“Gönüllü insanların yazdığı hikayeler her zaman kalıcıdır”
İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa GTGB’de gerçekleştirilen ‘29 Ocak ve Yansımaları’ başlıklı etkinlikte söz alarak duygularını ifade etti.
İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa GTGB’de gerçekleştirilen ‘29 Ocak ve Yansımaları’ başlıklı etkinlikte söz alarak duygularını ifade etti.
İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa yaptığı konuşmada 29 Ocak olaylarında insanların gönülleriyle hareket edip dağları aşarak Gümülcine’ye geldiğini ve gönülden yazdıkları bu hikayenin yıllar sonra halen anlatıldığını söyledi.
Müftü Trampa 29 Ocak ruhunun gençlere anlatılması gerektiğini belirterek 28 Ocak Cumartesi günü Şahin köyünde İskeçe Müftülüğü olarak gerçekleştirdikleri 29 Ocak Çalıştayı ile orta ve lise çağındaki gençlere 29 Ocak ruhunu anlatmaya çalıştıklarını ifade etti. Gençlerden çok olumlu dönüşler aldıklarını belirten Müftü Trampa gençlere yönelik faaliyetlere devam edeceklerini belirtti.
İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa’nın 29 Ocak ve Yansımaları Etkinliğinde yaptığı konuşma aşağıdaki şekildedir:
“Çok saygıdeğer Gümülcine Başkonsolusu ve kıymetli hanımefendi,
Değerli hazirun, hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.
Bir Türk düşünür şöyle der: ‘‘İnsanın bir hikayesi olmalıdır. Zira hikaye insanın kültürünü oluşturur. Kültür de kimliğini. O kimlik ile insan kendi varlığını ifade eder. Bugün burada, Musa Vidinli ağabeyimiz, Galip abi, Hülya hanım, genç Burak ve faziletli Müftüm ifade ettiler... Herkes bir hikayeden bahsetti. Oluşturulan ve yaşanılan bu hikayeler, bugün, bizim varlığımızın ortaya konulması için bir sebebiyettir.
Ben de şöyle hikaye veya anı diyelim paylaşmak isterim:
29 Ocak anısına bizim çıkardığımız bir dergimiz var. Bu sayıyı 29 Ocaklara ayırdık. İnşaallah çıkışta alırsınız. Orada Balkan köylerinden birisinin şöyle bir ifadesi var:
“Biz köylerden otobüs durağına indik. Polis otobüse girdi ve dedi ki, ‘Bütün müslümanlar aşağıya insin. Bir kişi inmedi. Polis kendisine neden inmediğini sorunca o, ‘ben Türk’üm, onun için inmiyorum’ dedi. Tabi onun kim olduğunu bulamadık. Bizim balkan köylerinden birisi. Bunu bize aktaran kişi de kim olduğunu anımsayamadı. Farklı bir köyden olduğunu söyledi. Biz bu günlere böyle geldik.
Burak kardeşimiz gençler konusunda güzel bir noktaya değindi. Ben bu vesileyle yine bu toplumda hikaye bırakan ve kaybettiğimiz önemli bir genç kardeşimiz İskeçe İnhanlı köyünden, Ali Salihoğlu’nu anmak istiyorum. Rabbim rahmetiyle muamele etsin. İTB ve DEB Partisi camiasına başsağlığı diliyoruz. Her iki grupta da görevliydi Ali. Fakat gönüllü olarak görevliydi. Şundan dolayı söylüyorum: 1988 öncesinde yaşanan olaylarla da bağlantı kurarak ifade edeyim: Kıymetli arkadaşlar, olaylar şöyle gelişir genelde insanda; ya aklen bir karar alır yaparsınız ya da gönülden, gönül ile kendinizi ortaya koyarsınız. O 29 Ocak 1988 ile 1990 olayları ve bu dönemde yaşanan şeyler, özelde de Müftülük olaylarında tüm insanlar gönlünü ortaya koyarak bu olayları gerşekleştirdiler. Eğer siz bu olayları aklen yapmış olsaydınız, yapamazdınız. Neden? Çünkü akıl pragmatist birşeydir. Bir noktada sizi durdurur. Dur ne yapıyorsun sen ya? Sen atılıyorsun ama senin mensubiyetini taşıdığın bir parti var. Sana ne diycekler? Önümüzdeki seçimlerde milletvekili olamayabilirsin. Ya da bölge genel sekreterine bak, hemen uyarı alabilirsin. Böyle bir dizi hikaye önüne çıkıverir. Akıl böyle birşeydir. Ama gönlünü ortaya koyduğun zaman, gönüllü insanların bu toplumda yazdığı hikayeler her zaman kalıcıdır. Bunlarda menfaat yoktur. Artısını eksisini hesaplamaz. İşte o ruh, o dönemde yaşanan bu ruh bizi bugünlere getirdi. Peki biraz önce Ali kardeşimizin niçin örneğini verdiğimi bir iki cümleyle açıklayayım: Ali Salihoğlu’nun tahsili yüksek değildi. Diploması yoktu ama bütün kurumlarda gönüllü olarak görev aldı. Herkese elini uzattı. Her yere koştu. Bugün Ali’nin vefatı üzerine sosyal medya yıkıldı. Çünkü Ali gönüllü yaptı ve yaparken de herkesin gönlüne hitap etti. Aklına hitap etmedi. Bunu da bir tarafa koyalım.
