Tevhid inancının unuttuğumuz yönleri

Tevhid denildiğinde ilk akla gelen Allah’ın bir olmasıdır. Zorlasak belki Hristiyan üçlemesinin reddi de aklımıza gelebilir, ama bundan sonrasını bir türlü hatı

Köşe Yazıları 5 Eylül 2018
Tevhid inancının unuttuğumuz yönleri

Tevhid denildiğinde ilk akla gelen Allah’ın bir olmasıdır. Zorlasak belki Hristiyan üçlemesinin reddi de aklımıza gelebilir, ama bundan sonrasını bir türlü hatırlamıyoruz, hatta çoğumuz bundan sonrasından habersiz.

İslam dinine aynı zamanda Tevhid İnancı denmesi, tabi ki de Allah’ın birliğinden dolayıdır, ama sadece Allah’ın birliğinden dolayı değildir. Nitekim Allah’ın bir olması beraberinde başka anlamlar da taşımakta, bu şekilde Tevhid kelimesi İslam’da sürekli zikredilen bir kelime haline gelmiştir.

Tevhid, Allah’ın bir olması, yaratılanların ‘Bir’ olan Allah tarafından yaratılması, bu yaratılanlar içerisinde insanların, hayvanların, duyguların, fikirlerin, davranışların, moleküllerin, atomların kısaca her şeyin Allah tarafından yaratılmış olması daha basit ifadeyle yaratılan her şeyin özünün Allah olması anlamına gelmektedir.

Yaratılan her şeyin özü Allah olduğuna göre İslam dininde değer yargıları başta olmak üzere insanın elinden gelecek olan her şeyin ‘Bir’lik misyonu bilinciyle olması gerekir. Bunun sonucunda da İslam kelimesini oluşturan S, L, M harflerinin bir başka şekli olan ‘selamet’ ortaya çıkar.

Bu selametin ortaya çıkış sürecine gelince, her Müslüman’ın misyonu ‘Bir’lik için çalışmak olduğuna göre, demek ki ‘Bir’i meydana getirmek için ortada bir tutarlılığın bulunması gerekir. İşte bu tutarlılık insanı yalan söylemekten alıkoyar, tembellikten uzak tutar, onu güvenilir kılar ve böylece insan gittikçe selamete doğru yaklaşır.

İnsanın bu davranışları, onu aynı zamanda ‘öteki’ ile de dost yapar. Dost yapar, çünkü ötekiyle aynı özü paylaşmaktadır. Hz. Muhammed’in Yahudi cenazesine gitmesi, Endülüs Emevi Devleti’nde Hristiyan bir gençle Müslüman bir gencin karşı karşıya satranç oynarkenki resmi ve medeniyetimizden daha birçok vaka bunun örneğidir.

Günümüzde baktığımız zaman 70 sene öncesine nazaran yine çokkültürcülük hakimdir, ancak bu çokkültürcülüğün İslami çokkültürcülükten ayrılan tarafları vardır. Günümüzdeki çokkültürcülüğün kaynağı genellikle postmodern felsefeye dayandırılmaktadır, ki, bu felsefi akım birkaç kelimeyle belirsizliktir, tutarsızlıktır. Anlaşılıyor ki günümüz Batı çokkültürcülüğü kitle kültürünün dağınıklığıyla oluşmuş, herkesin her şeyi yapmakta özgür hale geldiği bir sistemdir. İslami çokkültürcülükte ise buna karşıt olarak az önce belirttiğimiz tutarsızlık ilkesi vardır. Evet, çokkültürlülük bir zenginliktir, ama bir çokkültürlülük ortamının amacı her zaman ‘Bir’liği sağlamaktır, asla ‘Bir’liği dağıtmak değildir. Bu ‘Bir’lik sağlandığı zaman da gerçek anlamda selametten bahsedebiliriz.

Bilimle devam edecek olursak, yine İslam dininin bazı unsurları bir arada toplayıp bunları ‘Bir’liği anlamak için yaptığını görüyoruz. Batılı bilim anlayışında bilim sadece akıl ve gözlem gibi rasyonel unsurlara dayanan bir faaliyettir. İslami bilim anlayışında ise bilim akıldan ziyade sezgi, vahiy, gözlem gibi her kategoriden unsurlarla ‘Bir’ olmaktadır. Batı biliminde bilim bilim için yapılırken, İslam biliminde ise Allah için, ‘Bir’ için veyahut selamet için yapılır. Bunu da kısaca ispatlayalım: Rönesans’tan sonra gelişen Batı Bilimi ile Orta Çağ’da altın dönemini yaşayan İslam Bilimi arasında mahiyet açısından pek fazla fark gözlemlenmez iken bu ikisinin doğurduğu sonuçlar farklı olmuştur. Örneğin ikinci dünya savaşı, bilimin zirvede olduğu dönemde dünya tarihinin en kanlı savaşı olarak kayıtlara geçmiştir. Günümüzde de kimyasal silahlarla birçok katliam meydana gelmektedir. Halbuki Einstein’dan 9 asır önce yaşamış olan Ömer Hayyam atomun parçalanabileceğini söylemekle birlikte, ancak diyordu “parçalanmasıyla birlikte ortaya çıkacak olan enerji insanlığa büyük bir felaket getirecektir”. İkisini ayıran şey ise tabi ki de Tevhid inancıydı. Batı Medeniyeti bilimi kullanarak büyük bir hırsla merdivenleri çıkmak istiyordu. Bu merdivenleri çıkarken de etraftaki insanları itmekten, hatta onlara zarar vermekten hiç çekinmiyordu. İslam Medeniyeti ise bilimi kullanarak Allah’ı anlıyordu, ‘Bir’i tesis ediyordu ve en nihayetinde ise ‘selamet’i meydana getiriyordu.

Eskiden hayatın her alanında hakim olan Tevhid insanlarda hayvan sevgisini arttırıyor, kadına şiddeti önlüyor, açık kapılı evlerde bile hırsızlıkların meydana gelmesini engelliyordu, dahası ‘öteki’ durumundakiler ‘bizden’ olarak görülüyordu. Bunlar ve daha fazlası birleştiğinde de ‘selamet’ ortaya çıkıyordu.

Demek ki, inandığımız din şehadet, namaz, oruç, zekat ve hacdan çok daha fazlasıymış. Bu şartlar Tevhid inancı bağlamında düşünüldüğünde çok büyük anlamlara malik olmakla birlikte Tevhid inancını unuttuğumuz bu günlerde sadece eğilip kalkmak, aç kalmak, para harcamak ve seyahat etmekten öteye gitmiyor. O yüzdendir ki, bunları rahatça aksatabiliyoruz.

Peki, bu Tevhid inancı nasıl tekrar hatırlanabilir? Öncelikle dünyanın hiçbir yerinde okul müfredatında bilimin Tevhid inancı doğrultusunda yapılması gerektiği yazmıyor. Hatta dünyanın büyük bir bölümünde bilimin ne olduğu bile öğretilmiyor. Hal böyleyken bütün vazife bireylerin eline düşüyor. O halde herhangi bir yerde bilim adına bir şey öğretirken öncelikle Tevhid inancından bahsetmek her bireyin görevidir.
Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr