Yeşil Çağlayan
İçim ağlıyor; çok acı çekiyorum.. Rüzgârlı başımdan içime doğru harıl harıl akan yeşil bir çağlayan var sanki... Ah bu içim! Acılarla harmanlanmaktan geri durmu
İçim ağlıyor; çok acı çekiyorum.. Rüzgârlı başımdan içime doğru harıl harıl akan yeşil bir çağlayan var sanki...
Ah bu içim! Acılarla harmanlanmaktan geri durmuyor bir türlü. Hayattan çok sıkılıyorum, hiçbir şey yapmak istemiyorum..
Gündüzler kısanın içinde uzun; uyumaktan nefret eder hale geldim, çünkü geceler kâbus dolu geçiyor.
Aynı acıyı her an yaşamak dehşet bir şeymiş, bunu yeni yeni anlıyorum... Güzel günler çok çabuk geçti ve bir türlü geri gelmiyor. Zarif bir şairin deyimiyle:
"Anılar defterinde gül yaprağı gibi
Unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum."
Bu dizelerden sonra müthiş bir yalnızlık çöküyor hafif bedenime, kılcal damarlarımın en uç noktasına kadar hissettiğim bir yalnızlık bu...
Evet, yalnızlık...
Bugüne kadar hiç hissetmediğim kadar içimi yontuyor. Ama nasıl acı çekiyorum.. Her an, her nefes, aynı korku filmi... Niçin diye sormayın hemen, bilseydim söylerdim zaten...
İşte ansızın ter su içinde kalktığım her gece böyle bir isyan çığlığı hücum ediyor içime, salasım geliyor onu dışıma...
Sonra derler ki, "Bu delikanlının içindeki hazan yaprağı erken sararmış.."
Öyle mi hakikaten ?
Müphem...
Bütün içimi bu güneşsiz ısının ateşiyle kavuranı Yaratan, bu yaşanılanlardan sonra bilmiyor muydu benim bu hale düşeceğimi?
Biliyordu elbette...
O halde neden bunları karşıma çıkarttı?
Belki de beni elime geçen bazı fırsatlardan sonra görmek istedi ve kendimi O'na kanıtlayamayınca da beni çok sevdiğinden o çok elde etmek istediğimi benden aldı..
Belki de beni kurtardı...