Peki bugün biz ne yapıyoruz?
Açık bir toplumuz. Önceden kapalı bir toplumduk. Hafız abi (Musa Vidinli) anlattı. Mehmet Emin Aga, evet, bir liderdi. Karizmaydı. Otoriteydi. O dönemde kapalı toplum olmanın avantajlarını çok iyi değerlendirdi. Galip bey çok güzel ifade etti o bölgeyi. Mehmet Emin Aga İskeçe’de oturmadı. Köylere gittiği zaman bir hafta kalırdı. İnsanların evinde kalırdı. Her evin misafiri olurdu, giderdi. Bu olay olduğu zaman Aga sadece seslendi ve bütün İskeçe yıkıldı. Dağ, taş, tepe demeden... Bu akıl mantık işi değil, değil mi? Yani siz kalkacaksınız Şahin’den tepelerden Yassıköy’e ineceksiniz. Oradan tarlalardan Gümülcine’ye geleceksiniz. Bugün biz oturup bir toplantıda masa başında bunu yapacaz, insanları sürükleyecez, desek böyle bir sonuç çıkar mı? Gönül ile yapılan birşey, siz gönül insanları karşınızdaki olan kişi, lideriniz, ön planda olan insan bu şekilde yaparsa böyle sonuçlar ortaya çıkar. Bugün sosyal medya var. Sosyal medyayla biz bu işi yürütüyoruz. Nasıl hareket etmeliyiz? Genelde söylüyoruz biz, ben geçen gün BTTADK’nda da ifade ettim. Burada gençlere önem verelim diyoruz. Anlatalım. Biz böyle bir uygulama yaptık. Neler yapılabilir noktasında. Bu benim söyleyeceğim şey yapılması gereken belki yüz aktiviteden biri. Biz dün bir aktivite, bir etkinlik yaptık İskeçe’de. Çocuklara, ortaokul ve lise çağlarındaki çocuklara 29 Ocak’ı anlattık. Çok birşey mi yaptık? Hayır. Çok birşey mi anlattık? Hayır. Üç aşağı beş yukarı burada anlatılanlar anlatıldı çocuklara. Onların anlayacağı dilde, seviyede anlatıldı. Şöyle birşey çıktı ortaya. Hüseyin Baltacı da oradaydı.
Çocuklara fotoğraflar dağıttık. Dağıttığımız fotoğraflar biraz önce burada gösterildi. BAKEŞ’ten almıştık zaten. Etkinliğin sonunda çocuklara dedik ki: Konuşmaları dinlediniz, fotoğraflara bakıyorsunuz, o günleri canlandırın, ne düşünüyorsunuz? Fotoğrafları arkaya çevirip düşüncelerinizi yazın. O biçim şeyler çıktı. Düşünceler yazıldı. Çocukları sahneye çağırdık. Okuyun dedik. Baştan sıkıldılar sonunda herkes sıraya dizildi ben de okuyacağım diye ve inanılmaz şeyler çıktı. Benim kanaatim bu olayları bu şekilde anlatmalıyız. Eğer 29 Ocakları orta okul lise çağı seviyelerine indirgeyemezsek yarın öbürgün kim kime ne anlatacak o da ayrı bir soru işareti. Dolayısıyla yapılması gereken bence bu aşamadan sonra, evet Danışma Kurulu olarak burası merkez kabul edilir. Bu etkinlik gelenekseldir. Devam edecektir. Etmeli de ama bunun yanında biz bu 29 Ocak ruhunu gençlere kadar yani ortaokul seviyelerine kadar indirgemeliyiz. Eğer biz bu ruhu indirgeyemezsek o çocukların ruhuna başka şeyler işler. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi selamlıyorum. Sağolun varolun.”