Eskiden her şeyin pozitifi güzeldi, şimdi ise negatifi

Eskiden sanki yaşadığımız koca dünya da biraz pozitifti. İnsana pozitif enerji pompalıyordu. Herkesin pozitif enerjiye ihtiyacı vardı ve buluyordu da.

Köşe Yazıları 13 Mart 2021
Eskiden her şeyin pozitifi güzeldi, şimdi ise negatifi

Eskiden sanki yaşadığımız koca dünya da biraz pozitifti. İnsana pozitif enerji pompalıyordu. Herkesin pozitif enerjiye ihtiyacı vardı ve buluyordu da. O kadar zor değildi yani. O dönemlerde negatif olarak sadece sıfır grubu kana sahip olanlar vardı. Negatif olarak onların kanı daha değerliydi belki ama, sadece o kadar. Ama kanları negatif olsa bile kendileri yine pozitifti. En çok aranan da buydu zaten dünya üzerinde.

Pozitif insan, pozitif enerji, pozitif iş temposu, pozitif sevgili v.b.

İnsanları bulundukları yerde mutlu eden, rahat hissettiren bir enerjiydi çünkü bu pozitiflik…

Şimdilerde ise insanlar pozitif kelimesinden korkar oldu, artık her şeyin negatifi değerli. Burada bir yanlış var, ama kolay bulunacak cinsten değil.

Covid-19 salgını baş gösterdiğinden bu yana dünya standartları değişti. Kısacası bildiğimiz ve üzerinde yaşadığımız koca dünya değişti. Bunun bu şekilde olmasını isteyenler mi vardı, yoksa bu da bir kader miydi? Soralım sorgulayalım da, şüphelerle söylemler apayrı bir dünya gibi…

Dikkatimizi çeken olaylardan bir tanesi, maske fabrikalarındaki ortakların çoğunun siyasetin içinden gelen insanlardan olması. Hatta Almanya’da birkaç gün önce maske fabrikasında hissedar olan bir milletvekilinin açığa çıkan yolsuzluklardan sonra istifa etmesi dikkatimizi çekti mesela. 

Mesela Yunanistanda önde gelen eski siyasetçilerin de bu işin içinde olması da biraz garip değil mi? Tabii dünya genelinde de araştırılırsa bir çok siyasetçinin ya da lider konumunda olan kişilerin bu olaylarla yakından ilişkileri olduğunu da görürüz gibime geliyor.

Sonra farklı yerlerden sesler yükseliyor, yok efendim maske hayatımızda 10 sene daha olmaya devam edecekmiş, aşı olmazsan ülke dışına çıkamayacak ve kalabalık ortamlara giremeyecekmişsin. Düşünsenize Mart ayındaki 3. dalga olayını daha iki ay önceden sayıklamaya başlamışlardı. Şimdilerde ise 2022 yılı başında virüsün yok olacağı konuşuluyor. Ama tabii bu arada gündem virüsle dolup taşarken, halkın beynini de bu konuda doldurmaya devam ederlerken, kapalı kapılar ardında her şeyin fiyatı yükseliyor ve halk bunun farkında bile değil. Neden? 

Çünkü onlara da bedavadan para dağıtılıyor. Bazıları da çalışmayanların arasında, ama ödeniyor. Çoğunluk evden pijamayla çalışıyor ve dünyada neyin değiştirilmeye çalışıldığından haberleri bile yok. Yeni bir dünya mı yaratılıyor, sorusu her yerde soruluyor da cevabını bilen yok. 

Şimdi 35-40 yaşına kadar baba parasıyla büyümüş, hiçbir şey düşünmeden yaşamış, onun için hep başkaları düşünmüş bir kişi hayal edin. Aniden her şeyin kesildiğini düşünün ve ona hayatının sıfırdan başlayacağını söyleyip dışarıya bırakın. Ne yapar, ne eder, nasıl geçinir veya nasıl ayakta kalır? Bu gibilerin yapacağı tek şey geri dönüp yalvarıp yakarmak, gerekirse baştaki insanın kölesi olmak... Yeter ki aç kalmasın, dışarıda kalmasın. Şimdi bir de bu şekilde hazır, çalışmadan sistem aracılığı ile ödenen, ya da çok rahat bir şekilde evinden çalışan, pijama veya şortu ile çalışıp kahvesini yudumlayanları bir düşünün. Oh ne güzel bir hayat… 

Çektik mi herkesi sahalardan, bozduk mu aralarındaki güveni, yalnızlaştırdık mı onları? Tamam o zaman, şimdi kullanılmaya hazır hale getirildiler. Kısacası kıvama geldiler. ‘’Böl-parçala’’ dan sonra şimdi de hazıra besle istediğini yaptır, güveni ortadan kaldır herkes sisteme iyi olabilmek için “kendini yırtsın sistemi” başlıyor.Ve en önemlisi de sistemin içinde kiminle rekabet ettiğini kimin daha iyi olduğunu bilmeden savaşına devam etsin. Güvenmeden, görmeden, savaşacaksın fakat karşında insan yok, senin aç kalmaman için kim sorarsa çalışan ve her zaman karşılığını fazlasıyla vermeni bekleyen bir sistem var artık. Hayırlı olsun. Senin için başkaları düşünüyor artık

