Yunanistan’da her şeyin suçlusu bulundu: KISA DEVRE
Eserlerinde her fırsatta gururla Batı Trakyalı olduğunu dile getiren dünyaca ünlü Profesör Oktay Sinanoğlu hakkın rahmetine kavuştu. Bu haber milyonlarca seveni
Eserlerinde her fırsatta gururla Batı Trakyalı olduğunu dile getiren dünyaca ünlü Profesör Oktay Sinanoğlu hakkın rahmetine kavuştu. Bu haber milyonlarca sevenini derinden üzdü. Benim de bunlardan biri olduğumu paylaşmak isterim. Ben onun yıllardır yakın takipçisiyim. Özellikle Türkçe ile ilgili bütün kitaplarını defalarca okudum.
En çok sevdiğim sözlerinden biri genelde kitaplarının ana teması olan: Türkçe giderse Türk kimliği ve şerefiniz de gider” sözüydü. Bu onun parolasıydı. Ama en çok etkilendiğim ve şiar edindiğim, adeta beynime kazınan ifadesi, “İnsan için en büyük hastalık ve felâket, aşağılık duygusudur” ifadesidir.
Bu sözü ve öğüdüyle o, milletimize yeniden kendine güvenmeyi, küllerinden doğmayı telkin ediyordu. Genç nesillere, dünyaya kabadayılık ve üstünlük taslayarak halkları ezen kibirli Batı’ya karşı dik durmayı, ezilmemeyi, aşağılık kompleksinden kurtulmayı öğretiyordu. Çünkü Sinanoğlu’na göre, aşağılık duygusu aşılamak bir sömürgecilik metodudur. Örneklerinde: “Roma'da, İngilizler'in yaptığından sonra, Fransız’lar aynısını Cezâyir ve Tunus'ta yaptı. Bugün Tunus'ta Arapça kalmamış…” demektedir.
Biz hocanın ne demek istediğini en iyi anlayanlardanız. Çünkü anlatmış olduğu bu köleleştiren ve insanın özünü yok eden aşağılık duygusu, bizlere de yaklaşık 90 yıldır bu memlekette aşılanmaya çalışılmaktadır.
Hoca, “Kimse kimseden üstün değildir. Eşitler arasında hayırda yarış vardır. Bu yarış bütün dünyanın barış içerisinde yaşamasına vesile olur.” derdi.
Aslında onun bu öğütleri, Kur’an’ın öğütlerinden başkası değildi. Çünkü Cenabı Allah da Kur’an’da bizlere kibirlenmemeyi, büyüklük ve üstünlük taslamamayı ermediyor. Hatta üstünlük taslamak en büyük günah sayılır ve Şeytan da bu yüzden kovulmuştu ve ırkçılık da bu yüzden haramdır.
Dünya bu kibir yüzünden geçmişte en büyük yıkımları yaşadı ve halen de yaşıyor. İnsanlık hem çekiyor hem de çöküyor.
En büyük hastalık aşağılık duygusudur, diyerek millete kibirli Batı karşısında ezilmemeyi, kimliğine/şahsiyetine sahip çıkmayı hatırlatan hemşehrimiz Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu'nu unutmayacağız.
Unutmayacağız, çünkü Azınlık olarak bu memlekette bize üstten bakan, yıllardır 3. Sınıf vatandaş muamelesi yaparak ezen kibirli yönetim mekanizmasına karşı direnmeyi öğretti/öğütledi/hatırlattı.
İnsanların melekelerini körelten ve köleleştiren bu aşağılık ve hastalıklı zihniyeti şeytanı lânetler gibi lanetliyoruz.
--- -- ---
Üzerimize bir karabasan gibi çöken bu karanlık zihniyetten kolay kurtulamayacağız anlaşılan. Ülkedeki son gelişmeler bunu gösteriyor.
Bu hafta Gümülcine’de kundaklanan cami, ayrıca bir diğer caminin avlusundaki ağaç katliamı, diğer gün Türkiye’nin Selânik Başkonsolosluğu’nun molotoflu saldırıya uğraması yaramıza tuz basan olaylar oldu.
Azınlık Haklarımızın yenmesi, aralıksız bir şekilde camilerimizin kapılarına kesik domuz başlarının mıhlanması, mezarlıklarımızın saldırıya uğraması, insanlarımızın resmi dairelerde genel olarak küçümsenmesi, aşağılanması, 3. sınıf vatandaş muamelesi görmesi, Aşırı Milliyetçi fanatik grupların insanlarımıza fiili saldırılarda bulunması, göçmenlere yapılan kötü muamele ve saymakla bitmeyecek olan nice haksızlıklardan/zulümlerlerden kurtulmayı beklerken bakın neler oluyor!
Geçen yazımda da belirttiğim gibi, bunun sorumlusu özellikle bu hükümetin yanlış politikalarıdır. Çipras, Batı Trakya’yı ve milli meseleleri ANEL’e bırakmayacaktı. Bırakınca neler olduğunu görüyoruz. Kammenos’un Türk Azınlık ve Türkiye karşıtı tahrikkâr söylemleri, kullandığı nefret söylemi, zaten yeterince gergin olan bölgenin iyice gerilmesine sebep oluyor. Ne gerek var?
Onlara göre gerek var ki, böyle yapmayı tercih ediyorlar. Kammenos ve zihniyetindeki avanesinin izlediği bu gerilim politikası bölgede daha ne kadar kötü haberlerin çıkmasına sebep olacak bilinmez, ama saldırmak için bahane arayan ve fırsat kollayan nice kendini bilmez fanatikleri cesaretlendirmeyeceğini kimse garanti edemez. Bu konuda milyonda bir katkı olasılığının olması bile büyük bir vebaldir. Bu vebal sadece ANEL’e değil, toptan hükümetedir. Çünkü susan, hatta bu şekilde SİRİZA gibi haksızlığa imkân verenlerin günahı daha büyüktür.
Kammenos, hastalıklı zihniyetini sergilemekten adeta haz duyuyor. Selanik Belediye Başkanı Butaris haklı olarak onun bu haline kızıyor ve “İpte asılı görsem, kurtarmam” diyor.
Peki, Kammenos nasıl cevap veriyor dersiniz Butaris’e? "Tanıdık Türk dostu Selanik Belediye Başkanı...” diyerek onu Yunan halkı nezdinde kendince “hain” ve “suçlu” göstererek itibarsızlaştırmaya, aşağılamaya ve manen “ipte sallandırmaya” çalışarak. İşte, ANEL bu! Allah şerrinden muhafaza etsin! O kadar Türk düşmanı bir zihniyete sahipler ki,bence fırsat verilse Batı Trakya’yı Srebrenitsa’ya çevirirler. Çünkü bir insanı ve özellikle belediye başkanı sıfatını taşıyan ve kolayca hedef haline gelebilecek birini “Türk dostu” olmakla suçluyorlar. Bu nasıl bir zihniyettir ki, “Türk dostluğunu” bir suç gibi, olmaması gereken bir günah gibi algılıyor ve algılatıyor? Bir insanı ağır bir zan altında bırakmayı, onu “Türk dostu olmak”la suçlamakta görecek kadar sapıtmış bir zihniyete ancak ucube denebilir.
Ama buna rağmen bence Çipras’ın bunlar karşısındaki durumu daha tehlikeli, çünkü hiçbir şey duymuyor, görmüyor ve işitmiyor. Olan biten karşısındaki bu tepkisizliğine ancak bu söylenebilir. Bu konudaki duyarsız ve kayıtsız tutumu bizleri endişeye sevk ediyor. Kötü de olsa bir şeyler hisseden hiçbir şey hissetmeyenden iyidir. Can çıkmadıkça ümit kesilmez demişler. Kammenos’ta en azından bir canlılık var, ama Çipras ölü gibi ve ölüden hiçbir fayda bekleyemezsiniz. Ne diyelim, Allah canlandırsın!
--- -- ---
Cami saldırısının ardından soydaşının can güvenliğinden endişe eden Türkiye Dışişleri’nden, konunun düşündürücü olduğu ve bir an önce aydınlatılması gerektiği, açıklaması geldi. Bizim Yunan Dışişleri hışımla cevap vererek, olayın kundaklama olmadığını, Türkiye’nin önce kendine bakması gerektiğini, kendi sınırlarında kundaklanan, yok edilmeye çalışılan gayrı müslim eserlerinin hesabını vermesi gerektiği, şeklinde açıklamalarda bulundu.
Allah bu Dışişleri’ne akıl versin. Bu kadarı da pes artık! Bizim Dışişleri, vatandaşı için endişelenip “Olaydan dolayı çok üzüntülüyüz, derhal gereken yapılacaktır, bu menfur olayı yapanların yakalanması için her şey yapılacaktır, Azınlık vatandaşlarımız rahat olsun!” diyeceğine, kalkmış fırsattan istifade Türkiye'ye nasıl gol atarım heyecanıyla laf yetiştirmeye çalışıyor.
Ne oldu? Azınlığın devlete olan güvenini iyice sarsmış oldu. Çünkü bu, sorumlu devlet ağzı değildir. Böyle sorumluluk olmaz. Devlet, vatandaşını bu kadar incitici dil kullanmaz.
Dışişleri bizimle adeta alay ediyor sanki. “Cami kundaklanmadı, itfaiyenin ilk belirlemelerine göre kısa devre” deyip işi kestirip attı. “Ne haliniz varsa görün” ve -teşbihte hata olmaz- “bize ne” der gibi, Türkiye ilgilenince de “Size ne” der gibi bir tutum sergileyen bir Dışişlerimiz var.
Sormazlar mı peki: Caminin kısa devreden yandığını kabul etsek bile, diğer caminin avlusundaki ağaçları da kısa devre mi kesti? Kundaklanan caminin kapı kilidini de kısa devre mi kesti? Sizin kafanıza göre her şey kısa devreden. Daha önce cami kapılarına kesik domuz başlarını da kısa devre mıhlamıştı. İskeçe’de ve Atina’da sokak ortasında dövülen Azınlık mensupları ve öldürülen göçmenleri de kısa devre çarpmıştır. Selanik’teki Türk Başkonsolosluğu’na molotofları atan da kısa devre. Size göre her şey kısa devre yüzünden...
Son söz: Olanlar kısa devreden mi bilmem ama, sizin devreleri yaktığınız kesin...