İçimizdeki haz tiranını devirmek
Özgürlük kavramı günümüzde insanları fazlasıyla cezbeden bir kavram haline gelmiştir. Despotlara, tiranlara “Dur!” diyen özgürlük anlayışı, kendisinin uzun yıll
Özgürlük kavramı günümüzde insanları fazlasıyla cezbeden bir kavram haline gelmiştir. Despotlara, tiranlara “Dur!” diyen özgürlük anlayışı, kendisinin uzun yıllar boyunca rağbet görmesine sebep olmuştur. Ne var ki, zorbalığa dur diyen özgürlük kavramı ağıza sakız olacak şekilde kullanıldığı zaman, bir yerden sonra özne olmaktan çıkarak kendi kendini nesneleştirmeye başlayacaktır.
Evet, özgürlük Batı’nın “Karanlık Çağ” olarak isim verdiği Ortaçağ’ın geride kalmasını sağlamış olan felsefedir. Çünkü bu anlamdaki özgürlük insanın aklı sayesinde elde ettiği bir özgürlüktür. Bunu öne süren Kant her ne kadar insan kimliğinin oluşumunda tarihselliği gözardı ederek insanın aklı sayesinde herhangi bir kimlik edinme kabiliyetinde olduğunu söyleme hatasına düşse de, bu anlayış bir nebze kabul edilebilir bir anlayıştır.
Descartes da o dönem “Düşünüyorum, o halde varım” diyerek özneye büyük önem vermişti. Bu özgürlük anlayışı meşruiyetini akıl sayesinde elde etmişti fakat bu durum giderek değişmeye başladı. Özgürlüğün yaslandığı akıl git gide önemini kaybetti. Ortada sadece özgür olma durumu kaldı. Özgür olmak artık hiçbir akli sebebe dayanmayarak meşru duruma geldi. “Düşünüyorum, o halde varım”, “Tüketiyorum, o halde varım”a dönüştü.
Eskiden Kant da farkındaydı herhangi bir temele dayanmayan özgürlüğün özgürlük olmaktan çıkacağını, o yüzdendir ki kendisi de bunu akla dayandırdı. Fakat günümüzde insanlar ‘akıl’ unsurunu öyle bir unuttu ki, onlar için tek gaye özgür olmak, daha doğrusu canlarının istediği her şeyi yapmak.
Hiçbir akli temele dayanmayan bu özgürlük anlayışıyla yapılmış olan herhangi bir eyleme eleştiri yönelttiğimizde de, “Bu benim hayatım, sen bana karışamazsın” deniliyor. Dikkat ederseniz “Benim yaptığım doğru, bana karışamazsın” denilmiyor, artık yapılan şeyin doğru olup olmaması önemli değil, önemli olan sadece haz alabilmek.
Akli temele dayanmasa da özgürlüğün savunulması bir dereceye kadar yine kabul edilebilir, ama burada gerçekten özgürlükten mi söz ediyoruz? İstediği kadar sigara içmek, istediği kadar kıyafet almak, istediği saate kadar gece dışarıda kalmak, özgürlük gibi gelir bize ve bunlara özgürlük dememiz için bunları bize birinin kısıtlamaması gerekiyormuş gibi gözükür. Ancak burada özgürlüğü sağlayan şey kısıtlayıcı birinin olmaması değildir. Sigarayı bulamadığımızı, kıyafetlerimizi alamadığımızı, dışarısının tehlikeli olduğunu düşünelim. Asıl özgürlük ihtiyacı burada başlar ve insan ne zaman ki azla yetinmeyi öğrenecek, işte o zaman gerçek özgürlüğün tadını tatmış olacaktır. Canının sigara çekmemesini, gerektiğinden fazla kıyafet almak istememesini ve gece eve erken dönsem de olur, demesini öğrendiği zaman özgür olacaktır. Çünkü onun için özgürlük sigarayı içebilmek, kıyafet alabilmek, gece geç saatlere kadar durabilmektir. Yani özgürlük bazı şartlara bağlı olmuş olur, ki, burada da özgürlükten bahsetmemiz anlamsız olur. İnsan bunlara ihtiyaç duymadan da özgür hissedebildiği anlamda gerçek anlamda özgürdür.
Bunun dışındaki özgürlük anlayışı gerçek anlamda bir özgürlük olmayacağı gibi eskiden insanların özgürlükleri tiranları mutlu etmeye bağlıyken, günümüzde de hazlarımızı mutlu etmeye bağlıdır. Bunlar mutlu edilmedikçe özgürlük diye bir şey olmayacaktır, ta ki tiranlar (aynı zamanda içimizdeki haz dürtüsü) devrilene kadar.