Temmuz her gence aynı uğramaz

Temmuz, takvimde herkes için aynı ayın adıdır. Ama hayatın içinde her gencin kapısını aynı sesle çalmaz.

Köşe Yazıları 5 Temmuz 2026
Temmuz her gence aynı uğramaz

Kimi eve, biraz nefes alma imkânı olarak gelir. Okul kapanmıştır. Derslerin, sınavların, sabah telaşının sesi biraz azalmıştır. Genç, arkadaşlarıyla daha rahat görüşür, köyde daha uzun kalır, denize gider, geç kalmış uykularını tamamlar, belki kitaplara ve kendine biraz daha fazla vakit ayırır.

Kimi eve ise Temmuz, valiz olarak gelir. Almanya’ya, Norveç’e, Hollanda’ya ya da Avrupa’nın başka bir köşesine uzanan bir yol olarak gelir. İki üç aylık iş demektir. Depoda, fabrikada, mutfakta, inşaatta, taşeron işlerde çalışmak demektir. Kışın üniversitede harcayacağı parayı çıkarmak, ailesine yük olmamak, bazen eve küçük de olsa bir destek göndermek demektir.

Kimi eve de Temmuz, tarla yolu olarak gelir. Güneş yükselmeden işe koyulmak, aileyle birlikte çalışmak, toprağın yorgunluğunu akşam omuzlarında taşımak demektir.

Bu yüzden Batı Trakya’da gençlerin yazını konuşacaksak, önce aynı kelimenin herkes için aynı hayatı anlatmadığını kabul etmeliyiz. Her yaz tatil değildir. Her dinlenme imkân değildir. Her çalışma da yalnızca para hesabından ibaret değildir.

Bir gence “bu yaz bol bol kitap oku, spor yap, kendini geliştir” demek kolaydır. Bunlar yanlış değildir elbette. Kitap da kıymetlidir, spor da, dil öğrenmek de, insanın kendine zaman ayırması da. Fakat sabah gün doğmadan tarlaya giden, akşam eve geldiğinde bedeninde konuşacak hâl kalmayan, başka bir ülkede bulunduğu yerin dilini bile bilmeden emeğiyle ayakta durmaya çalışan bir gence bu cümleler tek başına yetmez.

Hayatın ağırlığını görmeyen nasihat, doğru olsa bile kuru kalır.

Batı Trakya’da birçok genç yazın yalnızca dinlenmez. Çalışır. Ailesine omuz verir. Kendi geleceğini biraz da alın teriyle hazırlamaya çalışır. Birçok gencin valizinde yalnızca birkaç parça kıyafet yoktur. O valizde ailesine yük olmama arzusu vardır. Kışın biraz daha rahat okuyabilme ümidi vardır. Bazen kimseye çok belli etmeden taşınan bir gurur vardır: “Ben de bir şey yapıyorum. Ben de ailemin yükünü biraz hafifletiyorum.”

Bu emeği görmeden gençlik üzerine konuşamayız.

Çünkü yazın çalışmak yalnızca para kazanmak değildir. Bir genç çalışırken dünyanın nasıl döndüğünü öğrenir. Ailesinin yükünü daha içeriden hisseder. Başka bir ülkede yalnız kalınca insanın kendini nasıl koruyacağını anlar. Gurbetin yalnızca uzaklık olmadığını fark eder. Bazen gurbet, insanın kendisiyle ilk defa bu kadar açık biçimde karşılaştığı sert bir aynadır.

Bir vardiya çıkışında, bir ustanın sert sözünde, bir iş arkadaşının yorgun yüzünde, bir gurbet akşamının içine çöken sessizliğinde, bir annenin telefondaki “kendine dikkat et” deyişinde okulda öğrenilmeyen dersler vardır.

Bunlar da eğitimdir.

Okulun verdiği türden değil belki. Ama hayatın verdiği türden.

Fakat burada dikkatli olmak gerekir. Emeği görmek, yorgunluğu yüceltmek anlamına gelmemeli. Ailesine destek olan genç elbette saygıyı hak eder. Tarlada çalışan, gurbet yoluna çıkan, yazını alın terine çeviren genç elbette güçlüdür. Ama bir toplum, gençlerinin bu kadar erken yorulmasını yalnızca “helal olsun, çalışkan çocuklar” diyerek geçiştiremez.

Çünkü bazı gençler yalnızca çalışkan değildir. 

Mecburdur. 

Sorumludur. 

Endişelidir. 

Yorgundur. 

Bazen de kimseye söylemeden, içten içe biraz kırgındır.

Genç insanın çalışmaya ihtiyacı olabilir. Ama yalnızca çalışmaya değil. Kendini duymaya da ihtiyacı vardır. Sadece para kazanmaya değil, yön bulmaya da ihtiyacı vardır. Sadece ailesine destek olmaya değil, kendi iç sesini kaybetmemeye de ihtiyacı vardır.

Gurbete çalışmaya giden genç kendi yazını boşa gitmiş saymasın. Alın teriyle geçen zaman boşa geçmez. Ama yalnızca para biriktirip dönmekle de yetinmesin. Gittiği yere dikkatle baksın. İnsanlar nasıl çalışıyor, zaman nasıl kullanılıyor, hak nasıl aranıyor, iş güvenliği nasıl sağlanıyor, kurumlar nerede insana kolaylık gösteriyor, düzen nerede emeği daha az yıpratıyor, bunları görsün. Sonra da kendi memleketini düşünsün. Biz burada neyi daha iyi kurabiliriz? Hangi alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz? Hangi değerlerimizi ise kaybetmeden güçlendirmeliyiz? Birkaç kelime de olsa dil öğrensin. Kendine şu soruyu sorsun: “Ben bu gurbetten Batı Trakya’ya yalnızca para değil, hangi görgüyü, hangi disiplin duygusunu, hangi farkındalığı götürebilirim?” 

Çünkü gurbet yalnızca uzaklaşmak değildir. Bazen insanın kendine ve memleketine daha dikkatli bakmayı öğrendiği yerdir.

Tarlada çalışan genç de kendini geride kalmış saymasın. Toprakla, üretimle, aile emeğiyle büyümek büyük bir bilgidir. İnsan nereden geldiğini bazen kitaplardan değil, ailesinin yorgun ellerinden öğrenir. Ama yorgunluk bütün iç sesini susturmasın. Günde on dakika bile olsa kendine ait küçük bir alan açsın. Bir sayfa okusun. Bir şey yazsın. Bir büyüğünün hikâyesini dinlesin. Bir hedefini not etsin. İnsan bazen en çok yorgunken olgunlaşır. Ama insanın bütün hayatı yorgunluğa teslim edilmemeli.

Daha rahat bir yaz geçiren genç için de başka bir sorumluluk vardır. İmkân da bir emanettir. Bütün yazı telefon ekranında, sosyal medyada, geç yatıp geç kalkmakta, başkalarının hayatını izlemekte tüketmek insanı fark ettirmeden boşaltır. Dinlenmek başka şeydir, dağılmak başka şey. Eğlenmek başka şeydir, kendinden uzaklaşmak başka şey. Bir gencin zamanı varsa, bu zaman yalnızca harcanmak için değil, biraz da insanın kendini kurması için vardır.

Bugün ekran yalnızca eğlence de sunmuyor. Cevap da sunuyor. Sosyal medya başkalarının hayatını gözümüzün önüne sererken, yapay zekâ da birçok soruya birkaç saniye içinde karşılık verebiliyor. Bir konuyu anlamak, bir dili çalışmak, bir yazıyı düzeltmek, bir plan yapmak artık eskisinden çok daha kolay. Bu elbette büyük bir imkân. Fakat kolay cevapların çoğaldığı bir çağda, gencin asıl dikkat etmesi gereken şey kendi sorusunu kaybetmemektir.

Çünkü insanın gelişmesi yalnızca cevap bulmasıyla olmaz.

Bazen doğru soruyu taşıyabilmesiyle olur.

Bu yüzden mesele telefonu tamamen bırakmak ya da yapay zekâdan uzak durmak değildir. Mesele, bunların insanın yerine yaşamaya, düşünmeye ve karar vermeye başlamamasıdır. Genç, ekranı kullanmalı ama ekranın içinde kaybolmamalı. Yapay zekâdan yardım almalı ama kendi emeğini, merakını ve muhakemesini ona teslim etmemeli. Başkalarının hayatına bakarken kendi hayatını ihmal etmemeli.

Belki Temmuz’un her gence sorduğu soru aynıdır; yalnızca farklı yerlerde sorar.

Tarlada sorar. Gurbet yolunda sorar. Deniz kenarında sorar. Evde, odada, telefon ekranının karşısında sorar.

“Sen nasıl bir insan olmak istiyorsun?”

Bu soru kolay değildir. Ama gençlik biraz da bu sorunun etrafında büyür.

Ailelere de burada büyük bir sorumluluk düşüyor. Çalışan genci yalnızca “para kazanan çocuk” gibi görmeyelim. Tarladaki genci yalnızca “yardım eden evlat” gibi görmeyelim. Daha rahat imkânı olan genci yalnızca “ders çalışması gereken öğrenci” gibi görmeyelim.

Gençler yalnızca ne yaptıklarıyla değil, ne taşıdıklarıyla da görülmek ister.

Bazen bir gence sorulacak en insani soru şudur:

Yoruldun mu?

Ve ardından şu:

Bu yaz sana ne öğretti?

Çünkü bazı yazlar insanı dinlendirir. Bazı yazlar çalıştırır. Bazı yazlar gurbete yollar. Bazı yazlar toprağa yaklaştırır. Bazı yazlar aile yükünü gösterir. Bazı yazlar da insanın yönünü sessizce değiştirir.

Bir yazın kıymeti yalnızca kaç yere gidildiğinde, kaç fotoğraf çekildiğinde, kaç lira kazanıldığında ya da kaç kitap bitirildiğinde saklı değildir. Bazen bir yazın asıl değeri, insanın o yazdan nasıl döndüğünde saklıdır.

Biraz daha uyanık mı döndü?

Ailesinin yükünü biraz daha iyi anlayarak mı?

Kendi emeğini küçümsemeden mi?

İmkânını ziyan etmeden mi?

Yorgunluğunun içinde kendini kaybetmeden mi?

Geleceğine küçük de olsa bir taş koyarak mı?

Temmuz bazen insanın eline para verir. Bazen nasır. Bazen yorgunluk. Bazen sessizlik. Bazen bir kitap. Bazen de memleket hasreti.

Asıl mesele, gencin bütün bunların içinden kendine dair bir cümleyle çıkabilmesidir.

“Ben ne yaşadım?”

“Bundan ne öğrendim?”

“Bundan sonra nasıl bir insan olmak istiyorum?”

Bir genç bu soruları biraz olsun duyabildiyse, o yaz boşa geçmemiştir.

Tarlada da geçse.

Gurbet yolunda da geçse.

Şehirde de geçse.

Kısa bir tatilde de geçse.

Çünkü Temmuz her gence aynı uğramaz.

Ama her gencin önüne aynı sessiz soruyu bırakır:

Bu yazdan nasıl bir insan olarak çıkacaksın?

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr