Kitap Okumayan Bir Toplumun Akıbeti Ne Olur?

Kitap okuyanlar için meşhur bir tanım vardır, “Bir insan kitap okumaya başlayınca; ilk kitabı okuduğunda kendini Tanrı, ikincisini okuduğunda peygamber, üçüncüs

Köşe Yazıları 2 Eylül 2016
Kitap Okumayan Bir Toplumun Akıbeti Ne Olur?

Kitap okuyanlar için meşhur bir tanım vardır, “Bir insan kitap okumaya başlayınca; ilk kitabı okuduğunda kendini Tanrı, ikincisini okuduğunda peygamber, üçüncüsünü okuduğunda evliya zanneder ve okudukça hiçlik makamına doğru gider.  Ancak bazı insanlar da kitap okudukça çevresinin ne kadar cahil olduğunu farkeder, sürekli insanların yaptığı işlerin boş olduğunu dile getirir, kendisini  7 milyar insandan daha üstün görür.” 

Peki, hiç kitap okumayan insan için nasıl bir tanım yapılabilir?

Öncelikle yapılan tanımda ikinci kategorideki okuyucunun kendi fikrime göre birinci kategorideki Tanrı’nın henüz diğer basamaklara doğru evrilmemiş türü olduğunu düşünmekteyim. Belki binlerce kitap okumuştur ama hiçlik makamı için doğru kitaplara başlamamıştır. Her şey iyi güzel de, hiç kitap okumayan insan için nasıl bir tanım yapılabilir?

Yapılan bir araştırmaya göre Bir Japon yıllık ortalama 25 kitap okuyorken, bir Fransız 6 kitap okuyor, Türkiye’de ise 6 kişiye 1 kitap düşüyor

Peki, Batı Trakya’da bu durum nasıl? Henüz bu yönde araştırma yapılmadığı için mecburen bu sorunun cevabını size bırakacağım.

 Kitap Okumanın Önündeki Engel: Postmodern Etki

Günümüz postmodern toplumların heterojen yapısı nedeniyle ve bunun üzerine sanal alemin de etkileri doğrultusunda postmodern toplumun içerisinde bulunan sanal topluluklar kitap okumayı engelliyor. Şöyle ki, klasik bir bahane olarak internet, insanın kitap okumasını zaten engelliyor, ancak önemli olan insanların kitapta bulduklarını internette bulmasıdır. Misal olarak, Osmanlı Devleti tarihini anlatmak istersek çok basit bir şekilde “14. yüzyılın başlarında kurulmuş, 1. Selim devletin kozmopolit duruma gelmesinin en büyük mimarıdır, 2. Mehmet İstanbul’u fethederek çağ açıp çağ kapatmıştır, Kanuni dönemi en muhteşem dönemidir, fiilen 1908’de ikinci meşrutiyetin ilanıyla resmi olarak ise 1923’de cumhuriyetin ilanıyla yıkılmıştır.” diyebiliriz  Ama bunu  onlarca ciltlik kitaplarda çok ayrıntılı şekilde de anlatabiliriz. İşte bu devirde millet kolaya kaçtığı için kitapta yazanlar yerine internette yazanları tercih ediyor.

Sonuç olarak ise genel kültür seviyesi gelişmiş ancak analitik veya eleştirel düşünme dediğimiz hususlar ortadan kaybolmaktadır. Çünkü insan internette okurken sadece hoşuna giden şeyleri okur. Kitap okuyanlar da ilk başta desteklediği, taraftarı olduğu yazarları okumaya başlar ama bir yerden sonra bu yeterli olmaz ve çapraz okumalara başlar. Çapraz okuyan insan da kendi perspektifi doğrultusunda konuşmaya başlar.

Kitap Okumayan Toplumun Kimliği Yoktur!

Az önce kitap okuyan insanın ne gibi özelliklere sahip olabileceğinden söz ettim. Peki kitap okumayan insan nasıl bir insandır? Çevremize baktığımız zaman kendini Yunan Müslüman olarak gören şahısların neredeyse tümünün kitap okumadığı gözlemlenmektedir. Halbuki misyoner tarihçiliğin bütün dünyaya aşılamak istediği Osmanlı’nın zorla müslümanlaştırdığı iddialarını ancak kitap okuyarak çürütebiliriz. Günümüzde Balkan ülkelerinde bu iddialar sadece batı kaynaklarından elde edilmiş bilgilerle desteklenmektedir ve Balkan tarihçilerinden hiçbiri Osmanlıca öğrenmeye yeltenmiyor.

Oysa ki, polilinguist bir toplum olmamız sebebiyle bir çok dildeki kaynağı okuyabilir ve doğru yolu bulabiliriz.

Örnekleri çoğaltmak gerekirse, İstanbul’un fethi doğuda “fetih”,  batıda “işgal” olarak tanımlanıyor. Çapraz okuma yapan bir insanın fethe işgal demesi mümkün müdür? Sadece batı değil biraz da Osmanlı kaynaklarını okuyan insan fethi, fetih yapan bütün unsurların 1453’ten sonra İstanbul’da mümkün olduğunu bilecektir.

Bunun yanında Osmanlı’nın zorla müslümanlaştırdığı iftiralarına inanıp da bizim aslında Yunan olduğumuz iddialarına inanan, hiç kitap okumayan kardeşlerim eğer kitap okusalardı Osmanlı fütuhatında hiçbir kilisenin yıkılmadığını görecekti. Nitekim müslümanlaştırma politikası izleyen bir devlet fethettiği yerlerde bütün kiliseleri yıkardı, fakat baktığınız zaman eskiden  Osmanlı egemenliği altındaki toprakların her yerinde kiliselerin olduğu gibi durdukları görülmekltedir ve ne hikmetse bölgemizde Batı Trakya toplumunun eskiden Hristiyan olduğunu kanıtlayacak hiçbir kilise bulunmamaktadır.

Böyle bir durumda sadece işine gelen tarafa kulak asıp da hiç kitap okumayan insan işte böyle kimliksiz ortada kalacaktır.

Kitap okumaya nasıl başlamalı?

Birçok kişi kitap okumak istediğini, ancak bir türlü başlayamadığını söylemektedir. Şahsen ben de eskiden o durumdaydım. Sonra farkettim ki, hoşuma gidecek kitapları okumadığım için düzenli kitap okuyamıyormuşum. Mesela çocuklara küçük yaşta kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için masal ve öykü kitapları okutulur. Bu bir yaştan sonra kabaca dili döndürebilmek için iyi bir uygulama olabilir, ancak çocuğun artık kitap okumadığını gördüğümüz anda kitabın türünü değiştirmek gerekir, tabi aşırıya kaçmadan. Mesela 10-12 yaşındaki çocuğa bilimsel kitap okutamazsınız. Ama 15 yaşındaki gence de masal kitabı okutamazsınız. Kısaca düzenli kitap okumaya başlayabilmek için sistemin işlemediğini gördüğünüz anda taktik değiştirmeniz gerekir.

Kendi türünüzü buldunuz diyelim. Mesela lise çağında roman okumaya başladınız. Başladıktan sonra da unutulmamalıdır ki, bir ömür boyunca roman okumamalısınız. Belki edebiyata yatkınlığınız olduğu için romanı daha çok sevebilirsiniz ama en azından liseyi bitirdikten sonra bilimsel ve fikir kitaplarına da adım atmalısınız. Bu uyarım sadece roman okuyucularına gitmesin, mesela sadece tarih okuyan da arada romanlara göz atmalıdır, çünkü roman geçmişteki yaşantıları zihninizde canlandırmanızı sağlar, aynı zamanda da dilinizi geliştirir, özellikle Türkçe gibi her 10 senede bir değişikliğe maruz kalan bir dili konuşuyorsanız. Sonuç olarak yazının ilk başında belirttiğimiz gibi kitaplarınızın çeşitliği arttıkça Tanrı olmadığınızı farkedersiniz, daha basit bir deyişle bağnaz bir zihin yapısından kurtulursunuz.

Batı Trakya Toplumu Elindeki Fırsatı Görmüyor!

Gerçekten de, elimizde o kadar nimet var ki, aramızda bilim adamı çıkacak o kadar insan var ki, ama bir türlü kitap okumaya başlamıyoruz, fırsatları doğru dürüst kullanamıyoruz. Naçizane bir tavsiyede bulunmak gerekirse, üniversiteleri meslek atama kurumu olarak görmeyin, üniversite kazanınca bir şeyler üretmeye bakın. Az önce de dediğim gibi Batı Trakya polilinguist bir toplum, en cahilimiz 2 dil bilir. Türkiye’de 2 dil bilerek akademisyen olan insanlar var. Böylelikle biz elimizdeki fırsatı değerlendirmeliyiz, bunu okuyanlar sanki başkasına anlatıyormuşum gibi düşünmesin, bunu okuyan herkes bilim adamı olacak kapasiteye sahiptir. Eksik olan bir şey varsa o da imkandır, ama imkanı bulmak da imkansız değildir. Bu kadar donanımlı bir Batı Trakya insanının bir yerlere gelebilmesi için donanımını sergilemesi gerekmektedir. Bunu da en basit şekliyle arkadaşlarına sergilemeye başlayarak yapabilirsiniz. Bu anlattığımı nereden tutarsanız tutun, ister tarihi bilginizi anlatmak olsun, ister geliştirdiğiniz bir projeyi göstermek olsun mutlaka bir yerden başlayın.

Ayrıca birçoğumuzun Kur’an okuyabilmesini de göz önünde bulundurursak Osmanlıca öğrenme fırsatını da kimse kaçırmamalı. Kur’an okuyabilen herkes en fazla bir haftada Osmanlıca’yı söker. Bunun için özel öğretmene de ihtiyaç yoktur, internetten bile kendi çabalarınızla öğrenebilirsiniz. Böyle bir Batı Trakya insanının dünya standartlarında bir bilim adamı olmasının önünde hiçbir engel olmayacaktır.

Millet gazetesi logo
© 2026 Millet Media
KÜNYE
MİLLET MEDİA Kollektif Şirketi
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr