Yangroup logo Yangroup logo
Hisarturizm Hisarturizm

Kara gün dostluğu necip Türk milletine has bir özelliktir

Milletler arasında dostluğun temeli, ortak fikir ve menfaat esasından başka bir şeye dayanmaz. Bunun da adı ak gün dostluğudur. Kara gün dostluğu ise; bir mille

Köşe Yazıları 16 Şubat 2017
Kara gün dostluğu necip Türk milletine has bir özelliktir

Milletler arasında dostluğun temeli, ortak fikir ve menfaat esasından başka bir şeye dayanmaz. Bunun da adı ak gün dostluğudur. Kara gün dostluğu ise; bir millet zorda iken, başka bir milletin hiçbir karşılık beklemeden elini uzatması, maruz kaldığı musibetten kurtarmasıdır. Bu erdemli davranış özelliği, tarih boyunca din, dil, renk, ırk, mezhep, dost ve düşman ayırımı yapmaksızın bütün milletlere kurtarıcı yardım elini uzatan Müslüman Türk milletine has bir özelliktir.

Fakat ne yazık ki, hiçbir millet, Türk milletinin kara gün dostu olmamıştır. Tam tersine yapılan iyiliklere karşılık çoğu zaman nankörlük ve ihanetle karşılık verilmiştir. Dostlar alışverişte görsün kabilinden, dilenciye sadaka niteliğindeki bir takım ufak tefek yardımlar kara gün dostluğu sayılmaz. Neticede,  zamanla yapılan ufak tefek yardımlara karşılık kat-kat fazla menfaat bekleyen art niyetli yardımseverlerle sık-sık karşılaşılıyor. Bu tür riyakâr yardımlara da herhalde minnet duyulmaz.

Doğal afet, göç, açlık ve yoksullukla mücadele konusunda batı dünyası geçmişte de günümüzde de maalesef çok gevşek ve cimri davranmıştır. Zoraki yapılan kısıtlı yardımlar da genellikle zamanında ulaştırılamıyor veya yapılan yardımlar kalitesiz, milâdı geçmiş yardımlardır.  Bu konuda, Allah zeval vermesin Anavatanımız Türkiye, her türlü zorluk ve imkânsızlıklara rağmen, yurt içinde ve yurt dışında her türlü terörle mücadele ettiği halde, geçmişte de günümüzde de, bölgesinde ve dünyanın değişik yerlerinde insanî yardım konusunda olağan üstü başarılar göstermeye devam etmektedir.

Son beş yılda Suriye ve Irak’taki savaşlardan kaçan milyonlarca göçmen çocuk, kadın yaşlı ve hastalara ev sahipliği yapmıştır. Daha önce İran-Irak savaşından kaçanlar, Afrika’nın ve Orta Asya’nın değişik bölgelerinden, Bulgaristan’daki ve Yunanistan’daki zulüm ve baskılardan kaçan yüz binlerce soydaş göçmene sığınak olmuştur. Tarih boyunca ihanet etmiş ve halen çeşitli terör örgütlerine destek vererek ihanet ve düşmanlıklarını sürdüren Ermeni ve Yunan, Ermenistan’daki ve Yunanistan’daki ekonomik krizlerden etkilenerek iş yapmak ve ticaret yapmak için Türkiye’ye sığınan binlerce Ermeni ve Yunan’a herhangi bir kısıtlama getirmeden imkânlar sunmaya devam etmektedir.

1940-1945 yıllarında, İtalya, Almanya ve Bulgaristan’ın Yunanistan’ı dört bir taraftan işgal etmesiyle meydana gelen zorluklar; açlık, yoksulluk ve can güvenliği had safhaya ulaşmıştır. 1941 yılının Mayıs sonunda bütün Yunanistan’ı işgal eden Almanların ilk işi, Yunanistan’ın bütün gıda ve ham madde ile madenlerine el koymak olmuştur. Kara yolları ya tahrip edilmiş ya da işgalcilerin kontrolüne girmiştir. Denizlerde botlar ve gemiler enkaza çevrilmiş aynı zamanda deniz ablukası uygulanmış her türlü sevkiyat engellenmiştir.

Bu dönemde parası olanlar da ücretini ödeyerek yiyecek bulmaları imkânsız hale gelmiştir. Özellikle Atina ve Pire gibi büyük şehirlerde yoksulluktan,  at, eşek, kedi, köpek yemek zorunda kalmışlardır. Artan yoksulluk ve hastalıkların artmasıyla, 1941 sonbaharında ilk ölümler gerçekleşmeye başlamıştır.

Denizden, Ege sahil kentleri; Antalya, Aydın, Kuşadası, Kaş, Fethiye bugünkü manzaralardan beter bir şekilde Yunan mültecilerle dolup taşmış, karadan ise Trakya’dan; özellikle Edirne, İstanbul ve civarı aynı acılarla karşılaşılıyordu. Savaştan can havliyle kaçan insanların karşı karşıya kaldıkları durumlar, mülteci dramını bütün acılarıyla ortaya koymaktadır.

Türkiye devleti ilk andan itibaren, Yunanistan’dan göç eden mültecileri herhangi bir şarta bağlı olmaksızın kabul edilmeleri için her türlü kolaylığı göstermiştir. Edirne, Manisa, Aydın, Afyon, Muğla, Kastamonu, Bergama, Denizli, Yozgat mülteci kamplarına gönderilmişlerdir.  Bu kamplarda bütün ihtiyaçları Türk Devleti tarafından karşılanmıştır. Mülteci kamplarından yararlananlar arsında sivil Yunanlar olduğu gibi, Yunan ordusunda görev yapan yaralı Yunan askerler ve askeri personeller de bulunmaktadır.

Türkiye’den Yunanistan’a yapılan yardımların sembolü haline gelen Kurtuluş Vapuru ve Dumlupınar gemisi defaatle sevkiyat yapmışlardır. Kurtuluş vapuru altıncı seferini yaparken, Yunanistan’a ulaşmadan Pulatya Burnu’nda batmıştır. Sevkiyat Dumlupınar vapuru ile arlıksız devam etmiştir. Sevkiyat yapılan ana ihtiyaç malzemeleri; temel gıda maddeleri, un, pirinç, yağ, tuz, şeker, pamuk, sargı bezi, ameliyat malzemeleri, tetanoz  iğneleri, serum, askeri malzeme, 100 bin askeri çorap, 7000 tüfek bombası, 1,5 ton kalay 75 ton tuz vs.  gönderilmiştir.

Türkiye’den Yunanistan’a yapılan yardımların sembolü haline gelen Kurtuluş Vapuru ile sevk edilen yumurta kutuları durumun vahametini gösteren dikkat çekici bir olaydır. Türkiye o dönemde içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı dolayısıyla, Yunanistan’a gönderdiği yumurtaların sandıklarını bir sonraki sevkiyatta tekrar kullanmak üzere geri istemiştir. Yunanistan, Ocak 1942’de şu cevabı vermiştir. Her gün yüzlerce ölümüz vardır. Ölülerimizi gömmek için tahtalarımız yok. Yumurta sandıklarını ölülerimizi gömmek için kullandık. Bu yüzden yumurta sandıklarını iade edemiyoruz.

Türkiye, kendi halkı karne ile yiyecek temin ederken, komşusu Yunanistan’a yardıma koşan ilk ülkelerden olmuştur. Yunanlılar, İngilizlerin kışkırtması ve hayali vaatleriyle, Anadolu’yu işgalinden, yakıp yıkmasından henüz yirmi yıl geçmişken, Türkiye Yunanlılara her şeye rağmen, yine de dost elini uzatmıştır. Yunanlıları cehenneme sürükleyen Alman, İngiliz ve İtalyanlar ise, Yunanistan’ı işgal ediyor yakıp yıkıyor ölüme terk ediyorlar. Ondan sonra Almanlar, İtalyanlar ve İngilizler dost oluyor. Türkler ise düşman oluyor. Demek ki, hakikaten Yunanlılar tarihten hiç ders almayı bilmeyen bir millettir.

Burada bahsettiğim olaylar, milattan önceye ait hayal mahsulü olaylar değil, daha dün bu olayların tanıkları halen hayatta. Durum böyle olduğu halde nasıl oluyor Yunanlılar bu kadar nankör ve aptal olabiliyorlar anlamak mümkün değil.

Türk ve Yunan toplumlarının birbirlerine olan ihtiyaçlarını ve zor zamanlarda birbirlerine olan yardımlarını yeni yetişen nesillere doğru bir şekilde anlatmak gerekiyor.  Anaokullarında, ilkokullarda, liselerde ve kiliselerde; kin, nefret, haset ve düşmanlık değil, sevgi, barış, yardımlaşma, iyi komşuluk ilişkileri ve tarihi olayları çarpıtmadan doğru bir şekilde anlatmak devletin de kilisenin de ana görevi olmalıdır.

Bölgenin istikrarı ve güvenliği bağlamında, Tür-Yunan yakınlaşması ve işbirliğinin taşıdığı önem büyüktür. Türkiye ve Yunanistan halklarının dostluğu iki komşu ülke olarak, bölgede barış ve refahın geliştirilmesi konusunda örnek teşkil edebilecek çalışmaların yapılması için önemli bir potansiyele sahiptir. Yeter ki iyi niyet ve samimiyetle işbirliği ve dayanışma için ortak irade olsun.

Batı Trakya Müslüman Türkleri olarak bu dayanışma işbirliğini en çok biz arzuluyoruz. Çünkü mevut gergin ortamlardan direkt olarak en çok biz etkileniyoruz. Son olarak bir kez daha tekrar etmek istiyorum. Türk milletinin dostluğu sadece ak gün dostluğu değildir. Türk milletinin asıl dostluğu kara gün dostluğudur.

Hisarturizm
Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr