Yangroup logo Yangroup logo
Hisarturizm Hisarturizm

Kültür-Tarih Sayfası 467

Tarihte Bu Hafta: 30 Kasım-6 Aralık30 Kasım 1951: Sofya’dan göçe fren. Bulgaristan, yayımladığı bir tebliğ ile Türkiye’ye yönelik göçü, kesin olarak durdurduğun

Tarih 2 Aralık 2015
Kültür-Tarih Sayfası 467
Tarihte Bu Hafta: 30 Kasım-6 Aralık

30 Kasım 1951: Sofya’dan göçe fren. Bulgaristan, yayımladığı bir tebliğ ile Türkiye’ye yönelik göçü, kesin olarak durdurduğunu açıkladı. Daha önce Türkleri sınır dışı eden Bulgaristan, Stalin’den gelen talimat üzerine politika değişikliğine gitti. Göçü durdurmakla kalmayıp özellikle eğitim konusunda pek çok hak tanıdı. Fakat 1956’da Jivkov’un komünist partinin yönetimini ele geçirmesiyle Müslüman Türkler için karanlık günler tekrar başlamış oldu.

1 Aralık 1918: Sırp Hırvat Sloven Krallığı kuruldu. Kurulan yeni devletten en çok Müslümanları/Türkleri olumsuz etkilendi. Çünkü uygulamaya konulan yeni tarım ve kolonizasyon politikalarının asıl hedefi onlardı. Gelişmeler çok sayıda insanı doğduğu toprakları terk etmek ve Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakmıştır.

1 Aralık 1952: Celal Bayar, Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evi ziyaret etti. Daha sonra Batı Trakya’ya geçen Bayar, Gümülcine’de kendi adını taşıyan okulun açılışını yaptı. Bu dönem aynı zamanda Batı Trakya Türklerinin en fazla göç etmek zorunda kaldığı ve/veya bırakıldığı yıllar olarak da tarihe geçmiştir.

1 Aralık 1999: Yunanistan’da baskı. İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Ağa, 1998 yılında yayımladığı mesajda kendisini “İskeçe Müftüsü” olarak belirttiği için mahkemeye sevk edildi. Yargılama sonucu makam gaspında bulunduğu gerekçesi ile altı ay hapis cezasına mahkûm edildi. Atanmış ve seçilmiş müftülük sorunu günümüzde de devam etmektedir. Müslüman Türk azınlık resmi temsilcisi olarak kendi seçtiği müftüleri görmektedir.

1 Aralık 1983: Yunanistan’da antidemokratik uygulama. Atina, isimlerinde Türk ismi bulunan Gümülcine Türk Gençler Birliği ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği tabelalarını polis zoruyla indirmeye başladı.

4 Aralık 1897: Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında İstanbul Barış Anlaşması imzalandı. 18 Nisan 1897'de fiilen başlayan ve Yunanistan’ın büyük bir yenilgisiyle noktalanan savaş sonrasında yapılan anlaşma hiç de beklenildiği gibi olmadı. Büyük devletlerin desteklediği Yunanistan karşısında Osmanlı Devleti, barış masasından hemen hemen hiçbir şey almadan kalkmak zorunda kaldı.

6 Aralık 1905: Karadağ, ülkesindeki Müslümanların varlığını yasayla resmen tanıdı. Bu adımı atan Karadağ, 1912’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ederek Balkan Harbini başlatacak ve pek çok Müslüman’ı da ülkeden sürecektir.

--- -- ---

Batı Trakya Türk Azınlığı


Batı Trakya, Meriç Nehrinin batısında, Karasu Nehri ile Doğu Makedonya'nın Kavala ve Drama illerinin doğusunda, kuzeyinde Rodop Dağları ile Bulgaristan, güneyinde ise Ege Denizi ile çevrilmiş bulunan, 8.578 kilometrekarelik bir toprak parçasıdır. Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe illerini kapsamaktadır.
 
Batı Trakya'da, ilk Türk varlığı Orta Asya'dan Batı’ya göç eden İskit Türklerinin Batı kolu ile başlar. Sırasıyla dördüncü asırda Hun Türkleri, beşinci asırda Avar Türkleri, dokuzuncu asırda Peçenek Türkleri ve on birinci asırda Kuman Türkleri ile Batı Trakya'da Türk varlığının tarihsel temelini oluşturur. Osmanlı ile birlikte yürütülen iskân politikası çerçevesinde Türkler de bölgeye yerleştirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu süreçte bölgedeki Türk varlığının da nüfus açısından güçlendirildiği söylenebilir.
 
Osmanlı Devleti’ne karşı başlayan isyanlar Batı Trakya Türklerini de olumsuz yönde etkilemiştir. Balkanlarda başlayan isyan ve savaşlar neticesinde bölünme ve parçalanmalar yaşanmış, Batı Trakya Türkleri 1878'den itibaren Bulgar ve Yunan işgaline karşı mücadelelerini sürdürmüşlerdir. 1913 yılında Batı Trakya Türk Cumhuriyetini kurarak bağımsızlıklarını ilân eden Türkler, kısa süreli de olsa o dönemde bağımsızlık ve özgürlük temelinde, cumhuriyet rejiminin ilk denemesini gerçekleştirmişlerdir. Kırcaali, İskeçe, Gümülcine ve Dedeağaç'tan oluşan Batı Trakya Türk Cumhuriyeti toprakları, 29 Ekim 1913 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması’yla tamamen Bulgaristan’a bırakılmış ve ortadan kalkmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda Yunanlılar, Almanlara karşı savaşa girince, Bulgaristan’ın elindeki Batı Trakya, savaşın sonunda Yunanlılara geçmiştir. Batı Trakya Türkleri, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile azınlık statüsü elde ederek Yunanistan’a emanet edilmiştir. Buna göre 1923 yılında Lozan Antlaşması ile bugünkü nihai statüsüne kavuştuğu görülmektedir.
 
Batı Trakya Türk Azınlığı’nın bugünkü statüsünü incelerken, Lozan Antlaşması’ndan önce 1830 Londra Protokolü, 1881 İstanbul Antlaşması, 1913 Atina Antlaşması ve 1920 Azınlıkların Korunmasına dair Yunan Sevr’i değerlendirme kapsamına almak gerekir. Nihayetinde tüm ikili ve çok taraflı anlaşmaların azınlık lehine uygulanmaması konusundaki kararlı bir irade karşısında dahi Batı Trakya Türkleri azınlık olarak bugün emanet edildiği Yunanistan sınırları içerisinde var olma mücadelesini, kararlı şekilde sürdürmeye devam etmektedir.
 
Lozan Barış Antlaşması'nın ‘Siyasî Hükümler’ adını taşıyan 1. kısmının 3. faslı, “Azınlıkların Korunması” adı altında Türkiye'deki Müslüman olmayan azınlıkların statüsünü belirleyen bir takım hükümler getirmektedir. 37. ile 44. maddelerini oluşturan bu hükümlerden sonra gelen ve Faslın son maddesi olan 45. madde hükmüne göre “Türkiye'de Müslüman olmayan azınlıklarına tanınmış olan haklar, Yunanistan tarafından da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.” Böylece kabul edilen 45. madde ile Lozan'da azınlık koruma hükümleri, Batı Trakya Türklerinin özel azınlık koruma rejimi olarak ortaya çıkmıştır. Yunanistan'ın yükümlülükleri açısından değerlendirildiğinde Batı Trakya Türklerini ilgilendirdiği biçimiyle şöyle özetlenebilir:
 
Lozan Antlaşmasının 37. maddesine göre “Yunanistan, bu hükümleri temel yasa olarak tanıyacak ve hiçbir yasa vb. metin ve resmi işlemin bunlarla çelişmesine izin vermeyecektir.” denerek iç hukuk bakımından güvence altına alacağı belirtilmiştir.
 
38. maddeye göre “Hiçbir ayrım yapılmaksızın herkesin hayat ve özgürlüğü korunacak, herkes dinini özgürce uygulayabilecek, dolaşım ve göç etme özgürlüğüne sahip olacaktır.” denmek sureti ile bir anlamda sayılan hususlarda, özerkliğin teminatı olarak güvence verilmiştir.
 
Müslümanların tüm medeni ve siyasal haklardan yararlanacakları, yasa önünde eşit olacakları, din ayrılığı bu haklardan yararlanmada, özellikle kamu hizmetine girmede ve yükseltilmede engel oluşturmayacağı 39. madde ile güvence altına alınmıştır. Maddenin son iki fıkrası da bütün Yunan vatandaşlarının çeşitli işlerinde istediği dili kullanmasına imkân verdiği gibi, Müslümanların mahkemelerde de kendi dillerini kullanabilmeleri için gerekli kolaylıkların sağlanması hükmünü getirmektedir.
 
Müslümanların, giderlerini kendileri ödemek şartı ile her türlü hayır kurumu, okul ve benzeri kurumları kurarak bunları yönetmek ve denetlemek hakkını güvence altına almakta, buralarda kendi dillerini özgürce kullanmak ve dinî törenlerini yapmak imkânını getirmektedir. 40. maddede belirtilen bu hususlara ilaveten 41. maddeye göre de Müslümanların önemli oranda oturdukları yerlerde Müslüman çocuklarının ana dilinde öğrenim görebilmeleri için Yunan yetkilileri gerekli tedbirleri alacaktır. Bu azınlığın, bu tür yerlerde kamu bütçelerinden eğitim, din ya da hayır işleri için hakça bir pay alma hakkına sahip olacağı da güvence altına alınmıştır.
 
Anlaşma, Müslümanların aile hukukuyla ve kişi hâlleriyle ilgili durumlarını, bu azınlığın gelenek ve göreneklerine uygun biçimde çözümlenmesini güvence altına almaktadır. Dinî müesseseleri tam bir koruma altına almanın yanı sıra, vakıf ve dinî kuruluşlara her türlü kolaylığı sağlamayı ve bu nitelikte kurulacak yeni kurumlardan gerekli kolaylıkları esirgememeyi 42. madde hükme bağlanarak Yunanistan hükümeti üstlenmektedir. Buna ek olarak 43. madde de Müslümanların inançlarına aykırı davranışta bulunmaya zorlanamayacağı, bu inançlar yüzünden yasanın öngördüğü bir işlemi yerine getirememeleri durumunda haklarını yitirmemeleri hükmünü getirmektedir.
 
Tüm sayılan bu güvencelerin uygulanmasına yönelik 44. maddeye göre, Yunanistan'ın yükümlendiği hükümler, uluslararası nitelikte sayılarak Milletler Cemiyeti'nin güvencesi altına konmaktadır. Cemiyet Konseyi, çoğunluk kararı olmadan değiştirilememekte, Konsey üyelerinden herhangi biri bu hükümlere aykırı davranış gördüğü zaman bunu Konsey'in dikkatine sunabilmekte, Konsey de bu konuda gerekli göreceği yönergeleri verebilmektedir. Bir anlaşmazlık durumunda Uluslararası Daimi Adalet Divanı'na gidilecek ve Divan'ın hükmünün kesin olacağı belirtilmiştir.
 
1923 tarihli Lozan Antlaşması’nın, 38 ile 44. maddelerinde Türkiye’deki azınlıkların sahip olacağı haklar yer alırken, 45. madde ile Yunanistan’daki Müslümanların da aynı haklara sahip oldukları ifade edilir, yani; 45. madde “mütekabiliyet” esasını belirtir. Buna göre; Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıklarına tanınmış olan haklar, Yunanistan tarafından da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır.
 
Bununla birlikte Yunan Sevr'i olarak bilinen ve Yunanistan'da ekalliyetlerin himayesine dair 10 Ağustos 1920 tarihli antlaşma, Lozan'da Müttefik devletlerle (İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya) Yunanistan arasında imzalanan 16 numaralı protokolle teyit edilip Lozan’la birlikte yürürlüğe girmesi sağlanmıştır. Böylece Batı Trakya Türklerinin hak ve hukuku, Lozan'da iki belge ile tespit edilmiştir. Bu belgelerden biri Müttefik devletlerle birlikte Türkiye'nin de taraf olduğu “Azınlıkların Himayesi” başlıklı 37.-45. maddeler, diğeri de Müttefiklerle Yunanistan arasında imzalanan Yunan Sevr'ini geçerli kılan 16 numaralı protokoldür.
 
Buna göre Batı Trakya Türkleri birincisinde Yunanistan'ın baskıları karşısında statülerini korumada, hak ve hukukunu aramada Türkiye'ye müracaatta bulunabileceklerdir. İkincisinde ise hak ve hukuk arama mücadelesini Milletler Topluluğu’nun devamı olan Birleşmiş Milletler bünyesinde sürdürebileceklerdir.
 
Tüm bu güvencelere rağmen Batı Trakya Türklerinin ikili ve çok taraflı anlaşmalardan kaynaklanan haklarına karşı süreç içerisinde yinelenen ihlaller, toplumsal mücadeleyi de beraberinde getirmektedir. Diğer bir deyişle, ikili ve çok taraflı antlaşmaları uygulamamakta ısrar eden Yunanistan Devleti’nin bu yaklaşımı ile süreç içerisinde toplumsal sorunlar eksik olmaksızın devam etmiştir.

(Hazırlayan: Necmettin Hüseyin. Makalenin devamı için bkz: Türk Yurdu Dergisi, Ekim 2015 , Sayı 338.)
Hisarturizm
Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr