Uçuş Modu - 5
Güneş makyajını yapmış ve adeta askısız bir askıda öylece Hamidiye köyüne tebessüm ediyordu. Dedim ya işte, böyle böyle konuşuyorduk. Yanılmıyorsan saat 11:30'u
Güneş makyajını yapmış ve adeta askısız bir askıda öylece Hamidiye köyüne tebessüm ediyordu. Dedim ya işte, böyle böyle konuşuyorduk. Yanılmıyorsan saat 11:30'u bulmuştu..
Neydi yanlış giden?
Neden bana "Üzerime sinmiş bu meçhul tozları silkele ve beni kendime getir" demişti...
İpin ucunu nasıl kaçırılabilirdi ki?
Sevmesi hata mıydı? O zaman üstat Mustafa Kutlu yiğit delikanlıları neden sevmeye teşvik edecek
"Nar ağacı narsız olmaz,
Yiğit gönlü yarsız olmaz.." demişti...
Peki yiğit nasıl sever. Yiğitçe de sevgi mi varmış ? Yok daha neler...
"Yaklaşık bir saat görüşürüz" dedikleri halde üç saat birbirlerinden kopamamaları mıydı ipin ucunu kaçırtan?
Belki...
Havadan sudan başlayan sohbetleri ikisinin de bugüne kadar karşı cinsle ilk defa bu kadar bitmesini istemedikleri kadar son sürat devam ediyordu...
Barış: Aşiyan sen nereliydin?
Aşiyan: Afyon'luyum..
B: Ne Afyon'lu mu? Ben de aslen Konya'lıyım biliyor musun. Sanki bizim için söylenmiş garip bir söz var...
A: Nasıl bir söz bu?
B: Afyon'un kaymağı Konya'nın da manyağı meşhurmuş...
(Gülüşüyoruz)
Barış: Bir kahvenin kırk yıl hatırı var diyorlar...
Aşiyan: Onun için mi kahve içiyoruz?
B: Sen kahve yapmasını bilir misin?
A: Yaz tatilinde ailemin içtiği bütün kahveleri ben yapmışındır... Neden sordun?
B: Ne biliyim. Ben Türkiye'ye gelince kahveyi özledim; yatıyoruz kalkıyoruz hep çay,çay,çay...
A: Türkiye'de çok çay tüketilir malum...
Parmağındaki yüzük dönem başından beri hep dikkatimi çekmişti. Bir anlamı var mı peki?
B: Evet var...
A: Görebilir miyim?
B: Tabii ki. Bu yüzük yeşim taşı gümüş yüzüktür. Yeşim taşı yeryüzünün en değerli taşlarından biridir. Üzerinde çok farklı pozitif enerjiler var. Benim nazarımı cezbeden en çarpıcı niteliği ise insanın içindeki negatif enerjiyi alıp dışarıya atmasıdır. Şunu demek istiyorum; "İnsan değişmez ama yetişir"...
A: Harikulade gözüküyor. Ama ben burçların insan karakteri üzerinde etkili olduğuna inanıyorum...
B: Burçlar şöyle; insanın karakterine etki etmez...
A: Yaa senin her konuda bilgin mi var?
B: Estağfurullah. Sadece kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bu hayatta çok kalleşlikler var, bizim cehaletimizi kullanarak bizi harcamaya çalışanlar az mı sanıyorsun. Bilmek zorundayız yoksa o çakallarla dans edemeyiz...
A: Haklısın... İşte senin bu tavrını çok beğeniyorum, kimseye eyvallahın yok. Bilgi seni çok güçlü gösteriyor...
B: Sağ olasın...
A: İnsan karakterine etki etmez demiştin...
B: Evet, burçlar vardır. Fakat karaktere etki edemez, bugüne kadar standart bir etkisi görülmemiştir... Burçlar, yedi kat gökte kümelenmiş yıldızlardır. Karakter ruhla ilgilidir; ruh da yıldızlardan önce yaratılmıştır. Düşünsene on iki tane burç var yedi milyar da insan var. Karaktere etki etse altı yüz milyon insan aynı karakterde olması gerekir. Böyle bir şeyin olması mümkün müdür?
A: Hımm anlıyorum... Ben de son zamanlarda kişisel gelişim okuyorum. Mesela şu an okuduğum kitap "Elfabe".
B: Mehmet Ali Bulut mu?
A: Aa evet onu da okudum deme bayılacağım şuracıkta...
B: Ben onu üç yıl kadar önce okumuştum.. Hatta sana Maraşlı'nın kitaplarını hediye etmeden Mehmet Ali Bulut'un "Ruhun Deşifresi" adlı kitabını hediye etmeyi düşünmüştüm..
A: Beni mütemadiyen şaşırtıyorsun.. Bu arada saat 16:00 olmuş kalksak mı ?
B: Nee şaka mı yapıyorsun? Nasıl geçmiş bu zaman böyle...
A: Bilmem...
B: Bir de çay içip öyle kalkalım..
A: Olur. Bu akşam konser var gidecek misin?
B: Yok ben konser filan sevmem. Ben şiir dinlerim; öyle rahatlarım. Mesela Sezai Karakoç, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel...
A: İsmet Özel ben de dinlerim...
B: Öyleyse giderayak sana İsmet Özel'den bir şiir okumamı ister misin ?
A: Tabii ki...
B: İsmet Özel'den benim için özel bir insan olan Afyon prensesine;
Yıkılma Sakın
"Sana durlanmış kelimeler getireceğim
Pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
Kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
Seni çünkü dik tutacak bilirim
Kabzenin, çekicin ve divitin tutulduğu yerden parlayan şiir.
Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
Acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
Sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
Çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı..."
A: Çok beğendim..Teşekkür ederim...
... .. ...
Sonunda kalkma vakti gelip çatmış. Bu sefer de hesap konusunda tatlı bir tartışma yaşamışlar.
A: Şimdi ikimiz de öğrenciyiz; kendi hesaplarımızı kendimiz ödüyoruz.
B: Aşiyan,Türkiye'de Alman usulü olmaz Türk usulü olur...
A: Hayır !
B: Ama ben şimdi böyle olmasına izin verirsem dışarıya çıktığımda kadınsı hareketler sergilerim.. Erkek adamın niteliklerinden sayılır yapmaya çalıştığım..
Dediği dedik dedim ya, yine yapmış yapacağını.. Hava kapalı, her an yağmur başlayabilecek gibiymiş... Otobüs durağına doğru yola koyulmuşlar...
Ne konuşmaymış be arkadaş. Bu kadar konuşacak şey nasıl bulmuşlar anlayamıyorum...
Aşiyan: Otobüs parasını ben karşılıyorum tamam mı ?
Barış: Tamam ama bir anlaşma yapalım.
A: Nasıl bir anlaşma bu?
B: Dolmuş gelirse sen, belediye arabası gelirse ben..
A: Bak işte anlaşamıyoruz...
B: Ben anlaştığımızı düşünüyorum..
Bu sırada karşıdan karşıya geçerken bir tane belediye arabası belirmiş. Barış "Aa ne tesadüf.." demiş ama istediği olmamış otobüs durmamış..Bu defa da Aşiyan muzip bir gülümsemeyle aynı şekilde "Aa ne tesadüf.."
En sonunda yine bir belediye otobüsü gelmiş. Bizimki üzerine düşeni hemen yapmış tabii.. Öğrenci kartını çıkartıp iki defa peşi sıra cihaza okutmuş...Sonra Aşiyan'a doğru dönüp:
- Seni yakından görmek bu kalbe çok iyi geldi.. Bugün için sana çok teşekkür ederim. On beş dakika gibi geldi..
- Rica ederim. Baya oturduk ama...
- Çok güzel tebessüm ediyorsun.. Şairin dediği gibi "Bir gülüşü var, kelebek görse ömrü uzar"
- Tebessüm edince gözlerim gözükmüyor pek..
- O hal sana çok yakışıyor. . .
- Yaa, çok teşekkür ederim .Bugün çok şımarttın beni..
5.BÖLÜM SONU