Türkiye Tarihinin En Gizemli İnsanı
Gizem denilince akla sır perdesi bir türlü aralanamayan durum veya olay gelir. Nitekim Ahmet Esat da Türkiye tarihinde inanılmaz olaylar yaşamış ve yaşatmış bir
Gizem denilince akla sır perdesi bir türlü aralanamayan durum veya olay gelir. Nitekim Ahmet Esat da Türkiye tarihinde inanılmaz olaylar yaşamış ve yaşatmış bir portredir. Fakat adını arama motorlarına yazdığınızda onun hakkında çok az bilgi bulursunuz, belki de bulamazsınız.
Ahmet Esat çalışkan ve yakışıklı bir öğrenci olmasından ziyade yabancı dilini geliştirmek için sürekli yabancı ülkelere mektup yollardı. Avrupa’dan kendisine gelen cevaplar nedeniyle de bir çok kişi onun ajan olduğunu zannetmekteydi. Bu yüzden de bir süre tutuklanır fakat gizemli adamımız bir şekilde kurtulur ve İstanbul’dan bir İngiliz gemisine binerek kaçak bir şekilde İngiltere’ye göç eder.
Katedilmesi gereken binlerce kilometre mesafe olduğu için İngiltere’ye varmak günler sürecekti ve bu günlerin içinde bir gün geminin mürettebatı tarafından fark edilir. Neyse ki kaptan ona acır ve ona sahip çıkarak İngiltere’de ailesiyle yaşamasına karar verir. İngiltere’deki öğrencilik yaşamında boksa merak sarıp kendisini iyice geliştirdikten sonra profesyonel olarak şampiyon olur ve İngiltere’nin en ünlü insanları arasında yer alır. İngiltere’ye henüz genç yaşlarda gittiği için onu bir İngiliz’den ayırt etmek çok zordur ve ortalama bir İngiliz’den daha iyi İngilizce konuşur. Merağı onu başka ülkelere de seyahat etmesini teşvik eder ve İngilizce’nin yanısıra Fransızca, İtalyanca ve Yunanca’yı da öğrenir.
Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’ne geri dönmek ister ve hissiyatlarını şu sözlerle aktarmıştı: “Yüreğimde duymadığım hisler uyandı, kanımın kaynadığını hissettim, İngiltere’de büyüdüm ama burası benim vatanım. Bu büyük mücadelede benim de bir yumruk katkım yok mu?”
1918’de İstanbul işgal edildiği zaman İngiliz’lerin baskıları git gide artmıştı. İstanbul’da ittihatçılardan çetelik dersleri almaya başlar. Bu olaylar esnasında İngiliz’ler, Osmanlı’yı küçük düşürmek için bir boks maçı düzenler ve Türk askerleri olarak tanıttıkları çelimsiz kişilerle İngiliz askerlerini dövüştürüyorlardı. Bizim boks şampiyonu Ahmet Esat durur muydu? O da bir şekilde maça çıkmanın yolunu bulmuştu. Yaptığı maçı kendi sözleriyle şu şekilde anlatmıştı: “Bobby denen herif benim bir buçuk mislimdi, fena bir sığırdı ama yavaştı. Seyircilerin gazına geldiği için knock-out etmek için paldır küldür tek yumruk sallıyordu. Bir ara ringde ağzı bozuldu, ben de ona en kenar mahalle küfüründen iyice giydirdim. Dangalak şaşırdı, yedinci roundda patlak lastik gibi soluyordu. Midesine iki dirsek çenesine bir sağ kroşe çakınca suratıma nefretle baktı ve yere düştü, ringden ayakta bile inemedi.”
Bu olaylardan sonra Esad, ittihatçıları kurtarmak için çok çabalamış ancak, İngiliz istihbaratı tarafından Beyoğlu’nda bir yerde tutuklanmıştı. Bir çok işkenceye maruz kaldıktan sonra firar girişiminde bulunmuş ve bir gemiyle yurt dışına kaçarken Çanakkale Boğazı’nda yakalanmıştı ve orada bir hapishaneye tahliye edilmişti. Orada İngilizler için çalışan Hint-Müslüman askerlerle dostluk kurup, bazı manipülasyon teknikleriyle hapishaneden kurtulur. Daha sonra bu başarılarından dolayı kendisine İngiliz Kemal takma adı verilir.
Başka bir görev için bir zamanlar İngilizlerin elinde olan Irak’a da bir İngiliz subay kılığında bilgi toplamak amacıyla gider ve çok değerli bilgileri vatanına ulaştırmıştır.
Yunan ileri harekatı başlayınca Ankara’ya Mustafa Kemal’le görüşmeye gider ve tabanca, bayrak ve Kur’an üzerine elini koyarak sadakat yemini eder. Bu seferki görevi Yunan ordusu karargâhına sızıp gerekli bilgileri toplamaktır. Kendini Amerika’lı gazeteci olarak tanıtır ve görevine başlaması için hile yaparak kumar yoluyla para kazanır. Buradaki hayatı zengin bir Amerika’lı gibi geçmiş, kısa bir süre içerisinde tanınan bir isim haline gelmiştir ve üst düzey Yunan subaylarıyla kaynaşmıştır. Kaynaşmaktan kastım onlarla her daim iç içe olmasıydı, bu da en gizli toplantılarına katılmasına sebep olmuştu. Daha sonra bir ihbar nedeniyle tutuklansa da, tutukluluk sırasında hiç Türkçe konuşmadığı için kimliği belirlenememişti. Üstüne üstlük, Yunan hakimler onun bir Amerika’lı olduğuna kanaat getirmişti. Bu sefer Atina’da bir hapishaneye gönderilmişti ancak el becerileri nedeniyle kendisini burada da kimse tutamamıştı. Zamanında bir Rum’dan öğrendiği yankesicilik teknikleri sayesinde sokakta birine çarpıp parasını çalar ve bazı Fransız’larla Türkiye’ye döner.
Son olarak bizim bölgemiz Batı Trakya’da da görev yapar ve burada Yunan ordusunun hizmetkarı olan Ermeni General Armanik’ten bazı bilgileri koparıp Türkiye’ye ulaştırmıştır.
Bu dünyada derin izler bırakmayı başaran gizemli kahramanımız İstiklal Madalyası’yla ödüllendirilir ve 14 Şubat 1966’da 79 yaşındayken vefat eder.
Hayatı böylesine kahramanlıklarla geçmiş biri nasıl olur da anlatılmaz, aklım almıyor. İstiklal Madalyası’yla şereflendirilmiş bir kahramanın yaşamını duyurmak bu kadar zor olmamalı.