Eski filmler bile gerçek oluyor sanki. Çok eskiden robotları görüyorduk filmlerde ve hayal gibi geliyordu bizlere, inanılmazdı. Yakın bir geçmişte yine başka bir filmde insanların kollarına takılı bir hayat kronometresi gördük, dünyada para kaybolmuş herkes kendi hayatına daha fazla dakika ve saat alabilmek için uğraş veriyor, didiniyor. Zamanı dolan ‘’patak’’ gibi yerlere düşüp öbür dünyaya göçüyor. Her şey daha fazla zaman için. Zengin olup da kolunda çok saati ve günleri olanlar 200 yaşında da aynı yaşta gösteriyor, halbuki sadece sonraki günün 24 saati için çalışan garibanlar 30 yaşında ihtiyarlamış durumda. Film ya şimdi bu, hayali kurgu filmi ya hani, ne olacak yani demeyin, adamlar hayal bile edemeyeceklerimizi gelecek için planlamışlar.

Tüm bunları göz önünde bulunduran ve hala düşünmeyi becerebilenler bunların da farkındadır gibime geliyor. Paranın sadece elektronik ortamlarda sayı olarak göründüğü, işlerin uzaktan uzağa halledilebildiği, insanları birbirlerinden uzaklaştırmaya, değersizleştirmeye ve güvenlerini yıkmaya yönelik bir dünya mı yaratılıyor diye sormadan geçmezsiniz herhalde. Düşünsenize, başka türlü neden bu kadar çok insana, ülkenin ekonomisini zarara soktuklarını bile bile  bu kadar para dağıtsınlar? Hatta gelecek 10 yılın parasını daha ilk yılda neden harcasınlar? Gümrükleri kapatıp neden dışarıdan gelecek olan dövizi önlesinler? Özellikle sadece turizmden yaşayan ülkeleri bir düşünün. Bu intihar değil de nedir?

Hadi diyelim ki virüs çok tehlikeli ve bulaşıcı, tamam onu da kabullendik, o zaman neden otobüslere uygulanan yasaklar, taksilere uygulanan yasaklar uçaklara uygulanmıyor? Neden kara yoluyla ülkeye girenlere 14 gün karantina, uçakla gelenlere 7 gün karantina uygulanıyor? Yoksa virüs havadayken bulaşmıyor mu? 

Kafamda deli deli sorular. Neden büyük televizyon kanalları ve radyolara bu kadar paralar dağıtıldı? Neden vakaların az olduğu bölgeler de kırmızı listeye alındı? Neden ekonominin daha kötüye gideceği tahmin edilirken silahlara ve kapalı şirketlere bu kadar paralar ödeniyor? Neden herkese antikor testi değil de rapid test yapılıyor? Sürü bağışıklığının yüzdesinin ölçülebilmesi için antikor testi yapılması lazım değil mi? Yoksa, amaç sadece vakaları çoğaltabilmek mi? 

Dünya üzerindeki ilaç firmalarının ve sağlık malzemeleri üreten firmaların 2019’a kıyasla 2020 ve 2021 cirolarındaki artışa bir bakın ne demek istediğimiz anlayacaksınız?

Acaba artık kapitalist sistemin çöktüğüne şahit olan ve dünyayı ellerinde tutan bazı aileler, satarken değil de malı alırken veya malını (yani işçilerini) kullanırken mi daha fazla para çıkarmaya  çalışıyor? Mesela sadece şunu düşünün: Tüm dünya üzerindeki ülkelerde maaşlar aynı, işçilik aynı.  Yani böyle bir dünya tasarladılar ve muvaffak oldular diyelim. Tüm dünyadaki maaşların aynı değere çekilmesi kimlerin işine gelir ve bu durumda neler değişir? 

M3aliyetin ucuz olmasından dolayı farklı ülkelere fabrikalarını taşıyan zenginler kendi ülkelerine geri dönmez mi? Döner tabii. Adam hem kendi bölgesinde  kuracağı fabrikalarda kendi bölgesinden daha fazla işçi istihdam edecek, hem de kendi bölgesinin ekonomisine katkıda bulunacak. Devletler de maaşla çalışan kişilere aylık küçük yardımlarına devam edecek. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu durumda, birbirinden ayrıştırılmış ve kullanması daha kolay olan halkın gönlünü almak da bu sefer daha kolay olacak. Sağlık masraflarını da devletin karşıladığını ve emeklilik dönemi geldiğinde de ölünceye kadar rahat bir hayat süreceğini garanti ettiğinde de, iş tamam. Önemli olan aç kalmaman, gerekli malzemeleri alman için paran olsun yeter, diğerlerini senin için zaten başkaları kullanıyor. Çünkü adamlar senin için düşünüyor senin için çalışıyorlar… Her şey senin daha rahat yaşayabilmen için. Yaaa!!! 

Düşünsenize çocuğu anne ve babasından ayırmayan bir sistem, hasreti ve gurbetçiliği bitiren bir sistem, kısacası düşünmeyi ve hayal etmeyi bitiren ve tek güvenilmesi gereken mercinin devlet olduğunu beyinlere sindiren bir sistem. Hadi sen de gel buradan yak. Hayırlı olsun bakalım…

Şimdilik bu kadar ‘’tiyo’’ yeter sanırım. ‘’Pi’’ye gelmeden yeniden görüşürüz inşallah. 

Yüzünüzden gülücük, yüreğinizden cesaret, gönlünüzden sevgi, beyninizden hayal gücü eksik olmasın. 

Hoşça kalın, dostça kalın…

Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr