Ülkemizin izlediği politikalar barışa hizmet etmelidir
Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve sosyal durum hiç iç açıcı değil. Ne yazık ki, izlenen politikalar toplumun dertlerine çare olamıyor. Sadece ekono
Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve sosyal durum hiç iç açıcı değil. Ne yazık ki, izlenen politikalar toplumun dertlerine çare olamıyor. Sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal anlamda da iç huzura hizmet etmeyen politikalar söz konusu. Makedon, Türk vs. azınlıklara yapılan haksızlıklar ortada. Bunlara “hain” muamelesi yapılması ise en tehlikelisi…
Yunanistan, iç politikada olduğu gibi dış politikada da yaşadığımız coğrafyadaki barışı tehdit eden yanlış politikalar izlemektedir. Durum ortadadır. Yunanistan'ın kavgalı olmadığı komşu ülke yok. Makedonya ile kavgalı ve Allah göstermesin bölgeyi savaşa sürükleyebilecek tehlikeli bir tutum söz konusu. Bu ülkeye, git ismini, kimliğini değiştir, diyor bizim ülkemiz. İnanılır gibi değil. Nelerle uğraşılıyor. Sonra, “Neden batıyoruz, niçin dostumuz yok?” diye ağlanıyoruz.
Yunanistan, Arnavutluk ve Bulgaristan ile de kavgalı. Arnavutluk’taki Yunan azınlığın haklarını ve hatta onlara özel statü isterken, kendi içinde yok ettiği binlerce Çamerya’lı Müslüman Arnavutlar hakkında konuşmak dahi istemiyor.
Yunanistan’ın en kavgalı olduğu komşusu ise Türkiye’dir. Batı Trakya, Ege ve Akdeniz konularındaki anlaşmazlıklar ortada. Ancak Yunanistan, sorunların çözümünü suhuletle halletmekten çok, sürekli bir çatışma ve gerginlikleri artırma gayretindedir. İşte Kardak’taki durum ortada. Savunma Bakanı Kammenos neredeyse gece gündüz sınır bölgelerinde gezerek Türkiye karşıtı kışkırtıcı söylemlerle ortamı geriyor. Bunlara ne gerek var?
Komşusu Türkiye içte ve dışta dünyanın bütün azılı terör örgütleriyle mücadele ederken Yunanistan’ın izleyeceği siyaset bu mu olmalıydı? Tam aksine, Yunanistan Türkiye'nin en büyük dostu olmalı. Gerek dost bir komşu olarak ve gerekse bir NATO müttefiki olarak Yunanistan, teröre karşı Türkiye’yi rahatlatacak destekleyici politikalar izlemelidir. Yunanistan, Türkiye ile dostluğun kendisi için en büyük kurtuluş olduğunu anlaması gerekir.
Ancak Yunanistan tam tersini yapıyor. Türkiye’nin Afrin’deki mücadelesinden rahatsız olan ve hatta destek veren ABD ve AB’nin izinde ilerliyor. FETÖ’cü askerleri teslim etmiyor. Kaçan FETÖ’cü, DHKPC’li, PKK’lı teröristleri himaye ediyor, destekliyor. Afrin’de, Kuzey Suriye’de öldürülen PKK/YPG’li teröristlerin içerisinde Yunanların cenazelerinin bulunması ise başlı başına bir skandal ve Türk düşmanlığının en açık göstergesidir.
Son dönemde özellikle Kardak’ta ve Yunan siyasilerinin Türk düşmanı söylemleri ile yaratılan gerginliklerin zamanlaması manidardır. Bunlar bir rastlantı mı, yoksa Türkiye’nin özellikle Afrin’de başlattığı terörle mücadelesiyle mi alakalı, önümüzdeki süreçte daha net göreceğiz. Ancak özellikle eski Dışişleri Bakanı Pangalos’un kontrolden çıkmış düşmanca açıklamaları akıllardaki soru işaretlerini cevaplar niteliktedir. Apo’nun kankası olarak nam salan bu siyasi figürün durup dururken: “İyi Türk yoktur. İyi Türk, ancak ölü Türk’tür” demesi ve buna ciddi bir tepkinin gelmemesi, ülkenin siyaseten geldiği noktayı göstermesi açısından önemlidir.
Demek ki, Batının terörle mücadelesi gerçekçi değil. Bu sözde “terörle mücadele”, onlar için sadece kontrol etmek istedikleri bölgelere müdahale etmek için bir bahane. Yunanistan da ekonomik olarak emperyalistlere teslim olduğu için bu konuda onlara maşalık yapmaktadır. Bu aynı zamanda ülkedeki Türk düşmanı devlet aklı için bulunmaz bir fırsat.
Ne var ki, Yunanistan’ın hamilerine uyarak izlediği yanlış politikalar, onu bölgesinde gittikçe yalnızlaştırıyor ve daha büyük bir belirsizliğe sürüklüyor.
Amerika’lı aktvist Jerry Day’in bu anlamda Yunanistan’ın ağabeyleri için söyledikleri manidar. Day, “Amerika uluslararası tüm anlaşmaları ihlal ederek, Müslüman ülkeleri bombalıyor, insanları öldürüyor, teröre destek veriyor ve bu yüzden gittikçe yalnızlaşıyor. Bir gün sonumuz 2. Dünya Savaşı sonrası Almanlar gibi olacak!” diyor.
Binaenaleyh, ülkemizin izlediği yol, yol değildir.
Ülkemizde aklı selim siyasetçiler olsa da, doğru adımların ne olduğunu bilseler de, küresel ağababalarının ve kilisenin tepkisinden çekindikleri için pasif kalmaktadırlar. Bazı sağduyulu siyasetçilerin geçmişte bir adım atmaya yeltendiklerinde neler olduğunu gördük. Siyaseten tasfiye edildiler.
Bugün ülkemiz ekonomik olarak buhranda, geleceği tam bir muamma, vatandaşlar gelecekten endişeliyken, devlet adamları ve yönetici elit hâlâ daha kendi dünyalarında yaşıyorlar. Ülkemizin gerçek sorunlarıyla uğraşacakları yerde, içi boş kuru millyetçilikle, Türk düşmanı siyasetle uğraşmaktadırlar. Devletin geleceğini hâlâ yabancı/Türk karşıtlığı üzerinden şekillendirmenin peşindeler. Ne yazık ki, bu yolun kendilerini bir felâkete doğru sürüklediğini anlamak istemiyorlar.
Devletimizi yönetenlerin bu yolun yol olmadığını anlamak için daha ne kadar süre geçmesi lâzım? Kurtuluşun, barışın ve güzel geleceğin Türkiye ile dostluktan geçtiğini anlamamak için daha ne kadar direnecekler? Ne zaman bitecek bu Türk düşmanlığı ve Azınlıkları milli bir tehlike olarak görme hastalığı?
Bir gün mutlaka bütün sorunlarımız çözülecek ve Türk-Yunan barışı bu topraklara da ulaşacaktır, ama bunun yakın zamanda olmayacağı kesin.