Kurban Yardim 2024 Kurban Yardim 2024

Bir İtalya Masalı

İki sene boyunca beklediğimiz, fedakarlık üstüne fedakarlık yaptığımız an sonunda geldi çattı. Artık resmen İskeçe Muzaffer Salihoğlu Azınlık Lisesi’nin 50. yıl

Bir İtalya Masalı

İki sene boyunca beklediğimiz, fedakarlık üstüne fedakarlık yaptığımız an sonunda geldi çattı. Artık resmen İskeçe Muzaffer Salihoğlu Azınlık Lisesi’nin 50. yıl mezunları olarak, İtalya gibi her tarafı tarih kokan bir ülkeye gidecektik.

Geziden bir kaç gün önce program-kural-yasak listesi dağıtıldı, herkes bavullarını hazırlayıp, aynı zamanda da kendini psikolojik bakımdan da hazırlamıştı. 23 Şubat Pazartesi sabahı 8.30’da, İskeçe’den hareket ettikten sonra sanki göreceklerimizden habersiz, otobüste müziği son ses açıp, selfie çubuklarıyla birbirimizin fotoğraflarını çekiyorduk. O an sadece anı yaşıyorduk, daha önce dediğim gibi göreceklerimizden habersizdik ve sadece anı yaşıyorduk.

İtalya’ya deniz üzerinden geçmek için İgoumenitsa Limanı’na varmadan önce, boş zamanımızı geçirmek için her tarafı Osmanlı kokan, Ali Paşa’nın şehri Yanya’da 3-4 saatlik mola vermiştik. Yanya’lı Yunanları yaşadıkları yeri korumalarından dolayı tebrik etmekle birlikte, tesettürlü kızlarımızı gördükleri zamanki şaşkınlıklarından dolayı da şikayetimi eksik etmeyeceğim. Herşeye rağmen, Yanya’ya ayak bastığımız ilk andan itibaren Türk tarihinin ve orada yaşamış olan atalarımızın kokusunu alabiliyorduk.

İgoumenitsa Limanı’na varmıştık artık ve gemiyi beklerken hepimizin farkettiği şey; nem yüzünden seslerimizin değişmiş olduğuydu. Bu durum bazıları için gezi boyunca sürdü ama neyse ki; bu büyük bir sorun değildi. Sorunların dışında, bir de bilmece sorup dakikalarca merakta bırakan arkadaşıma da selam olsun. Onun sayesinde zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

Gemiler ard arda gelirken, bizim gemimizin bir türlü gelememesi heyecanımızı artırıyordu ve detaylara fazla girmeden artık geminin geldiği ana geçiyorum. Gemiye binmiştik, kabinlere yerleştik, kimilerimiz restoranlarda yemek yedi, kimilerimiz koridorda oyun oynadı. Fakat sabah 9 gibi hazır olmamız gerektiğinden, öğretmenlerin ısrarına karşı fazla itiraz edemedik ve bir çoğumuz geminin dalgalarıyla mışıl mışıl uyuduk. Saat 3.30 sularında dalgaların şiddeti artınca bir çok arkadaşımız korktu, kabin arkadaşım ise tuvalette dengesini kaybedip düştü. Bunlar tatlı korkular olmakla birlikte, aynı zamanda da önemsiz korkulardı.

Ve sabah oldu. Bari Limanı gözüküyordu. Çizme diye takma isim konulan ülkenin limanlarından birisi olan Bari limanı gözüktü. Bari’ye indikten sonra, ayağımızın tozuyla ülkenin diğer tarafında bulunan Napoli şehrine geçtik. Napoli’nin yakınlarında bulunan ve sapkınlıklarıyla ünlü Pompei şehrinin sakinlerinin bir yanardağ tarafından nasıl helak edildiğini hep birlikte gördük. Koskocaman antik şehri dolaşıp da, kendime bir hatıra almamak olmazdı. Bu yüzden de kendime Pompei’deki ev kalıntılarından küçük bir taş aldım. Pompei ziyaretimizden sonra bir Pizza Margheritta yiyip, Roma’ya doğru yola koyulduk.

Roma başkent olmasına başkentti ancak gökdelen sevdasından uzak, tarihi yapılarını koruma sevdasıyla var olan bir şehir olduğunu gördük. Otele varır varmaz herkes duşunu alıp yemeğe gitti ve ilk akşamın yemeği neredeyse hepimizi memnun etti. Daha sonra Roma’yı gezmeye çıkınca, bir de James Bond’un 8. filmi çekimleriyle karşılaştık. Herkes çok heyecanlıydı ama görüp duyabildiğimiz tek şey; bir Ferrari ve onun drift sesi oldu. Herneyse biraz daha gezintiden sonra otele geri dönüp, ertesi güne daha dinç başlamak için uykuya geçtik (birçok kişi geçemedi). Gece büyülendiğimiz Roma atmosferi yetmemiş gibi, bu sefer aynı atmosferi gündüz yaşıyorduk. Otobüsle şehri turlarken, belki 2000 sene öncesinde kalmış olan yapıların hiç yıkılmadığını ve aynı şekilde korunduğuna şahitlik ediyorduk. İlk sırada Vatikan müzesi vardı. Sırada binlerce kişinin beklediği ve bunların ’ının Asya’lı olduğu bu müzeye biz sıra beklemeden girdik. Bu müze hakkında söylenecek o kadar şey varken gidip görmenizi tavsiye ediyorum. Son olarak Vatikan’la ilgili şunu söylemek istiyorum: Vatikan bir devlet olmakla birlikte, küçücük bir mahalle gibi olmasına rağmen dünyaya hükmeden bir saltanata sahip.

Ertesi gün Floransa’ya doğru yola çıkacakken, Siena’yı ziyaret etmeye karar verdik ve Siena’nın da aynı şekilde eski mimarisinin hiç bozulmadığına şahitlik ettik. Ne var ki; Siena konum bakımından bulunduğu yükseklik nedeniyle daha soğuk bir havaya sahipti ama neyse ki burda kaldığımız süre birkaç saati geçmedi. Floransa’ya giderken bir de San Gimignano kasabasını ziyaret ettik. San Gimignano kasabası adeta strateji oyunlarından çıkagelmiş bir ortaçağ kasabasıydı. Etraftaki dükkanlarda hep ortaçağa ait savaş aletleri satılıyordu fakat turistik bölge olması nedeniyle ürünlerin fiyatı dudak uçuklatan cinstendi.

Ve artık gece vakti Floransa’ya vardık. Yaşadığımız ufak tefek sorunları saymazsak, yemekte çok güzel vakit geçirdiğimizi söyleyebilirim. Yine bunun ertesi gününde adeta bir müze gibi olan Floransa’yı doyasıya gezdik. Piazza di San Giovanni’de double espresso içmek de ayrı bir keyifti. Fakat Floransa’nın coğrafi bakımdan küçük olması sebebiyle gezilecek pek fazla yer yoktu. Son akşam yemeğinde, her akşam yemeğinde olduğu gibi makarna ve tavuğun ufak çapta değişmiş halini yedik. Bir nevi bıkkınlık oluşmuştu İtalya yemeklerine karşı, annelerimizin yemeklerini özlemiştik ama tek yapmamız gereken biraz daha sabretmekti

Ve artık son gün.. Bologna’da mola verip, outlet’lerinde alışveriş yaptıktan sonra Ancona Limanı’na doğru yola çıktık. Ancona’da gemiye bindikten sonra, kendi adıma konuşmak gerekirse 1 saat uyuduktan sonra uyanıp, Yunan mutfağının yemeklerine resmen abandım. Öyle bir özlem oluşmuştu ki; salatadaki beyaz peynir, domates, ve zeytinin tadını çok özlediğimi farketmiştim. Saatlerimizi geceye kadar bir şekilde geçirdikten sonra, gece artık saat 12-1 gibi yaklaşık 10 kişilik bir grupla toplandık. Sabah güneşin doğuşunu seyretmek için uyumamaya karar  verdik.. Verdik vermesine ama bu 10 kişi arasında bir yaprak dökümü başladı ve 4 kişi kaldık. 4 kişiyle herkesin uyuduğu gemide geceyi çok güzel geçirmiştik ve başka bir deyişle bu unutulmaz gezimizin ağzına düğümü attık.

İtalya konusundaki fikirlerime gelince: Yemekleri süper ama bir yerden sonra insan bıkıyor, bulunduğumuz sezondan mıdır bilmem ama bütün mağazalarda indirim var, dondurması süper, insanların özgüveni yüksek ve seyyar satıcıların ’u müslüman.

İşte İtalya böyle bir ülke. Güzelliğiyle birlikte, yönetim bakımından bilinç altına etki eden bazı unsurları var ama yine de “Bir daha gitmek ister misin?” diye sorsalar, “Ne zaman gidiyorum?” derim...

Millet gazetesi logo
© 2024 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr