Sosyal sermaye veya hasbünellahü ve ni’mel vekil
Modern dönemde insanların yaşadıkları sıkıntıların başında da sosyal sermayeyle ilgili sıkıntılar gelmektedir. Sosyal sermaye kısa bir tanımla insanın çevresi a
Modern dönemde insanların yaşadıkları sıkıntıların başında da sosyal sermayeyle ilgili sıkıntılar gelmektedir. Sosyal sermaye kısa bir tanımla insanın çevresi anlamına gelir. Bununla birlikte sadece çevreden bahsetmek eksik kalacaktır. Çünkü tek başına çevrenin özellikleri, yığın özelliğinden öteye gidemez. Sosyal sermaye bu anlamda, insanın çevresinin ona bir şeyler kazandırdıklarıyla tam anlamını bulur. Sosyal sermaye bazen güven kazandırır, bazen başarı, bazen de örtük bir işlev olarak evlenme yolunda kapıları bile açabilir.
Modern dönemde sosyal sermaye alanında büyük sıkıntılar yaşanmakta ve sosyal sermaye ile ilgili çalışmalar günbegün artmaktadır. Kant’ın “Akletmeye cüret et!” buyruğu, Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesi, modern dönem boyunca insanın kendi aklına, ama sadece kendi aklına güvenerek bir şeyler başarmasını sağladı.
Kendi aklına güvenen insan başkasına neden gerek duysundu? Tanrı veya dini ise çoktan kenarda tutmayı öğrenmişti bile. Bütün bunlardan sonra insan aklıyla her şeye çözüm bulmayı öğrenmişken herkesin bireyselleşmesinden doğan hercümerç durumuna çözüm bulamadı. Dahası bireyselleşmenin aklı terkettiği, yani ne Kant’ın ne de Descartes’ın artık tiye alındığı, ama buna rağmen hala bireyselleşmenin savunulduğu, bunun da sırf arzuların tatmini için yapıldığı günümüzde ise artık bu hercümerç ortamını düzene kavuşturmak için bütün ümitlerimizi yitirdik sayılır.
Ama yine de bir umut daha olabilir. İnsanın sosyal sermayeyle ilgili sıkıntılarının başladığı döneme geri dönelim. İnsan aklına sonsuz güven beslediği için ve düşünebildiği için var olduğunu düşününce, sadece düşünmeye odaklandı, ortada herhangi bir varlık kalmadı. Belki de bu durumda Heidegger’in “Varım öyleyse düşünüyorum” önermesi daha yerinde olacaktır.
Modern dönemde insan, anlamdan, varlıktan, metafizikten koptuğu için yalnız kalmıştı. Kalabalıklar içerisinde bile yalnız olan insan, tek başına iken bile yalnız olmamayı unutmuştu. Biz Müslümanlar tek başınayken, ama tek başına olmanın yalnızlığından kaçınırken “Hasbinallahü ve ni’mel vekil (Allah bana yeter, o ne güzel vekildir)” deriz. Arkasına güvenceyi alan Müslüman’ın güven problemi yaşaması artık pek de mümkün değil...
“Varım, öyleyse düşünüyorum” önermesinde insanın varlık boyutuna odaklanıldığı için düşünmenin garanti altına alınmadığı düşünülebilir. Ama siz yine de varlığın özünün ne olduğunu bir düşünün. Var olanın var ettikleri olarak bizler, var olanı idrak edebildiğimizde zaten düşünmeyi gerçekleştirmiş oluruz.
Tabii burada yine var olmaktan önce, var olduğunu düşünmek gerektiği dolayısıyla yine “Düşünüyorum, öyleyse varım”a dönülmesi gerektiği savunulabilir. Ne yazık ki haksız olduğunuzu söylemek durumundayım çünkü özneye paha biçilemez değerlerin biçildiği “Düşünüyorum...” fiilinde özne yalnızca pozitivist yöntemlerle bulunabilecek olanı bulabilecekti ancak. Halbuki varlığı bulmak düşünmekle değil, idrak etmekle mümkündür. Dolayısıyla “Varım, o halde düşünüyorum” demesek bile “İdrakine vardım, o halde varım” önermesini kurabiliriz. Ve insan ancak idrake varınca var olup, sosyal sermaye sıkıntılarına yol açmayan bir düşünme yetisini elde edebilir.