Yangroup logo Yangroup logo
Hisarturizm Hisarturizm

Tarihi Gelişim Sürecinde İnsan Hakları Hakkında Bilmemiz Gerekenler

Türklerin gerek İslam öncesi tarihine, gerekse müslüman olduktan sonraki döneminde insan hakları konusu ile ilgili uygulamaları gözden geçirildiğinde, eşsiz ve

Köşe Yazıları 13 Şubat 2015
Tarihi Gelişim Sürecinde İnsan Hakları Hakkında Bilmemiz Gerekenler

Türklerin gerek İslam öncesi tarihine, gerekse müslüman olduktan sonraki döneminde insan hakları konusu ile ilgili uygulamaları gözden geçirildiğinde, eşsiz ve zengin bir medeniyetle karşılaşmaktayız. Bu konuda akademik anlamda istifade ettiğim en güzel çalışmalardan biri, Hatice Palaz Erdemir’in “Tarihî Gelişim Sürecinde İnsan Hakları ve Osmanlı Modeli” (Akademik Araştırmalar Dergisi, Sayı: 9-10, Mayıs-Ekim 2001) isimli makalesidir. Bu makalede, bir yandan günümüzde tarihini Roma ve Bizans kültürünün temelleri üzerine oturtan Avrupa (Batı)’nın tarihi boyunca insana verdiği değeri, diğer yandan özellikle Müslüman Türklerin insan unsuruna verdiği önem gözler önüne serilmektedir.

Bu çalışmada özellikle şu tarihi gerçekleri öğreniyoruz:

Yunan tarihi tetkik edildiğinde görülen odur ki, Eski Yunanistan’da; hukuk kuralları ve insan hakları belli bir kesime hitap etmektedir. Şehir devletleri (polis) halinde teşkilatlanmış olan eski Yunan demokrasisi, aslında bir oligarşidir ve bu sistemde halk hâkimiyeti sözdedir. Ancak Atina’da oturan belli sayıda insan vatandaş statüsünde kabul edilmiş, bunlar arasında da, ancak “efendiler” tarafından konulmuş olan özellikleri taşıyanlar birtakım hak ve özgürlüklere sahip olabilmişlerdir.

Eski Yunanistan’da olduğu gibi, Roma’da da halk genelde pek çok sosyal sınıfa ayrılmış ve “adalet”ten, ancak kendilerine vatandaşlık hakkı tanınanların bir kısmı nasiplenebilmiştir. Yani halk, temelde vatandaşlar ve vatandaş olmayanlar olarak taksim ediliyordu. Vatandaş olmayanların, alınıp satılmaktan başka toplumda hiçbir değerleri olmadığı gibi, bunların hak ve hukuklarından söz etmek de mümkün değildi.

İnsanı, maddî varlık ve nesebine göre sınıflandırıp hâkim olduğu toplumu sürekli zor kullanarak idare etmeye çalışan Roma ve Bizans’a karşılık Osmanlı devleti, henüz bir beylik halindeyken bile çevresinde “adaleti ve hoşgörüsü” ile ün yapmıştı. Osmanlı’yı henüz teşkilatlanmaya başladığı bu dönemde çevreye tanıtan insana saygı anlayışı iki kaynaktan geliyordu: Birincisi, İslamiyet’ten önce Hunlarda, Göktürklerde ve diğer Türk devletlerinde görülen ve insanı merkez alarak ona birtakım hak ve özgürlükler tanıyan kuralların bulunmasıydı. İkincisi, İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasıydı.

İslamiyet’in Türkler arasında yayılmaya başladığı dönemlerde yazılmış olan Kutadgu Bilig’de, Uygurlarda “tahtın ana direğinin doğruluk ve adalet olduğu vurgulanarak hükümdarın, insanları adaletin önünde beğ veya kul olarak ayırmaması gerektiği temel bir prensip olarak ifade edilmektedir. İster oğul, ister hısım, ister yolcu, ister hancı olsun herkes kanun karşısında eşittir, hüküm verirken fark gözetilmeyecektir. Devletin temeli doğruluk ve adalettir. Beyler doğru olursa, dünya huzura kavuşur. Hâkimiyetin esası adalettir”.

Müslüman Türkler’deki eşitlik ve hoşgörü Bizans hâkimiyetinde ezilen halkın Türk idaresine kucak açmasına neden olmuştur. Bizans’ın ele geçirdiği yeni memleketlerde halkı zorla dininden döndürme politikasına karşı Osmanlı, farklı ırk ve dinlere mensup kimselere hoşgörü ile yaklaşarak onları kendine çekmeyi başarmıştır. Bu durum, o zamanın mahkeme kayıtları olan şer’iyye sicillerinde de açıkça görülmektedir. Mahkeme kararları incelendiği zaman, bir gayr-i Müslim’in bir Müslüman’dan farklı tutulmayarak, dinî ya da ırkî mensubiyete göre değil, haklılık ve haksızlıklarına göre hüküm verildiği anlaşılır. Osmanlı mahkeme kayıtlarında, Yorgi’ye karşı Mehmet’i mahkûm eden kararları okuyanlar kanun önünde eşitliğin ne demek olduğunu daha iyi görürler.

Osmanlı devleti, fertlerin hak ve hürriyetlerini koruyan ve adaleti şiar edinen gerçek bir hukuk devletiydi. Roma ve Bizans’ın insanı bir hiç gibi görmesinin aksine Osmanlı, “insan unsuru” üzerine kurulmuştu. Bu nedenledir ki Voltaire, “Müslümanlar, Türkler ve Ötekiler” isimli eserinde Türklerin pek çok hasletlerini anlattıktan sonra Osmanlı Devleti’nden bahsederek “Türk devleti bir demokrasidir” demektedir.

Daha dün yönettiği insanları insan saymayan, ikinci plana atmış olan ve insan eşitliğini daha yeni kabul etmiş olan Avrupa’nın, yüzyıl gibi kısa bir zaman içerisinde bu değerleri gerçekten ve samimi bir şekilde benimsemiş olduğu söylenebilir mi? Böyle bir şeyin mümkün olmayacağı Batı değerlerini empoze eden süper güçler ve özellikle Avrupa Birliği üyesi birçok devletin ayırımcı, “ötekileştirici” ve ırkçı uygulamalarından görebilmekteyiz. Ülkemiz Yunanistan da bunların içerisinde yer almaktadır.

Ecdadımızın aydınlık ve medeniyet saçan geçmişini okuyunca, son zamanlarda oynanan oyunları çok daha iyi okuyabiliyoruz. Emperyalist sömürgeci Batı siyasetinin ve basının kasıtlı olarak Müslümanlara neden terörist ve milletimize neden soykırımcı yakıştırmalarda bulunduğunu daha iyi anlayabiliyoruz.

Müslümanları terörizimle, Türkleri soykırımla suçlayanlar, bu suçlamalarıyla barbar geçmişlerini süsleyen soykırımlarını ve günümüzdeki haksızlıklarını örtbas etmeyi amaçladıkları daha kolay anlaşılmaktadır.

Tarihi tek taraflı değil, çapraz okuyarak doğruları öğrendikçe, her türlü kompleks ve aşağılık duygusundan kurtularak tarih sahnesindeki haklı yerimize kavuşabilir, insanlığı medeniyetimizle, gerçek adaletle tanıştırabilir, barış adına büyük katkılar sunabiliriz.

Hisarturizm
Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr