Kaplumbağa Gibi Yaşamaya Alışmışız

“Kabuğuna çekilmek” diye bir deyim vardır Türkçe’de. Dış dünya ile ilişkisini koparmak, kimseyle iletişim kurmamak gibi anlamları vardır bu deyimin.  Biz ne yaz

Köşe Yazıları 3 Nisan 2016
Kaplumbağa Gibi Yaşamaya Alışmışız

“Kabuğuna çekilmek” diye bir deyim vardır Türkçe’de. Dış dünya ile ilişkisini koparmak, kimseyle iletişim kurmamak gibi anlamları vardır bu deyimin.  Biz ne yazık ki kabuğumuza çekilmesek de kaplumbağa gibi her daim kabuğumuzu sırtımızda taşıyoruz. En hareketli insanımız bile bir kaplumbağadır.

Yazıyı okudukça nereye varmak istediğimi anlayacaksınız. Sırtında kabuğunu taşımak her an tehlike beklemek demektir. O tehlikeyi beklerken de tedbirin her zaman elde olması demektir. Bizim toplumumuzda çocuğu bakkala gönderirken “10 yerine 5 Euro vereyim de, ne olur ne olmaz, kaybedebilir” gibi bir düşünce vardır. 15 yaşındaki çocuğumuz haftasonu geç uyandığı için kahvaltıda padişah sofrasıyla karşılaşıyor. “Evde ağır bir iş var ama oğlum yorulmasın.” diyerek oğlumuza tapıyoruz, ondan sonra gelişememe durumunu hep dış etkenlere bağlıyoruz.

Bir bilim adamının şöyle bir öyküsü var. Bilim adamı iki yaşındayken buzdolabından süt şişesini çıkartmaya çalışırken, şişe elinden kayıp yere düşmüş ve ortalık süt gölüne dönmüş. Annesi mutfağa geldiğinde ona bağırmak, söylenmek ya da cezalandırmak yerine “Robert, ne kadar güzel bir hata yaptın! Daha önce bu kadar büyük bir süt gölü görmemiştim. Evet, olan olmuş artık. Şimdi birlikte burayı temizlemeden önce biraz yerdeki sütle oynamak ister misin?” demiş. O da yere dökülen sütle oynamış. Birkaç dakika sonra annesi “Robert, böyle bir şey yaptığında bunu senin temizlemen ve herşeyi eski haline getirmen gerektiğini biliyor musun? Bunu nasıl yapmak istersin. Bir sünger mi kullanalım yoksa bir havlu ya da bir bez mi? Hangisini istersin?” demiş. Robert süngeri seçmiş ve birlikte yere dökülen sütü temizlemişler. Daha sonra annesi “Biliyor musun, burada yaşadığımız olay, senin iki minik elinde bir süt şişesini taşıyamadığın kötü bir deneyimdi. Şimdi arka bahçeye çıkalım ve şişeyi suyla doldurup senin dolu bir şişeyi düşürmeden taşımanı sağlayalım!” demiş. Küçük çocuk şişeyi boğazından iki eliyle tutarsa, düşürmeden taşıyabileceğini öğrenmiş. Bu ünlü bilim adamı bu deneyimden sonra bir hata yaptğı zaman bundan korkmaması gerektiğini öğrenmiş. Yapılan hataların yeni birşeyler öğrenmek için çok güzel fırsatlar olduğunu anlamış.

Peki biz ne yapıyoruz? Çocuklarımıza hataların önemsiz olduğunu anlatmak yerine, onların hata yapmamasını sağlamaya çalışıyoruz. Çocuğumuzun bir hata yapmasından çok korkuyoruz ve ona kabuğunu doğar doğmaz giydiriyoruz. Geçmişten bir Mehmed’in örneğini verelim. O Mehmed ki, 9 Yaşında Hafız, 14 Yaşında Padişah, 21 Yaşında İstanbul Fâtihi Oldu. Ama biz çocuklarımıza ne yapıyoruz? İnsanın en iyi ezberleme yeteneğinin ve dil öğrenme becerilerinin 9-10 yaşlarında işlediğini bilmeden, o daha küçük diyoruz. 14 yaşında sınıf veya okul başkanlığına aday olsa “otur oturduğun yerde” deriz. 20’li yaşlarda askere giderken nasıl zorlanacağını aklımızdan çıkaramayız. Tamam, ana-baba yüreği siz de haklısınız da, o Mehmed’in anası-babası yok muydu?

Konuyu biraz daha açmak gerekirse, gazetede ilk yazı yazmaya başladığım zaman bana “hiç mi korkmuyorsun?” diyorlardı, hala da diyorlar. Biz suç mu işliyoruz da korkalım? Bunun dışında kendi içimizden birileri de henüz genç olduğum için bana laf atıyor olabilir. Az önce Fâtih’le alakalı sarf ettiğim cümleye tekrar bakmalarını öneririm. Buna rağmen sözlerinin arkasında duruyorlarsa, Batı Trakya toplumunun en büyük düşmanları olduklarını açık bir şekilde söylemek durumunda olacağım.

Bu konuda geçen sene bir hocamın şöyle bir tavsiyesi vardı, “Henüz genç olduğun için yazdığın her yazı takdir görür, ancak zamanla insanlar yazılarını bir şeyler öğrenmek için değil, bir hata bulmak için okumaya başlayacaktır. Bu yüzden, sürekli kitap okuyarak kendini geliştir ki, bütün eleştirilere cevap verebilesin”.  Biz hukuka aykırı bir şekilde yazı yazmamamıza rağmen bizi gelip böylesine eleştiriyorsanız, Eric Arthur Blair’in Stalin dönemindeki siyasetçileri hayvana benzettiği “Hayvan Çiftliği” romanını ve yine aynı dönemi eleştirdiği “1984” adlı ütopik romanı okumanızı tavsiye ederim.

Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr