Yeni Bir Tarih Tasavvuru

Millet olarak tarihimizle sağlıklı bir ilişki kurabildiğimizi söylemek mümkün değil; tutarlı bir tarih tasavvurumuz maalesef yok. Tarihimizle sürekli kavga hâli

Köşe Yazıları 19 Nisan 2012
Yeni Bir Tarih Tasavvuru

Millet olarak tarihimizle sağlıklı bir ilişki kurabildiğimizi söylemek mümkün değil; tutarlı bir tarih tasavvurumuz maalesef yok. Tarihimizle sürekli kavga hâlindeyiz, onu severken bile farkında olmadan hırpalıyoruz. Şüphesiz bu husus yaşadığımız tarihin, bilhassa tarihimizin son üç asırlık cüzünün hususiyetlerinden neşet ediyor ancak tabiî olarak tarihimiz hakkında inşa ettiğimiz zihnî yapılar da çoğu zaman tarihin önüne geçerek başlı başına birer mesele hâline geliyor.

Toplum yapımızdaki parçalanmışlıkları, siyasî hayatımızdaki düşmanlıkları ayniyle tarihe de taşıyoruz. Bu suretle tarihi bir kavga alanına çevirerek meselelerimizin çözümünde yegâne başvuru kaynağımız olan “tarih düşüncesini”  daha en baştan devre dışı bırakarak bir fasit daire içerisinde çözümsüzlük üzerinden düşmanlıklar üretiyoruz. Bir milletin hâldeki meselelerinin, geçmişte yâni tarihte oluşması sebebiyle çözüm için meselenin kaynağına gitmek ve gelişme seyrini takip etmek gerekir. Bu itibarla tarih düşüncesi bir millet için en önemli problem çözme aracıdır. Oysa bizde tam tersine meseleleri tazeleyen ve yeniden üreten tarih olduğu için doğru bir tarih tasavvuru geliştirerek çözüm üretebilmenin önü tıkalıdır.

Cemil Meriç’in ifade ettiği “tarihten kaçış” ve “tarihe kaçış” tavırları bizatihi kendilerinin de tarihîleşmesi hasebiyle anlamlarını yitirmeye başladılar. Nihayetinde her ikisi de birer kaçış olan “tarihten kaçışın” ve “tarihe kaçışın”, ilk kaçıştan son kaçışa artık kendi hususî tarihleri mevcut. Bundan gayrı tarihimiz sığınılabilecek bir liman değil, bir yangın yeridir. Artık sevgi ve nefretimizi, minnet ve kinimizi tarihîleştirerek, tarihle yüzleşmek dövizi altında “tarih üzerinden sevmek” ve “tarih üzerinden nefret etmek” gibi iki yeni marazî tavır geliştirmeye başlıyoruz. “Ben senin dedeni de bilirim” ikazının vesika katılmış yeni bir çeşidi…

Üzerinde mutabakât sağlayabileceğimiz, toplumsal kimliğimizin yapı taşları içerisinde yer alabilecek tarihî bir simâ, dönem, hadise var mı? “Türk tarihi nerede ve ne zaman başlar?” gibi temel bir soruya verilen cevapların çeşitliliği de göstermektedir ki geçmiş algımızda kronolojik düzeyde dahi ciddi sıkıntılar mevcut. Hâl-i hazırdaki geçmiş ve dolayısıyla “biz” idrakimiz hayatının belli dönemleri hafızasından silinmiş, geri kalan dönemleri arasında da hiçbir rabıta olmayan bir adamın durumuna çok benziyor.  Bir adam düşünün ki, çocukluk çağlarını unutmuş olsun, eğitim hayatının bazı dönemlerini hatırlasın bazı dönemlerini hatırlamasın,  aile hayatı ve aile büyükleri hakkında bölük pörçük tutarsız bir yığın bilgi içinde dimağı bunalmış olsun…

Maalesef tarihçiliğin ülkemizdeki kaderi futbolunkine benzer. Ülkemizde herkes birer teknik adam olduğu gibi aynı zamanda birer tarihçidir de. Ülkemizde tarih, tarihçilere bırakılamayacak kadar değerlidir. Meslekten tarihçilerimizin, ihtisas sahalarının sınırları içine kapanıp sadece akademisyenler için eser üretmeleri, popüler tarihi küçümseyerek halk için tarih yazımını çoğu zaman en temel kaynak bilgisinden dahi mahrum, tarih metodu ve tenkîdi konusunda hiçbir fikre sahip olmayan, daha kötüsü bu eksikliklerinin farkında bile olmayıp tarih felsefesi yapmaya kalkışan amatörlere bırakmaları, tarih düşüncemizin yara almasında azımsanmayacak derecede rol oynamaktadır. Herhangi bir tarihî şahsiyeti, dönemi veya hadiseyi savunmak yahut kötülemek adına tarihçiliğe soyunan amatörlerin, siyasetçilerin, gazetecilerin, köşe yazarlarının tarih üzerinden ürettikleri düşmanlıklar, toplumsal hafızamızdaki tahribatın en büyük sebeplerinden birisidir. “Tarihimizle yüzleşmek zorundayız” şeklinde bir haykırışın, tarihle yüzleşmek gibi devasa bir iddianın arkasında acaba nasıl bir tarih anlayışı, daha mühimi nasıl bir psikoloji yatmaktadır?

İnsanoğlu mevcudiyetini mazisiyle kavrayan, bu kavrayıştan kolektif bir kimlik inşa eden, mazisini bir bilgi türü hâline getiren, yani bir tarihe sahip olan yegâne canlıdır. İster “biz kimiz?”, ister “kim olmalıyız?” sualinin peşine düşün, cevap bulabileceğiniz tek yer tarihtir. Hangi meselemizi ele alırsanız alın, meselenin en nihayet gelip dayanacağı yer bellidir: tarihimizi içinde bulunduğu perişanlıktan, dağınıklıktan, kargaşadan, kaostan kurtaracak yeni bir tarih tasavvuru inşa etmek… İhtiyaç duyduğumuz şey, tarihle yüzleşmek değil; tarihimizi anlamak ve mevcudiyetimizi mânâlandıracak yeni bir tarih tasavvuru inşa etmek…

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr