B-Health
B-Health

Dünden Bugüne Dünya Üniversitelerinin Karşısında Türk Üniversiteleri

Geçen gün URAP (University Ranking by Academic Performans) yani Akademik Performansa göre Üniversite Sıralaması isimli internet sitesinde ilk önce Türkiye’deki

Köşe Yazıları 26 Ağustos 2016
Dünden Bugüne Dünya Üniversitelerinin Karşısında Türk Üniversiteleri

Geçen gün URAP (University Ranking by Academic Performans) yani Akademik Performansa göre Üniversite Sıralaması isimli internet sitesinde ilk önce Türkiye’deki üniversitelerin ulusal sıralamasına baktım, bunların yanında dünya sıralaması da yazıyordu mesela ODTÜ’nün Türkiye sıralaması 1, dünya sıralaması 467; İstanbul Üniversitesi’nin Türkiye sıralaması 2, dünya sıralaması 487; İTÜ 3’e 508; Hacettepe 4’e 543 derken dünya sıralamasının pek de önemli olmayacağını sonuçta dünyada binlerce, hatta yüzbinlerce üniversite olduğunu düşündüm.

Sitede biraz dolaştıktan sonra diğer ülkelerin de durumuna bir göz atayım dedim ve 44 ülkenin 466 üniversitesinin Türkiye’nin en iyi üniversitesi ODTÜ’den daha iyi olduğunu gördüm.

Türk Üniversitelerinin Sömürülmesi

Bir yandan bunun rezalet bir durum olduğunu düşünürken öbür yandan da yıllardır Türkiye’nin eğitim açısından nasıl sömürüldüğünü görüyorum. Şöyle ki, İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş tarihine baktığımız zaman İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih tarafından 1453 yılında kurulduğunu görmekteyiz, ancak listedeki İstanbul üniversitesi 1933 yılında kurulmuş modern İstanbul üniversitesini temsil etmektedir. Bunun öncesinde Dârüşşifâsı(1453), Darülfünûn (1846), Darülfünûn-i Osmani (1869), Darülfünûn-ı Sultani (1873), Darülfünûn-ı Şahane (1900), İstanbul Darülfünûnu (1924) isimleri altında gösterilmiş olan performanslar ölçümde yer almamaktadır. Bunun dışında İTÜ’nün de 1773 yılında kurulduğunu bilmemize rağmen modern kuruluş tarihi 1944’ten sonraki performansın ölçüme girdiğini söylememiz gerekmektedir. Aynı şekilde daha bir çok örneğe rastlamak mümkün.

 Üniversiteler Neden Geri Kaldı?

Bunun gibi örneklerin yanısıra, 1950’li yıllara kadar Türkiye’de sadece 3 üniversitenin faaliyette olduğunu belirtmek gerekir, bu rakam günümüzde ise 200’e merdiven dayamış durumda. 1950’li yıllardan sonra da üniversiteler çoğalmaya başlasa da bunlar siyasi ideolojilerin yuvası haline gelmişti, nitekim bu gelenek köklü üniversitelerde hala devam etmektedir. Birinin emriyle belli ideolojiye sahip bir öğrenci başka bir öğrenciyi kendilerine  çekmeye çalışmaktadır, bazen de sözlerini dinletebilmek için sınıf basma durumları bile meydana gelmektedir. Peki böyle bir durumda salt eğitimden ziyade akademik performans nasıl arttırılabilir? Hangi öğrenci akademisyen olmak ister? Akademisyen olsa da hangi şartlar altında çalışacak? Hangi şartlar altında bir şey üretecek?

Bizim Yanlışlarımız

Öncelikle Türk üniversitelerinin son zamanlarda fen ve mühendislik gibi alanlarda gerçekten büyük ilerleme katettiğini söylemek mümkün. URAP’a göre Türk üniversiteleri bilgisayar ve enformatik bilimler, biyoloji, fizik, kimya, matematik, mühendislik, multidisiplinler, psikoloji ve bilişsel bilimler, teknoloji, ticaret yönetim-turizm ve hizmetler, tıp ve sağlık bilimleri, yer bilimleri-ziraat ve veterinerlik alanlarında dünya sıralamalarında kendine yer bulmayı başarmıştır; ancak beşeri bilimler, çevre bilimleri, dil-iletişim-kültür, eğitim, felsefe ve dini çalışmalar, güzel sanatlar-müzik ve basın-yayın, hukuk, iktisat, kentsel planlama ve mimarlık, tarih ve arkeoloji gibi alanlarda ise hiçbir Türk üniversitesi sıralamaya girememiştir.

Bunların sebebini anlayabilmek için bu alanların birinde okumak yeterli olacaktır. Örneğin benim okuduğum bölüm beşeri bilimler alanında yer almaktadır ve birinci sınıfın ilk derslerinde her hoca öğrencilere teker teker sosyolojinin kaçıncı tercihi olduğunu sormaktadır. Biraz abartılı gibi gelecek ama öğrencilerin yüzde 90’ı sosyolojiye isteyerek gelmemiştir. Aynı şekilde listeye giremeyen diğer bölümlerde de böyle bir durum vardır. Yanlış anlaşılmasın bu durum bölümün kalitesini düşürmez, yine de iyi adamlar yetişecektir, nitekim hocalarımız hayran olacak seviyede, ancak bu bölümleri gerçekten isteyerek okuyanların oranı yüzde 10 iken ilerinde bu alanlarda çıkan büyük adamların sayısının fazla olacağını düşünmek tam anlamıyla Polyannacılık olacaktır.

Son olarak bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim, 1950’li yıllarda Türkiye’de her türlü zorluğa rağmen teknolojik ve fenni alanlarda olmasa da sosyal ve beşeri alanlarda bilim adamları çıkmaktaydı. Özal’ın iktidar olmasından sonra ise bu durum tam tersine dönmeye başlamıştı. Özal Türkiye’de gerçekten beklenen liderdi ve teknolojik bilimde gerçekleşen gelişimin baş mimarlarındandı. Türkiye’nin bu ani ve karşıkonulamaz çıkışı sonrasında dış güçler en azından sosyal bilimin gelişimini engellemeye başlamıştı. Çünkü toplum doktorları, toplum mühendisleri olmayınca diğer alanlarda ne kadar büyük bilim adamları yetişirse yetişsin ülkenin gelişimi sınırlı olacaktır, bu nedenle FETÖ’nün adamları liyakat ölçüleri dışında devletin her kurumuna yerleştirildi.

---

Sonuç olarak, eleştirildiğim unsurlar dikkate alındığı takdirde özellikle FETÖ’den ders almış bir Türkiye’de bundan sonra gerçekten büyük bilim adamlarının yetişeceği düşüncesindeyim.

Kaynaklar: www.urapcenter.org

Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr