1972’deki yasaklar sürüyor!
Bundan böyle artık Kültür-Tarih Sayfamızı daha da zenginleştirerek hazırlıyoruz. Bu haftadan itibaren “Tarihte bu ay” başlığıyla tarihte meydana gelen önemli ol
Bundan böyle artık Kültür-Tarih Sayfamızı daha da zenginleştirerek hazırlıyoruz. Bu haftadan itibaren “Tarihte bu ay” başlığıyla tarihte meydana gelen önemli olayları paylaşacağız. Amacımız, sizden gelen istek üzerine, özellikle tarihimize ait bilgilerimizi çoğaltmak, tazelemek ve süzgeçten geçirmektir. Bu şekilde de toplumsal hafızamızın canlı tutulmasında katkıda bulunmuş olacağız.
Tarihte bu ay içerisinde unutulmayacak önemli günlerden biri, 3 Mart 1972’dir. Batı Trakya Türk Azınlığı açısından ibretlik olan bu tarihte, Atina’dan Türk ismine yasaklama geldi. Bir Hükümet genelgesiyle, daha önce okul isimlerinde kullanılan Türk ifadesi kaldırıldı. Bunu daha sonra, 1983’te isimlerinde Türk yazan derneklerin tabelaları indirildi. Oysa Azınlık Eğitimini düzenleyen ve Mareşal Papagos Kanunu olarak bilinen 1954 tarihli 3065 sayılı yasayla Türk ve Türkçe kelimelerinin kullanımı serbest bırakılmıştı. Bu olay bizleri derinden etkileyen ve kapanmayan birçok toplumsal yaralara neden olmuştur.
Tek başına haksız bir uygulama zamanla birçok yaraların açılmasına neden olduğu bilinmektedir. Devletimizin, Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığının kendisini Türk olarak tanımlaması, okul ve dernek gibi kurum ve kuruluşlarında “Türk” ismini kullanmasını yasaklaması günümüze kadar kanamaya devam eden yaraların büyüğü olmuştur. Bu yasak, bizleri toplum olarak bunalıma sürüklemeyi hedef alan ve gelişimimizi engelleyen bir durum olmuştur. Nitekim resmen Türk’üz diyemediğimiz ve bu kimlikle örgütlenemediğimiz için buna bağlı olarak daha birçok toplumsal buhranlara itiliyoruz.
Mesele kimliğimizin inkârıyla kalmıyor işte. Üstüne üstlük bir de farklı kimlikler dayatılıyor ve asıl sorunlar işte tam da bu noktadan sonra çetrefilleşiyor. Baskılar Azınlık toplumunu yoruyor, yıldırıyor ve hatta bazı durumlarda pes ettiriyor. Hayat bu memlekette yaşanmaz hale geliyor. Devlet politikası olarak bu tür baskılara, asimilâsyon ve göçe zorlama politikası denmektedir. Bunun bugün bile “modern metod ve vasıtalarla” devam ettirilmeye çalışıldığına şahit olmaktayız.
Papazların ve genel olarak Kilisenin cami karşıtlığı ve İslam ve Müslümanlara yönelik nefret söyleminin ulusal ve yerel basında devam ettiğini görüyoruz. Geçen yazımda Selanik Metropoliti’nden bariz bir örnek verdim. Bunun yanısıra radyo ve televizyonlarda da sıkça, ülkedeki Müslümanlara ve yabancılara yönelik nefret söylemine rastlanmaktadır. Devlet kademesi ise zaten bu konuda “şampiyonluğu” kimseye kaptırmıyor.
22 – 23 Kasım 2013 tarihlerinde “Yunansitan Avrupa ve Dış Politika Vakfı” (ELİAMEP) ve “Trakya’daki Müslüman Azınlık Çocukları Eğitimi Programı” tarafından Gümülcine’de düzenlenen konferans sırasında azınlık mensubu bir konuşmacının sunumunu Türkçe yapmasının engellenmesiyle ilgili olay uluslararası bir boyut kazanmış bulunmaktadır. Konferansta yaşanan söz konusu Türkçe krizi, Yunanistan’daki yabancı büyükelçiliklere mektupla iletildi. Mektupta, Eğitim Bakanlığı Din İşleri Genel Sekreterliği Yorgos Kalancis’in konferans esnasındaki konuşmasında azınlığa karşı olan agresif ve hakaretvarî tutumu da dile getirildi. Olayın, Yunanistan’daki insan hakları çevreleri tarafından tepkiyle karşılandığını da hatırlatalım.
Sonuç itibariyle bu ırkçı ve ayırımcı tutumla büyük bir skandala daha imza atan devlet yetkilileri ve bürokratlar, aslında 1972’den bu yana Türklere ve Türkçe’ye olan bakış açısında/politikasında bir değişikliğin olmadığını açıkça göstermişlerdir.
2014 Kasım’ında “Tarihte Bu Ay” başlığı altında olayları sıralarken, “22 – 23 Kasım 2013” tarihlerinde meydana gelen Türkçe Yasağı da yer alacaktır doğal olarak. Kasım ayının bu şekilde anılması bizim suçumuz değil. Suçumuz değil diyorum, çünkü bunları yazınca suçlu ilân ediliyoruz. Evet bu antidemokratik uygulamalar, faşist ve diktatör zihniyetin bir tezahürüdür ve failleri de ortadadır.
Göçmenlere ve Azınlığımıza yönelik mevcut ayırımcı ve insan haklarıyla bağdaşmayan politikalar devam ettikçe, gerçek huzur ve iç barış sadece bir beklenti olarak hayallerimizi süsler.
Ülkemizin bu AB standartlarıyla bağdaşmayan sağlıksız tutumu karşısında hemşehrimiz T.C. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun birkaç gün önceki teşhisi demek ki çok doğru: “Yunanistan’ın öz güven sorunu var.”
Kendine güvenen; ekonomisiyle, sanayisiyle, bilgisiyle de vatandaşına ve çevresine güven veren bir Yunanistan için dua etmeye devam...