Yangroup logo Yangroup logo

İyimser olmanın politik psikolojisi

Eskiden iyimserliğim bir şeylerin kendiliğinden değişeceğini beklemek şeklindeyken, şimdi bunun olması için benim bir şeyler yapmam gerektiğinin idrakine vardım

Köşe Yazıları 27 Ocak 2023
İyimser olmanın politik psikolojisi

Konumuz iyimserlik ama iyimserliğin kendisine gelmeden önce bağımsız değişkenimiz politik psikolojinin ne olduğuna bakalım. Politik psikolojiyi veciz ifadelerle, bir devletin içerisindeki büyük bir grubun, devletin yaşadığı herhangi bir psikolojik durumu yaygın bir şekilde paylaşması şeklinde tanımlayabiliriz. Buraya gelene kadar ise şunu söyleyelim: Büyük grup psikolojisi normalde bireysel psikolojide bireyin yaşadığı herhangi bir psikolojinin yüzbinler hatta milyonlar tarafından paylaşılmasıdır. Buna sebep olan ise çoğu zaman o büyük grubun ait olduğu devletin başına gelenlerdir. 

Burada sözgelimi annesini kaybetmiş birinin nasıl ki yas sürecinde belli aşamalardan geçmesi sonra bunu kabullenmesi bekleniyorsa, topraklarının bir kısmını kaybetmiş bir devletten ve tabii ki yurttaşlarından da aynı şey beklenir. Ancak bu tür kayıp durumlarında yas süreci her zaman sağlıklı bir biçimde gerçekleşmez. Hele ki kaybedilen nesnenin potansiyel olarak geri dönüşü mümkünse yas süreci çok sağlıksız bir biçimde geçer. Örneğin sevgilisinden ayrılan bir kişi sevgilisinin döneceğini bekler. Bu, ilk zamanlarda normal olsa da bir ömür devam ettiğinde patolojik bir duruma dönüşür. 

Onun için anlam kaynağı olan herhangi bir varlığını kaybetmiş devletin üyelerinde de benzer psikoloji görülür. Örneğin, kaybedeli 500 sene geçmesine rağmen bugün ortalama bir Yunan’ın İstanbul’un hala geri alınacağına yönelik hayaller kurduğunu görürsünüz. Öte yandan bir Türk’ün de çok değerli bir varlığı olan Balkanları kaybetmesine rağmen bugün dünyada en az tanıdığı coğrafyanın Balkan coğrafyası olduğunu görürüz. Travmatik bir psikolojinin altında olan bir Türk bunu fark etmez bile. Bu, sevgilisinden ayrıldıktan sonra hemen yeni biriyle tanışan birinin durumuna benzer. Çok geçmeden Türkiye İstiklâl Savaşı’yla birlikte kazandıklarıyla kaybettiklerini unutmuş oldu. Ama pek tabii bu da sağlıksız bir yas sürecidir.

Gelelim iyimserliğe. İyimserlik benim hayatımın önemli bir bölümünde üzerine düşündüğüm bir konu olmuştur. Bunun temel sebebi, her ne kadar yıllar geçtikçe değişse de, benim de her zaman iyimser biri olmuş olmamdır. Bir insanın iyimser olup olmamasının arkasında çeşitli faktörler bulunabilir. Aile içi iletişim bunun başında gelir belki de. Ama ailenin iletişimini de etkileyen hiç şüphesiz birtakım faktörler vardır. Bir ülkede insanlar neden benzer özellikler gösterir? Örneğin Türkiye’de, bizim Batı Trakyalı öğrencilerin okumaya gittiğinde şaşırdığı üzre neden bir aşağılanmışlık duygusu hâkim. Neden bizden sarışın birini gördüğünde ona çok fazla ilgi gösteriliyor? Türkiye’de en katı milliyetçinin bile milliyetçiliği Batılı bir devlet karşısında sahip olduğu aşağılık duygusu nedeniyle sergilemediğini kim söyleyebilir? Ya da bir Yunanın gündelik sohbetlerinde neden kâh ebeveynini dinleyen kâh ebeveynine isyan eden çocuk davranışı görülüyor? Ya da olumlu kısımlarına değindiğimizde bir Türk neden bir Türkün daima muzaffer olacağını düşünür? Son olarak bir Yunan neden bütün gün Freddo Espresso içmesine rağmen Antik Yunan mirasını sürdürdüğünü, dünyada hala medeniyetin beşiğinin Yunanistan olduğunu düşünür?

Bütün bu tutumlar, anlaşılacağı üzre tek bir kişi tarafından değil sanki tek bir kişiymişçesine büyük gruplar tarafından ortak halde paylaşılan tutumlardır. Bunlardan iyimserlik üzerinde duracağım. Bunun için konuyu birkaç örnekle zenginleştirelim. İlk olarak Pandemi’nin hemen başında Türkçü karakterde olduğunu bildiğim birinin salgının buralara kadar gelip gelmeyeceğine ilişkin “siz hiç bir Türk’ün gripten öldüğünü gördünüz mü?” dediğini hatırlıyorum. Oldukça saygın birisi olan bu şahsın bu sözlerinin ardından bir hafta sonra salgın buralara kadar gelmiş ve korkunç sayıda birçok Türk gripten ölmüş oldu. Bu şahsın kendisi de bir buçuk senede üç defa enfekte olup, üçünü de çok ağır geçirmiş oldu. Burada dikkatleri çekmesi gereken husus, o dönem dünyanın büyük bir bölümüne yayılmış ve sağlık sistemini kilitlemiş virüsün bu kişi tarafından Türklere bir şey yapmayacağına inanılmasıydı. Bu kişi benim senin gibi biri de değil oldukça saygın birisi. Bunun cevabına sonra döneceğim. Bir başka örnekte de herhangi bir seçimde desteklediği partinin mutlaka ezici bir zafer elde edeceğini düşünen kişiyi düşünelim. İstisnasız gerek Türkiye’deki genel seçimler, gerek Yunanistan’daki genel seçimler ve hatta yerel seçimler, sonu hüsranla da bitse bu kişi(ler) her seferinde aynı rüyaya inanmaya devam ediyor. 

Son bir örnekte de çuvaldızı başkasına değil kendime batıracağım. Yukarıda benim de oldukça iyimser biri olduğumu söylemiştim. Yine bir Pandemi örneğinde her ne kadar virüse yakalanmayacağımı ya da çevremdeki insanların bu hastalıktan ölmeyeceğini iddia etmemiş olsam da gelen her kötü haberin ardından iyisinin gelmesini bekliyordum. Beklemek, umutsuz değil umutlu bir bekleyişti. Okulların üç hafta kapanacağına, Pandemi’nin de 2 ay süreceğine gerçekten inanmıştım. Belki çoğu insan inandı ama ben bu inancımı bilimsel verilerle pekiştiriyordum ve bunun bilimsel olması iyimserliğimi arttırıyordu. Her gün vaka istatistiklerini kontrol ediyor, vakalar her düşüşe geçildiğinde Pandemi’nin sona yaklaştığını zannediyordum. Ne var ki vakalar her 8 haftada bir düşüşe ve sonra tekrar yükselişe geçiyordu. Bu konudaki iyimserliğimi yıkmam 3. dalgayı buldu. Elbette ki hala iyimserim ama artık iyimser olmak için bilimsel verilere ihtiyaç duymuyorum ve halihazırda bulunan kötü bir durumun varlığını kabul ediyorum. Eskiden iyimserliğim bir şeylerin kendiliğinden değişeceğini beklemek şeklindeyken, şimdi bunun olması için benim bir şeyler yapmam gerektiğinin idrakine vardım. Bu yaşadıklarımın idrakine varmam Sosyoloji bölümünde yıllardır öğretilen bilimin neden sorgulanması gerektiğine ilişkin birikimimi de tazelemiş oldu.

Sonuca gelecek olursak bu üç şahsın da politik psikolojisinin zaferlerle şekillendiğini söylemeliyim. İlk örnekteki şahıs Balkanları kaybettikten sonra bulduğu yeni teselliyle Balkanları unutmuş, Türklerin gerçekten de hiçbir savaşı kaybetmeyeceğine inanmıştı: Korona savaşını da. İkinci şahıs, onun millet anlamında üstün olduğu her zaman kulağına fısıldanmış dolayısıyla her seçimi kazanmayı beklemesi ise normal hale gelmişti. Kendimle ilgili analizi hem okuyucuyu metne dahil etme imkânı vermek hem de okuyucuyu pasif hale düşürmemek için beni tanıyan okuyucuların kendisine bırakıyorum. Elbet benim davranışlarıma şahit olan herkes bu davranışların arkasında bir politik psikoloji faktörü görecektir.

Hülâsa, mesele şu ki iyimserlik tutumu eğer ben bir şeyi iyi hale getirebileceksem makuldür. Onun ardında kalan, yukarıdaki örneklerin benzeri tutumlar ise travmatik bir psikolojinin ürünüdür. Takdir edersiniz ki, bu psikolojiden çıkamayan milletler kendi kendilerini var edemez. Çünkü bir şeyi değiştirme kudretinin yokluğunu birtakım tesellilerde bulmuşlar ve bu teselliler hayatlarını idame etmeleri için yeterli olmuştur. Böyle devletler en iyi ihtimalle bir yarı çevre, bağımlı bir ülke olarak dünyadaki pozisyonunu sürdürür, yurttaşları da Amin Maalouf’un ifadesiyle “her şeyden şikayet ederler ama hiçbir şey yapmazlar”. Hiçbir şey yapmazlar çünkü bunu yapabilecek kudrette değillerdir. Her şeyden şikâyet ederler çünkü kendi kudretsizliklerini üstünü başkasının kudretsizliğinden şikâyet ederek bastırırlar, bu şekilde de kendilerine dair iyimser tutumu sürdürürler.

Millet gazetesi logo
© 2023 Millet
KÜNYE
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr