SAĞI SOLU ŞAŞIRDIK
Azınlığı yok sayan politikalar devam ediyor. Azınlığın bütün itirazlarına rağmen, hükümet, gayet pişkin bir şekilde Eğitimimizi etkileyecek olan yasayı mecliste
Azınlığı yok sayan politikalar devam ediyor. Azınlığın bütün itirazlarına rağmen, hükümet, gayet pişkin bir şekilde Eğitimimizi etkileyecek olan yasayı meclisten geçirdi.
Ne ilginçtir ki, hükümet Azınlığımıza biçtiği çarpık eğitim yasasını, Altın Şafak ve Bağımsız Yunanlılar gibi Türk Azınlık karşıtı aşırı milliyetçi partilerin desteğiyle yasalaştırmayı başardı. Burası dikkatlerimizin odaklandığı noktadır, çünkü bu gelişmeler karşısında bizler sağımızı solumuzu şaşırdık. Nasıl oluyor da, birbirine karşı gibi görünen en sağından en soluna kadar meclisteki iktidar ve muhalet partileri Azınlığa karşı ortak hareket edebiliyorlar? Bal gibi oluyor işte! “Milli menfaatler” söz konusu olunca sağ-sol fark etmiyormuş.
Mesele bu şekilde izah edilince işin aslını anlıyorsunuz. Yoksa pusulanız şaşıveriyor ve sağınız solunuz karışıyor. Biz, hükümet ve muhalefetin sağını solunu şaşırıp şaşırmadığını düşünürken, anladık ki hükümet şaşıran değil, şaşırtandır.
Uzun lafın kısası, şaşıran Azınlıktır. Daha doğrusu şaşırtılan. Aslında siyasi açıdan toplumsal anlamda amaçlanan budur.
Demek ki neymiş?
Bir ülkenin kendine göre belirlediği milli menfaatler veya kırmızı çizgiler söz konusu olduğunda hükümetlerin ideolojik olarak sağ veya sol olması hiç farketmez.
Azınlığın yasaya yönelik bütün itirazlarına ve uyarılarına rağmen, devlet, her zaman yaptığı gibi yine bildiğini okudu. Hangi Azınlık meselesi söz konusu olursa olsun, hükümetler, Azınlığımıza danışıyormuş gibi yapıp sonunda yine kendi bildiğini yapıyorlar. Yönetimler, Azınlığın çıkarlarını değil, kendilerine göre “devletin menfaatleri”ni ön planda tutarak hareket ediyorlar. Bu konuda o kadar katıdırlar ki, Azınlığa neredeyse hiç merhamet göstermemektedirler. Azınlığın seçtiği meşru kişilerin yönetiminde olması gereken kurum ve kuruluşlarımız ve hatta okullarımız bu yüzden bir çeşit işgal altında.
Devlet, kendi borusunu öttüren memurlarla politikasını yürütmeye devam ediyor. Bizler de kendi kendimize bağırıp sözde tepki göstererek direnmeye çalışıyoruz. Sözde diyorum, çünkü gerektiği gibi direnemiyoruz. Tabandan kaynaklanan bir sorun değil bu. Daha çok baştakilerin iç çekişmelerinden ve iletişim bozukluğundan kaynaklanan bir durum söz konusu.
Devlet belki yine kendi bildiğini okuyacak, ama bizler yine de Azınlık olarak dünya çapında sesimizi duyuracak kitlesel demokratik eylemler yaparak görevimizi yerine getirmiş olacağız. Biz yürüsek ne olur, bu iki devletin çözeceği bir sorun, demek de tek başına çözüm değildir. Tabii ki bu iki devletin çözeceği bir sorundur, ama bizler de üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Biz sorunlarımızı haykırmazsak, etkili eylemler yapmazsak, bu kez “Azınlık yasadan memnun, anavatan sorun istiyor” demezler mi? Velhasıl ağlamayan bebeğe meme vermezler. Her halükârda bizler toplum olarak gereken mücadeleyi vermek zorundayız. Yoksa eylemsizlik zamanla toplumsal reflekslerimizi köreltecek ve duyarsız hale getirecektir. Bundan sonrası da karanlık...
İYİ Kİ VARSIN MANOLİ
Devlet politikası denen şeyin ne olduğunu son günlerde cereyan eden gelişmelerden çok daha iyi anladık. Bu işin sağı solu yok. Sağ sol arayan feleğini şaşırır, en sonunda sağı solu belli olmayacak duruma düşer.
Bu hafta biraz kendimize gelelim derken, solun Yunanistan’da sembol isimlerinden biri olarak bilinen Sol İttifak SİRİZA Partisi AP Milletvekili Manolis Glezos’un Azınlık Eğitimiyle ilgili mektubundan sonra iyice şaşırdık.
Glezos’un şaşırmadığı belliydi bir kere. O sadece devletin milli çıkarları gereği üzerine düşeni yapıyordu.
Yunan Dili Mirası Kültür Derneği tarafından ve Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas'ın himayesi altında 28-29 Kasım tarihlerinde Gümülcine Müzik Sarayı'nda düzenlenen konferansa mektup gönderen SİRİZA Partisi Avrupa Parlamentosu milletvekili Manolis Glezos, tam bir uçuk sağcı profili çizdi. Onun olduğu bilinmese, mektubun aşırı milliyetçi fanatik biri tarafından yazıldığı düşünülürdü.
Yunanistan'ın Nazi ve diktatörlüğe karşı sembolleşen solcu şahisyetlerinden biri olarak bilinen Manolis Glezos, Azınlık Eğitimini düzenleyen 1968 tarihli Türk-Yunan Kültür Protokolü'nü kabul edilemez niteleyerek yasalara göre bir ve tek olan Azınlığımızı üç ayrı etnik kökene ayırması, bu kadar da olmaz, dedirtti.
Glezos'un Batı Trakya Türk Azınlığı'nı rahatsız eden bölücü açıklamalarından sonra, radikal solun da devletin “milli çıkarları” doğrultusunda “sadık bir çizgi” izlediğini anlamış olduk. Aslında, bence iktidara yürüyen SİRİZA bu şekilde gereken yerlere mesajını vermiş oldu. Ben iktidara gelince “milli çizgi”den sapmayacağım, mesajıydı bu. Böylece, devletin “derin sahipleri”nden (bence mazide yaşayan bir avuç hayalperest) milli(yetçi)lik mazbatısını almayı garantilemiş oldu.
Solcu Glezos’un mektubu, solculuk açısından tam bir skandal. Neler yoktu ki bu mektupta. Avrupa medeniyeti yunan diline dayandırılıyor, neredeyse dünyanın değerleri üstün Yunan milli değerleriyle açıklanıyordu. Yunanlılar, yeryüzünün seçilmiş ırkı gibi yansıtılıyordu. Mektupta o kadar faşist bir söylem hakim ki, yazarı bilinmese, Altın Şafak partisinin mektubu olarak düşünülür. Şahsen bunun derin devletin bir ürünü olduğunu düşünüyorum. Hazırlandı, imzalandı ve okutuldu. İmza sahibinin içerikten belki haberi bile yoktu.
Azınlık olarak kendi açımızdan 90’lık Glezos’tan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Kendisine saygı duyuyorum. Çünkü o da sağcı benzerleri gibi solun ağır topuyken, yanlış da olsa, kendi doğruları için sol sağ demeden “milli çıkarları” uğruna kendini ortaya atıyor. İyi ki var. Sol gösterip attığı sağ kroşeler sayesinde kendimize geliyoruz.
Bizim ağır toplarımızın da bundan ibret almalarını umuyoruz. Ne zaman ki, onlar da Azınlığın çıkarları için bencilliklerinden ve iç çekişmelerden vazgeçip kendilerini ortaya atarlar, işte o zaman aydınlık gelecekten söz edebileceğiz.