Yangroup logo Yangroup logo

“Coğrafya kaderdir”deki irade külli mi, cüz’i mi?

Bir piyonun da şahı mat etmesi pek görülmez ama pek görülmemesi hiç görülmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü hiçbir piyon “coğrafya kaderdir” deyip ölmeyi beklemez.

Köşe Yazıları 18 Temmuz 2022
“Coğrafya kaderdir”deki irade külli mi, cüz’i mi?

Esasında Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait olan ama herkesin kullanırken İbn Haldun’a atfettiği “Coğrafya kaderdir” önermesi son zamanların popüler ifadesi olarak herkesin diline pelesenk olmuş durumda. İbn Haldun’da coğrafi determinizm şeklinde kendini belli eden görüşler olsa da İbn Haldun’un hiçbir eserinde “Coğrafya kaderdir” şeklinde bir ifadeye rastlayamazsınız. Ancak bu ifadenin coğrafi determinizmin savunucusu olduğu için İbn Haldun tarafından kullanılmış olduğunu kabul etsek bile, bugün herkesin diline pelesenk olmuş halinin, popüler olan birçok şeyde olduğu gibi içinin boşaltılarak kullanıldığını görüyoruz. 

Bugün akademiden sosyal medyaya, televizyon dizilerinden kahvehane sohbetlerine “coğrafya kaderdir” cümlesi bir kabullenilmişlik tutumu ihtiva etmektedir. Örneğin Türkiye’nin Ortadoğu’da yer alması veya Ortadoğu ülkeleriyle komşu olması anlamında coğrafyanın kader olduğunu söyleyen birisi Türkiye’nin asla Batılı ülkeler düzeyine erişemeyeceğine içten içe inanmaktadır. Bu ve buna benzer örneklerde coğrafyanın kader olduğunu söyleyenler, aynı zamanda coğrafyayı değiştirecek iradeye sahip olmadıklarını da peşinen deklare etmişlerdir. Halbuki Türkiye bir zamanlar hiç de böyle bir kader içerisinde değildi, Balkan halkları birbirleriyle hiç bu kadar kavga etmiyordu.

Öyle ki, coğrafi determinizmin ya da “coğrafya kaderdir” önermesinin yukarıdaki şekliyle kullanımından ne İbn Haldun’un ne de Ahmet Hamdi Tanpınar’ın haberi var. İbn Haldun’a göre her coğrafyanın kendine özgü fiziki ve iklim şartları insanın davranış ve ahlakı üzerinde etkide bulunur. Kimi iklimler insanı tembelleştirir, kimi iklimlerse insanı savaşçı yapar. Tanpınar ise “Coğrafya bir kaderdir. Bu demektir ki, bunun gereklerini kabul etmek, ona ayak uydurmak şartıyla onunla iyi kötü uzlaşılabilir. Fakat bu şartları büsbütün unutanlar için perişanlık mukadderdir” sözleriyle özetliyor coğrafyanın kader oluşunu. Tanpınar’da perişanlık, kader olarak görülmez bilakis coğrafyanın kader olduğunun kabul edilmesinin perişanlığın önüne geçeceğine inanılmaktadır.

Biraz daha İbn Haldun’un üstünde duracak olursak, İbn Haldun, bugün metodolojik kolektivizm olarak bildiğimiz perspektife aşağı yukarı paralel düşüncelere sahiptir. Metodolojik kolektivizim’de analiz birimi olarak birey yerine grup ya da toplum gibi kolektiviteler esas alınır. Bunun sebebi de, kolektivite içinde bireyin iradesinin pasif görülmesi ya da bireyin kolektivite içinde eridiğine inanılmasıdır. İbn Haldun’u anakronik olma pahasına metodolojik kolektivist olarak tanımlama cüretinde bulunduğumuzda, onun coğrafyanın belirleyiciliğinde bireyin iradesinin bir etkisi olmadığını söyleyebiliriz. Ancak, yine anakronik olma pahasına, o dönem İbn Haldun’un karşısında metodolojik bireyci bir alim olduğunu varsayacak olursak o alimin, topluma üstten sıfatlar yakıştırmak yerine toplumun fertlerine sözgelimi neden tembel olduklarını veya neden savaşçı olduklarını (tabii ki bu kadar basit sorularla değil) soracaktır. Hatta zamanında Gazali, bugünün metodolojik bireyci kanatta duran nitel araştırmacılara benzer bir şekilde çevresindeki insanlara Allah’a inanmalarına rağmen neden namaz kılmadıklarını sormuştur. İbn Haldun’un çalışmalarına sosyoloji çalışmaları adını vermekte bir beis görmeyenler için Gazali’nin de kendi döneminde bir din sosyolojisi çalışması yürüttüğü söylenebilir.

Meselenin metodolojik kısmında durmaya pek gerek yok ancak bir fenomeni bizim uzaktan kader şekline tanımlamamızla bir toplumun fertlerinin kader şeklinde tanımlaması arasında nasıl bir fark olduğunu göstermek için bu iki örneği verdim. Bu farkın önemi, her fırsatta “coğrafya kaderdir” diyen insanların bunu söylemedeki motivasyonunu aşağı yukarı açıklama konusunda bize yol gösterecektir. Öncelikle çoğu insanın eksik anladığı şekilde kader, dini terminolojide Allah’ın senaryosu anlamına gelmez, Allah’ın takdiri anlamına gelir: ‘Kader’in, ‘kudret’in, ‘takdir’in ve daha birçok kelimenin kökü ‘k, d, r’ harflerine uzanır. Bu da bize, yaşadığımız her şeyin Allah’ın gücünün ürünü olduğunu anlatır. Yani biz Allah’ın senaryosundaki figüranlar değiliz. Önceden planlanıp, sonrasında düğmeye basılarak başlatılmış bir filmden ziyade büyük ölçüde satranca benzetebiliriz kaderi. Satranç oyununda Allah’ın takdiri olarak bize sunulan belli özellikler ve belli kurallar vardır. Bir atın kaderinde Allah’ın takdiri olarak ‘L’ şeklinde hareket etmek vardır. Hangi yöne ‘L’ çizeceği ona kalmıştır ama ‘L’ dışında çapraz, düz veya daha farklı şekillerde hareket edemez. Bir piyonun da şahı mat etmesi pek görülmez ama pek görülmemesi hiç görülmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü hiçbir piyon “coğrafya kaderdir” deyip ölmeyi beklemez. Her ne kadar ateşin önüne atılsa da, bir varoluş mücadelesi göstermekten öte talihi yoktur piyonun. 

Öyleyse, popüler haliyle bugün coğrafyanın kader olduğunu söylemenin ciddi bir metodolojik kavrayıştan uzak olduğunu söylemek gerekir. Yoldan geçen bir insanın metodolojik bir kavrayışa sahip olmasını bekleyemeyiz ama bu kadar yoğun bir kabullenilmişlik tutumu içerisinde olmasının da sorgulanması gerekir. Sorgulamayacaksak şahı nasıl mat edeceğiz? O halde kaderin dini bir terim olduğunu ve coğrafyanın kader olduğunun da Müslüman bir alim tarafından söylendiğine inanıldığını kabul ettiğimiz takdirde, kaderin anlamını tekrar hatırlayıp, onu külli ve cüz’i irade bütünlüğü içerisinde düşünmek gerekecektir. Kaderin içinde doğum ölüm gibi Allah’ın külli iradesi vardır. Tıpkı piyon olmak ya da fil olmak gibi veyahut beyaz olmak ya da siyah olmak gibi ama gerçekten bir kaderden bahsediyorsak eğer, bu oyunun içerisinde bize sunulmuş cüz’i iradeler olduğunu da unutmamak gerekir, ki piyonun matı vezirin matından daha değerlidir. Bugün bu tutum içerisinde olanlar için İsmet Özel zamanında güzel bir şey söylemişti: “Omlet yemek istiyoruz, lâkin yumurtaların kırılmasına da gönlümüz razı değil”. 

Millet gazetesi logo
© 2022 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr