İki Bedende Yaşayan Tek Ruh
Can dostuma ithafen, Bu hafta biraz duygusal davranıp, dostluğun hayattaki önemi hakkında yazmaya karar verdim. Başlık bazılarına abartılı gelmiş olabilir anca
Can dostuma ithafen,
Bu hafta biraz duygusal davranıp, dostluğun hayattaki önemi hakkında yazmaya karar verdim. Başlık bazılarına abartılı gelmiş olabilir ancak gerçek dostluğu, manevi kardeşliği yaşamış olanlar ve yaşayanlar o başlığın büyük bir samimiyet eseri olduğunu anlayacaklardır.
“İyi bir dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur” demiş Mevlâna... Düşünebiliyor musunuz? Bir insanla tanışıyorsunuz ve tanıştıktan sonra o insanla aynı ruhu paylaşmaya başlıyorsunuz. Kendinize anlatıp da rahatlayamadığınız şeyleri kardeşinize anlatınca çok güzel rahatlarsınız. Sonra o size bir şeyler anlatır ve böylece psikolojideki samimiyet yasalarından birini gerçekleştirmiş olursunuz. Dikkatinizi çekerim! Bu yasayı önünüze gelen her insanla gerçekleştirmeniz mümkün değildir. Çünkü o özeldir! Bu yasa; karşılıklı duygusal iletişimden dolayı beynin sağ ön lobunu harekete geçirerek dostluk bağlarını sağlamlaştırır.
Dostunuz bazen öyle biri haline gelir ki, insanın tek başına başaramadığı şeyleri dostu sayesinde başarır. Çünkü sizin enerjiniz bitmişken, onun tek derdi sizi ayağa kaldırmak olur ve bir bakmışsınız birden bire at gibi şaha kalkmışsınız.
Dostluk zaman geçirmelik varlık değildir, ufak bir hatasında kenara atılacak bir eşya hiç değildir. Zaten Mevlâna da bu konu üzerinde “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır” vecizesiyle en iyi cevabı vermektedir. Aslında bilinmesi gerekir ki; bir insan gerçekten dostunuz olmuşsa onda hiçbir hata göremezsiniz. Hatalarını görseniz bile bunları hata olarak algılamazsınız. Ufak hatalarınızla da birbirinize gülüp eğlenirsiniz. Sakardır mesela... Hep dalga geçersiniz, aranızdaki bağ daha da sağlamlaşır. Ama başka birisine bir deneseniz ömür boyu unutmaz ve karşılığını vermek için fırsat kollar.
Dostluk olgunluktur. Bir yerden sonra olgunlaştığınızın farkına varacaksınız. Bazı şeyleri daha iyi ayırt edebilmeye başladığınızı göreceksiniz. Başlıkta da dediğim gibi dostluk “İKİ BEDENDE YAŞAYAN TEK RUH” tur. Tek bir ruh iki bedende olunca bir çok şey yaşar, normal bir insanın yaşadıklarının iki katını yaşar. Ve bu yazdığım cümle mübalağa değil, sürrealizmdir çünkü dostluğun kaynağı bilinçaltında yatar.
Daha önceki yazılarımda da dikkat ettiyseniz duygusallık yerine, gerçekçilik kullanarak yazılarımı yazmaktayım. Sözel bir zekaya sahip olmama rağmen realist düşüncelerim ön plana çıkmaktadır. Bu durum hayatımda bir çok gerçeğin farkına varıp bazı şeyleri düzeltmeme ve her zaman dimdik ayakta olmamı sağladı. Ancak yine de her insanın zayıf bir noktası vardır. Benim zayıf noktam da dostumdur ve söz konusu dostum olunca gerisi teferruattır. Gerçekçilik ve mantıktan eser kalmaz tamamen duygusal düşünmeye başlarım.
Çünkü o benim dostum! Duygusallığım bir zindanda prangalarla hapsedilmiş olsa, yine de bir yolunu bulur dostunuz için devreye girer.
O benim dostum! Allah’ın izin vermesi durumunda ömrümüzün sonuna kadar beraber olacağımızdan emin olduğum dünyadaki birkaç insandan biri o.
Ve bir kez daha söylüyorum; o benim dostum! Ailenin tek çocuğu olmama rağmen, dostum sayesinde kardeşliği öğrendim.
Son olarak, dostluk nimetinden mahrum kalmak isteyen insanların bu dünyada sadece nefes alan varlıklar olduğunu ve bir çok güzel şeyden faydalanamadığını belirtmek isterim. Dostlar ise Allah’ın izniyle ahirette bile beraber olacaklarını peygamberimiz (S.A.V.) “Kişi sevdiği ile beraberdir.” sözüyle müjdelemektedir. Nitekim, tek bir ruh bölünerek farklı yerlere gidemez.