Tarih ve Kader
Herkesin kaderi olduğu gibi tarih biliminin de kaderi vardır. Her devletin, medeniyetin ve uygarlığın bir kaderi olmuştur. Tarih doğrusal (ilerlemeci) olarak de
Herkesin kaderi olduğu gibi tarih biliminin de kaderi vardır. Her devletin, medeniyetin ve uygarlığın bir kaderi olmuştur. Tarih doğrusal (ilerlemeci) olarak devam etmemektedir. Tarih döngüsel olarak (halka) şeklinde devam etmektedir. Yani her devlet ve medeniyet tıpkı insan gibi doğma, büyüme, olgunlaşma, ihtiyarlama ve yok olma evrelerinden geçmektedir.
Bir imparatorluğun saltanatı bir başka imparatorluk tarafından devralınmıştır. Örneğin Roma İmparatorluğunu Doğu Roma İmparatorluğu, Selçuklu Devletini Osmanlı Devleti varis olarak almıştır.
Kadim çağlardan günümüze dek hiçbir zaman ilelebet var olan devlet, medeniyet ve imparatorluk olmamıştır. Her devletin sonu mutlak olmuştur. Tarihte kader vardır. Tarihe kader perspektifinden bakıldığı vakit bu olaya muradı ilahiye denir.
Örneğin Emevilerin son halifesi II. Mervan bir gün 300.000 askerini meydanda toplamıştır. Vezir ne büyük bir odu diye hayret eder. Mervan vezirine dönerek sus der zira müddet bitince hazırlık fayda vermez. Süren dolunca büyük bir ordu olsa yine de düşmeye doğru gidersin cevabını vermiştir.
Nitekim 750 yılında meydana gelen Zap Suyu Muharebesinde 300.000 kişilik Emevi ordusu 100.000 kişilik Abbasi ordusuna mağlup olarak tarih sahnesinden çekilmiştir.
--- -- ---
Kaynak: Mülkün Sultanlarına (Nasihatü’l-Mülûk), İmam Gazali, Dr. Osman Şekerci, BÜYÜYENAY Yayınevi, İstanbul 2016.