“Soykırım” İftirası ve Vekillerin “Akıl Tutulması”
Yazımın doğru anlaşılması açısından hemen başında “akıl tutulması” ile ilgili bir tanımla başlamak istiyorum. “Akıl tutulması; aklın, bir başka aklın yörüngesin
Yazımın doğru anlaşılması açısından hemen başında “akıl tutulması” ile ilgili bir tanımla başlamak istiyorum.
“Akıl tutulması; aklın, bir başka aklın yörüngesine girmesi şeklinde tanımlamak mümkün… Aşamalı bir devamlılık içerisinde, kişiyi uydulaştırması muhakkak olan akıl tutulması, tutulmaya maruz kalan kişiyi kendisi olmaktan çıkarıp artık onun, hayatı ve olayları başkasının penceresinden görmesine ve yorumlamasına yol açar.”
Geçen hafta haberini yaptığımız bir konu hakkında yazmadan edemedim. Çünkü bu konuda soydaşlarımızdan çok sayıda soru geliyor. Onlar bu meseleye bir mantık ve açıklamaya gerek duyuyorlar. Onlarda, ‘Bizim bilmediğimiz bir durum varsa başka, ama dışardan bu olaya bakınca aklımıza ve vicdanımıza yatmıyor’ algısının hakim olduğunu görüyorum.
Ayrıca, tarihe geçecek böyle bir olay hakkında sessiz kalmak ve bu konuda düşünce, tavır ve duruşumuzu da ortaya koymak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü tarih, yanlış yapanı yazdığı gibi ona karşı sessiz kalarak suç ortağı olanı da yazıyor.
Konu, SİRİZA Rodop milletvekillerinin sergilediği ve ancak “akıl tutulması” olarak nitelenerek izah edilebilecek bir olaya imza atmalarıdır.
Batı Trakya ve aynı zamanda ayrılmaz bir parçası olduğu Türk ve İslam tarihine kara bir sayfa olarak geçen bu olaya kayıtsız kalmak, helâl süt emmiş hiçbir Müslüman ve Türk evlâdına yakışmayacağı kanaatindeyim. Bence, bu olay -bilinçli veya bilinçsiz hiç fark etmez-, sadece Türk Dünyası’na değil, aynı zamanda İslam Dünyası ve hatta İslam’a yapılmış büyük bir yanlışlıktır ve bunu, büyük bir özür ve ardından da istifa ancak paklayabilir. Tam paklamaz, ama en azından milletin vicdanını kısmen rahatlatır. Yapanları da ömür boyu zan altında kalmaktan kurtarmış olur. Gafletle yaptılarsa eğer, hiç olmazsa hainlik damgasından kurtulmuş olurlar.
Kanaatimce artık bunların bundan sonra milletimizi temsil etmek gibi bir durumları söz konusu olamaz. Onlar bu vasfı çoktan kaybetti. Onlar, yaptıklarıyla bundan sonra belki Hıristiyan ve ateist Yunan kökenli vatandaşlarımızın vekili olabilir, ama Müslüman ve Türk kökenli vatandaşlarımızın ve hassaten Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın temsilcisi olamazlar. Onların bu yaptıklarını tasvip eden, onaylayan ve savunan Müslüman ve Türk Azınlık mensupları da varsa, onlar da artık Batı Trakya Müslüman Türk Azınlık mensupları olmadıklarını ortaya koymuş olurlar. Çünkü Rodop SİRİZA milletvekillerinin yaptığı yanlış, bizim Azınlığın kimliğini olurturan değerlerle asla ve kat’a bağdaşmamaktadır. Böyle bir yanlışın, gerek Türk kültürü ve gerekse dinimiz İslam tarafından onaylanması asla mümkün değildir.
Niyet itibariyle sadece İslâm ümmetinin bir parçası olan bir milleti karalamak, yapmadığı bir şeyi yapmış kabul edip onu bununla suçlamak, İslam’a göre büyük suçtur. Ayrıca iftira etmek, bütün dinlere göre çok büyük bir günah ve en büyük insanlık suçlarından biri olarak kabul edilir. Yani bu iftira, aynı zamanda insanlığa yapılan büyük bir haksızlıktır. Müslüman ve Türkleri temsil eden insanların, Türk ve İslam düşmanı fanatiklerin hasta ruhlarını tatmin edecek diye veya ne bileyim işlerini kolaylaştırmak, demokrat ve hümanist sayılmak ve yaranmak için “Ermeni, Pontus ve Küçük Asya Soykırımı” iftiralarını kabul eden bir tavır içerisine girmesi, bunların anma törenlerine iştirak etmesi büyük bir gaflet ve dalalettir. Bunun bilakis ve bilerek yapılması ise açıkça bir ihanettir.
Ben bu yazıyı kaleme alırken elektronik postama DEB partisinin konuya ilişkin açıklaması geldi. Açıp okuduğumda geç de olsa bu konuda doyurucu ve kamuoyunun vicdanını konuşturan açıklamasıyla DEB’i takdir ettim. DEB bu açıklamasında, geçen ayın 27’sinde sözde “Küçük Asya Soykırımı” anma törenine resmen katılan Rodop milletvekilleri Mustafa Mustafa ve Ayhan Karayusuf’u esefle kınaması, en azından AP seçimlerinde kendisine on binlerce oy veren Azınlık seçmenini rahatlatmıştır. Bu şekilde de Azınlığın partisi olduğunu ortaya koymuştur. DEB, halkın vicdanı ve sesi olmaya devam ettiği sürece bu milletin gerçek temsilcisi olduğunu ortaya koyacağı günleri de görecektir.
Ben, sosyal medyada konuya ilişkin yaptığım açıklamalarda tepkimi dillendirirken bu konuda şahsi duruşumu ortaya koyduğumu, ancak asıl tepkinin, duruşun ve tavrın Azınlığımızın yegâne temsil makamı olan Danışma Kurulu başta olmak üzere diğer temsili sıfatı bulunan kurum ve kuruluşlarımızın yapacağı açıklamalarla ortaya konacağını belirtmiştim. DEB, görevini yaptı. Şimdi sıra Danışma Kurulu ve milli ve dini kuruluşlarımızda...
Açıklama yapmazlarsa, o zaman farklı düşünmek zorunda kalırız. Bunlar büyük işler, bizi aşar deriz. Yoksa başka türlü bu işin içinden çıkılmaz. Çünkü bir toplumun toptan akıl tutulması yaşaması mümkün değildir. En sonunda da şu sonuca varacağız: Demek bizim bilmediğimiz şeyler var. Bu işin de vardır bir hikmeti. Normalde ortalığın sallanması gerekirken hiçbir şey yokmuş gibi sakin olmasının başka bir açıklaması olamaz. Doğal olarak da yetkili ve etkili kurum ve kuruluşlarımız meseleyi gayet olağan karşılayıp susuyorsa, demek ki bizim feveran etmemizin de bir manası yoktur.
Aslında ben ve benim anlayışımdakiler yine de inandığımızı söylerdik, ama bu sadece bizi bağlar ve toplumu temsil eden kurum ve kuruluşların yapacağı kalıcı etkiyi yapmazdı. Gerçi Danışma Kurulu’ndan henüz bir tepki yok, ama olacağına inanıyorum. Madem ki DEB emare gösterdi, artık arkası gelir diye düşünüyorum.
Son söz: Aklınıza mukayyet olun!