Yedi Yüz Seksen Yıllık Bir Çınar ENDÜLÜS
Endülüs denince akla ilk gelen şey muhtemelen El Hamra sarayıdır. Çünkü El Hamra sarayını diğer saraylardan ayırt eden özeliğinin olmasıdır. Bunlardan ilki El H
Endülüs denince akla ilk gelen şey muhtemelen El Hamra sarayıdır. Çünkü El Hamra sarayını diğer saraylardan ayırt eden özeliğinin olmasıdır. Bunlardan ilki El Hamra sarayının Endülüs’ten günümüze kadar ulaşabilen tek saray olmasıdır. Diğer bir özelliği ise El Hamra'nın sırrını özetleyen LA GALİBE İLLALLAH (Allah'tan başka galip yoktur) cümlesidir. Allah'ın tek galip olduğunu tüm dünyaya haykıran bir saraydır ve dünyanın hiçbir yerinde Allah’ın adını bu kadar çok zikreden sütun, kemer, kubbe, tavan, kapı ve duvara sahip başka bir saray bulmak mümkün değildir. Ku'ran-ı Kerim'de geçen bu ayet bize hiçbir medeniyetin ve imparatorluğun kıyamete dek kalıcı olmadığını izah etmektedir. Fakat kalıcı ve ebedi olan yalnızca Allah'tır.
Endülüs ismi İber yarım adasında yaşayan Vandallardan gelmektedir. Bölgeye Vandalicia (Vandolasya) denilmektedir. Araplar bu kelimeyi Endülüs suretinde telaffuz ettiklerinden İslam tarihinde Endülüs namıyla anılmaktadır. Endülüs Tarık Bin Ziyad ve Musa Bin Nusayr tarafından 714 yılında fethedilmiştir. Bir zamanlar İslam beldesi olan Endülüs’te bugün İslam’ı anımsatacak bir iki eserden başka bir şey kalmamıştır. Endülüs 2 sebepten dolayı Emeviler tarafından fethedilmiştir. Birinci sebep iklimi Suriye gibi yumuşak, toprağı Yemen gibi bereketli, pek çok çeşitli bitki yetişen ve dağları madenlerle dolu bir diyar olmasından dolayıdır. İkinci sebep ise Emevilerin Konstantiniyyeyi (İstanbul’u) Batıdan fethetmeyi arzu etmelerinden dolayıdır.
Endülüs 9 safha arz etmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Fetih safhası (711-715), valiler safhası (715-756), Endülüs Emevi devleti Emirlik safhası (756-929), Endülüs Emevi devleti hilafet safhası (929 1031), dağılma devri (1031-1090), Murabıtlar safhası (1090-1147), Muvahhidler safhası (1147-1248), Beni Ahmer devleti safhası (1248-1492) ve Yok edilme safhası (1492-1614). Hassaten Endülüs topraklarından I.Abdurrahman Muaviye gibi 700 kişilik ordusuyla 7 bin kişilik orduyu yenen bir yiğit zuhur etmiştir. Bilhassa I. Hişam Bin Abdurrahman isminde Ömer Bin Abdülaziz gibi adaletli, takva sahibi, haksızlıklara karşı mücadele eden ve iktidarda kaldığı 8 yıl boyunda adaletten kıl kadar ayrılmamış bir lider çıkmıştır. Ayrıca Halife III. Abdurrahman ve Hacip Mansur El Amiri gibi dirençli liderler Endülüs Emevi devletine 150 yıl ömür katmışlardır. Hristiyan âlemi El Mansur’un adını duyduğunda ürperiyordu. Zira Hristiyanlar üzerine elliden fazla sefer düzenleyip hepsinden galibiyet ile ayrıldığı için Hristiyanlar hiçbir zaman onun üzerine gitme riskini göze alamamışlardır. Hatta Hristiyanlar onu birçok kez sıkıştırmalarına rağmen korkudan saldıramıyorlardı. Lakin Endülüs’ten Abdullah Es Sağır gibi korkak bir lider de ortaya çıkmıştır. Fakat Endülüs hükümdarları da kendi aralarında iktidar mücadelesi nedeniyle 30'dan fazla devlete ayrılmışlardır.
Tarihte ilk defa asimilasyon ve Tehcir (Jenosit yok etme) ihanetine Kızılderililer ile Endülüs Müslümanları maruz kalmışlardır. 1492 yılından 1614 yılına dek Endülüs’te üç milyon Müslümanın çoğu öldürülüp, bir kısmı Hristiyanlaştırılıp asimile edilmiş geri kalanlar da Endülüs’ten sürülmüştür. İspanya'da bir devlet ırkçılığı hayata geçirilmiştir. Çünkü buradaki temel hedef Krallığın birleşmesi ve Müslümanlığın kökünün kazınmasıydı. Müslümanlar ikinci sınıf muamelesi görüyorlardı. Müslümanlar Mudejar ve Morisk olarak adlandırılmaktaydılar.
Orta çağ Batı âlemi için karanlık bir çağ İslam âlemi içinse bir iman çağıydı. Hristiyanlar Müslümanları Endülüs’ten sürdükten sonra birçok belalara uğramışlardır. İspanya'da birçok hastalık ortaya çıkmış, sonraları kıtlık başlayıp yerini çekirge kasırgasına bırakmıştır. 1575 yılında veba salgınından dolayı halkın yarısı yok olmuştur. Ayrıca İspanyollar Müslümanları İber yarımadasından kovarak kendi ekonomileri çökertmişlerdir. Haçlılar İslam’ı İspanya'dan atarak İslam’dan kurtulduklarını zannetmişlerdir. Fakat bu sefer İslam dini Osmanlıların eliyle balkanlar üzerinden Avrupa’da yayılmaya başlamıştır. Müslümanlar İspanyayı fethettiklerinde "Hikmet, değerli bilgiler müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir" mantığıyla hareket ettiklerinden Şarktan yani doğudan taşıdıkları kendi medeniyetleri ile GrekoLatin kültür mirasını mezcedip ortaya hala hayranlıkla yâd edilen üstün bir medeniyet çıkardılar. Bu mirası hem ıslah ettiler hem de geliştirdiler.
Endülüs aynı zamanda bir âlim yetiştirme yurduydu. Bu âlimlerin bazıları şunlardır: Muhyiddin Arabi, İbni Rüşt ve İbni Haldun gibi bir âlim yetiştirmiştir. Batı Don Kişot ve Lafontain gibi birçok eseri Endülüs’ten ilham alarak yapabilmiştir. Binbir gece masalları ve Kelile ve Dimme Endülüs üzerinden Avrupa’ya aktarılmıştır. Batı âleminin en büyük Üniversitesi III. Abdurrahman döneminde Kurtuba büyük Camiinin bitişiğinde kurulmuştur. Abdurrahman Bin İsmail Endülüs’ün Öklid’i olarak adlandırılırdı. Aristo’nun Organonu üzerine bir risale yazmıştır.
Bunun yanında Endülüs’te gelişmiş bir sanayi mevcuttu. Cam ve Kâğıt imalini batılılar Endülüs’ten almıştır. İpek sektörü uzun yıllar Çin'in tekelindeydi. Endülüs Müslümanları ipek ve kumaş imalinde Çin'i bile geride bırakmıştır. Aynı zamanda dericilik gelişmiş, bakırdan, çiniden ve porselenden birçok ev eşyası yapılmıştır. Endülüs’ün batıya tesiri epeyce fazladır. Mesela Ronesans Hareketi Müslümanların doğudan batıya taşıdıkları medeniyet sayesinde gerçekleştirilmiştir. Albert Magnus, Dun Scottus ve Immanuel Kant gibi düşünürler Endülüs’ten etkilemişlerdir. Üç İspanyol Hippisi bir Şazeli tarikatı şeyhişeyh Abdülkadir Es Sufinin yanına giderek onun sohbetini dinlemişler şeyh de onlara Endülüs’ün tarihini anlatıp kendilerinin melen Arap orjinli eski birer Müslüman olduklarını söylüyordu. Bunları işiten üç İspanyol hippisi Müslüman olup 1978 yılında İspanya’ya İslam’ı geri getirme adında bir cemiyet kurmuşlardır. Sonraki yıl yani 1979 yılında kilisenin idaresine verilmiş olan Kurtuba Camiin'de 3000 kişiyle birlikte bayram namazı kılmışlardır. Bilahare Kilisenin baskılarına rağmen önce Madrid'tee sonra Malaga, Granada ve Albasi şehirlerine birçok cami ve mescit açmışlardır. Bununla yetinmeyip Amerika ve Kanada’ya giderek oralara önceden göç etmiş olan İspanyolları teşkilandırtarak uyandırmaya çalışmışlardır.
Endülüs Günümüze de ışık tutmaktadır. Mesela günlük olarak kullandığımız cebir logaritma Endülüs’ün bize bıraktığı en büyük mirastır. Fabl, Lefontain ve binbir gece masalları günümüzde çok yaygındır. Farmakoloji ilminin temelini Endülüs’te atılmıştır. Avrupa ve dünyada bilim Endülüs’te şekillendirilmiştir. Ayrıca Endülüs teknolojinin kaynağını oluşturmaktadır. Zira Kurtuba sokakları geceleri aydınlatılıyordu ve hastanelerde ise anestezi ameliyatları yapılıyordu. Hatta labaratuvarlarda bir çok deneyler yapılıyordu.
Günümüz Müslümanları Endülüs tarihini mutlak okumalı ve bununla yetinmeyip El Hamra Sarayı ve Kurtuba'ya kültür gezileri düzenleyip Endülüs tarihini yakından görmelidirler. Bunu yaparak kendi tarihlerine sahip çıkarak ve de Endülüs medeniyetinden ilham alarak tüm dünyaya güzel bir örnek teşkil edecek bir medeniyeti tekrar canlandırmalıdırlar. Tarihin temeli Endülüs’te atılmıştır. Yani tarihin babası olan İbni Haldun tarihi Empirik temeller üzerine Endülüs’te kurmuştur. Herodot ise Historianın temelini atmıştır. Tarihin temelinin atıldığı Endülüs’ü ziyaret ederek tarihin şuuruna ulaşabiliriz. Zira Endülüs’ü sadece Kitap ve belgesellerden öğrenemeyiz. Şayet çocuklara ve gençlere Endülüs’ü yerinde ziyaret edip göstermez ve sadece kitaplar aracılığıyla öğretmeye çalışırsak gençlere ve çocuklara Endülüs medeniyeti aşılayamaz ve Endülüs medeniyetini bir emsal olarak gösterip nasıl bir medeniyet inşa edileceğini anlatamayız.
"Tarih tekerrürden ibarettir, tarihin ve bilimin menşei Endülüs’tür ve yakın bir gelecekte tarih ve bilim tekrar Endülüs’te canlanacaktır."