak başlatılan bu uygulama, başka görevliler de eklenerek daha sonraki padişahlar zamanında da devam etmiştir.

Osmanlı tarih metinlerinde geçen ‘hoşgörü’ ise, Farsça ‘hoş’(güzel, iyi) sözcüğü ile Türkçe ‘görmek’ fiilinden mürekkep bir kavramdır. Bu kavram tarih metinlerinde, kişiler arasındaki hoşgörüden ziyade devletle itaat altına alınan gayrimüslim ahaliye gösterilen ‘müsâmaha’ hoş görme’, görmezliğe gelme göz yumma, aldırış etmeme, savsaklama) veya ‘tesâmuh’ (müsâmaha etme, hoş görme, dikkatsiz, kayıtsız davranma) karşılığında kullanıldığı anlaşılan ‘hoşgörü’ anlaşılmalıdır.

Çok dilli, çok dinli, çok milliyetli huzurlu bir Osmanlı toplum yapısının kurulmasında etken olan kavramlardan birinin de  ‘istimâlet’ (meylettirme, gönlünü kazanma, teselli etme, teşvik etme, kendi tarafına çekme) olduğu anlaşılmaktadır.

Kaynaklar:

KAZICI, Ziya, Osmanlılarda Hoşgörü, Türkler Ansiklopedisi, C. 10, Yeni Türkiye Yay., Ankara, 2002, s.221-  232.

UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, Kapıkulu Ocakları, C.I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1984.

İNALCIK, Halil,  Osmanlılar , Timaş Yay., 2.Bas., İstanbul, 2010.

NEŞRÎ, MEVLÂNÂ MEHMED, Cihânnümâ (1288-1485), 2. baskı, haz. N. Öztürk, İstanbul, 2013.

Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr