B-Healthy B-Healthy
CNB CNB

Batı Trakya Türklerinde son elli yılda siyasetin değişen imajı

Köşe Yazıları 25 Temmuz 2022
Batı Trakya Türklerinde son elli yılda siyasetin değişen imajı

Yüz yıllık azınlık tarihinde Batı Trakya Türklerinde siyasal bilinç, çeşitli nedenlere bağlı olarak arzu edilen düzeye erişememiştir. Bu şartlar içerisinde siyasette yaptıkları kritik hamlelerle adları hiç unutulmayacak kimi toplum önderlerini, elbette bu sınıflamanın dışında tutmak gerekir. Başta Mehmet Hilmi olmak üzere, Müderris Hafız Ali Galip, Osman Nuri, Muzaffer Salihoğlu, Osman Üstüner ve adlarını sayamadığımız birçok önemli simanın toplumsal konulara yönelik kazandırdıkları okul ya da eğitim amaçlı kuruluşlar, kültür hayatına kem gözle bakılan bu toplumun bünyesinde atardamar görevi görmüştür. 

1974'te ülkemizde cunta yönetiminin sona ermesiyle yeniden demokratik düzene geçilse de, Türk azınlık cuntanın kurumsal yöntemleriyle daha onlarca yıl karşı karşıya kalacak, toplumu sindirmeye yönelik baskılar artarak devam edecektir. Bu çerçevede 1974'ten sonra yapılan seçimlerde Yunan vatandaşı Türk adaylara çeşitli tezgâhlar kurularak Yunan asıllı adaylara avantaj sağlamak istenmesi, seçim süreçlerinde yeni seçenekler üretmenin zorunluluğunu ortaya koyacaktır.

Oluşan o şartlarda 1977'de milletvekili seçilen, 1981'de milletvekili seçilmeyi kıl payı kaybeden Celal Zeybek, 1985'te Mehmet Emin Aga ve Hikmet Cemiloğlu ile birlikte İskeçe'de bağımsız milletvekili adayı olarak "Barış" adlı listeyi kuracaklar, arzu ettikleri sonuca ulaşamasalar da onların bu denemesi sonraki yıllarda Yunanistan siyasetinde yapısal değişikliklere yol açacak bir girişimin başlangıcı olarak tarihe geçecektir. Nitekim bir sonraki genel seçim süreçlerinde (1989 -1991) Batı Trakya Türk seçmeni, "Güven" ve "İkbal" adlı bağımsız listelerle bu denemeden alnının akıyla çıkacaktır.

Batı Trakya Türklerinin kitlesel eylemler eşliğinde başlattıkları örgütlenme anlayışıyla bağımsız listelerin yarattığı siyasal dinamiklerin karakterine bakıldığında, bu arayışın neden-sonuç ilişkisinin zorunluluk derecesi daha iyi anlaşılacaktır. Bağımsız listelerin doğuşunu ve kitlesel anlamda serpilişini sağlayan önemli olaylardan başta sorgusuz sualsiz vatandaşlıktan atılmalar, çeşitli yöntemlerle göçe zorlamaya dönük baskılar ve Türklere ait arazilerin kamulaştırılıp devletçe el konulması gibi bir dizi hukuk dışı uygulamalardan başka gelişen bu hareketin asıl dinamiği, kuşkusuz Türk azınlığın kimliğinin inkâr edilmesi olayıdır. Anımsanacağı üzere o dönem Bulgaristan'ı örnek alan Yunan hükümet sözcüsü Rubatis'in "Yunanistan'da Türk yoktur" şeklindeki açıklaması, Türk azınlıkta 29 Ocaklara ve kitlesel protestolara yol açmıştır. 

Bağımsız listenin ilk denemesinden sonra 1989 genel seçimlerinde bağımsız adaylar, hem azınlık içinde hem Yunanistan genelinde büyük ses getirdi. O dönem bağımsız listelerin yanı sıra partilerden de milletvekili adayı birçok isme sürece ilişkin sorular yöneltilir. Bağımsız adayların Yunanistan dışından kimi merkezlerden yönetildikleriyle ilgili bir gazetecinin sorusu üzerine ND'dan milletvekili adayı Orhan Hacıibram şu cevabı verir:

"Buna inanmıyorum. Şunu da belirtmeliyim ki bağımsız listeler durup dururken kurulmadı. Geçmişte maalesef ND büyük hatalar yaptı, günümüzde de PASOK aynı hataları artırarak yapmaya devam etmektedir. Sonuç olarak azınlığın büyük bir bölümünün siyasi partilere olan güveni kaybolmuştur..."

Aynı partiden milletvekili adayı olan Celal Zeybek, azınlığın kimliğiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken Batı Trakya Türklerinin, Osmanlı Devleti'nin bakiyesi olduğunu ifade ederek gazetecinin sorusunu bir soruyla yanıtlamaktadır: 

"Size soruyorum. Beni temsilen Lozan Antlaşmasını kim imzaladı? Türkiye Cumhuriyeti. Dolayısıyla ben, tıpkı Yunanistan dışındaki Yunanlar gibi Türkiye'nin sınırları dışında yaşayan Türklerdenim. Bu konuda dürüst olmak zorundayız..." der.

1985'te PASOK'tan milletvekili seçilen Ahmet Faikoğlu, 1989 seçimlerinde yeniden aynı partiden milletvekili adayı olur. Onunla söyleşi yapmak isteyen bir gazeteci ofisinde masasının arkasında duvara asılı aşina resimler görür. 1988'de Davos'ta Papandreu ile Özal'ın yaptıkları görüşmeden çekilmiş renkli, çerçeveli resmin yanında, yan yana özenle yerleştirilmiş Atatürk ile Venizelos'un resimleri gazetecinin dikkatini çeker. Duvara asılı bu sembolik resimlerin çağrıştırdığı tarihî gerçeklerin atmosferinde, gazeteci sözü siyasetin en hararetli konusu bağımsız listelere getirir. Faikoğlu sorulan soruya şu yanıtı verir:

"Halkın oyuna talip olmaları en doğal hakları. Seçme ve seçilme hakkı onların anayasal hakkıdır... Ama asıl sorun, partilerin yerel örgütlerinin takındıkları tutumdur. Siyasî itibarımı korumak gerekirse ben de bağımsız milletvekili adayı olarak seçimlere katılmayı düşünürüm." diye cevap verir.

Faikoğlu'nun bu imalı tepkisi, ofisinin hemen karşısında aynı partiden rakibi Atmacidis'in seçim ofisini kurması ve partisince buna göz yumularak rakibine avantaj sağlanmaya çalışılmasıyla ilgilidir. 

O seçimlerde partiler kadar bürokratik çevrelerin de dikkatini çeken olgu bağımsız milletvekili listeleriydi. Bu listeler, çeşitli haksızlıklara karşı toplumda büyüyen şikâyetin sesi olma iddiasındaydı. Nitekim 1989 yılının Haziran'ında yapılan seçimlerde Gümülcine'den Dr. Sadık Ahmet bağımsız milletvekili seçildi. Milletvekili seçilmesi üzerine bir gazeteci Dr. Sadık Ahmet'e "Bundan sonra ne yapacaksınız?" sorusunu yöneltir: 

"Ne mi yapacağım? Türk azınlığın haklarını savunmaya devam edeceğim. Ayrıca ister Yunan kökenli olsun, ister Türk kökenli olsun, bütün insanların haklarını savunacağım" der.

Sadık'ın siyasî söylemi, siyasette ve bürokraside büyük rahatsızlık yarattı. Bunun üzerine yargılanıp hapsedildi. Yapılan erken seçimlerde, onun yerine bu kez İsmail Rodoplu Gümülcine'de bağımsız milletvekili seçilerek azınlığın kimlik ve haklar konusunda Dr. Sadık'ın çizgisini devam ettirdi. Onun milletvekilliği döneminde Gümülcine'de kışkırtmalar sonucunda Türklere ait dükkânlar yağmalandı. Yunanistan'da devam eden siyasî istikrarsızlık, ülkeyi bir kez daha erken seçime götürdü. Bu kez, hapisten çıkmış olan Dr. Sadık'ın yanı sıra İskeçe'de Ahmet Faikoğlu da bağımsız milletvekili seçilmeyi başardı. 

Azınlığın vazgeçilmez şartı olan kimliği ve hukukunu temsil eden her iki milletvekilinin meclisteki konuşmalarında yaptıkları kimlik vurgusu, ortamı fazlasıyla germekteydi. Kimlik söyleminden rahatsız olan Yunan hükümeti, çareyi seçim yasasını değiştirip bağımsız milletvekili seçmenin önünü kapatmakta buldu. Ondan sonra Batı Trakya Türklerinin siyaset arenasında yeni bir dönem başlayacaktır. Dr. Sadık Ahmet'in liderliğinde Dostluk Eşitlik Barış partisi kuruldu. Ne var ki Sadık'ın beklenmedik trajik ölümüyle partinin heyecanı ve büyüme hızı yavaşladı. 

1996 milletvekili seçimlerinde birçok Türk azınlık adayı çeşitli partilerden aday oldu. Partili adaylardan biri Orhan Hacıibram'ın seçim ofisinde dikkat çeken "Türk Milletvekili Adayı" yazılı panosunun partisince indirilmesi, Hacıibram'ın  adaylıktan çekilmesine neden oldu. "Orhan abi aday mısın?" diye kendisine sorulduğunda, Orhan Hacıibram, "İndirilen pano, yerine asılırsa adaylığım devam eder. Aksi takdirde aday değilim" diyerek bu hukuksuzluğa karşı net bir duruş sergiledi. O seçimlerde Gümülcine'de Galip Galip ile Mustafa Mustafa İskeçe'de ise Birol Akifoğlu milletvekili seçildi. Geçen bu dönemde azınlık adına akılda kalanlar, Galip'in ısrarlı girişimleri ile Gümülcine'de Celal Bayar Lisesi'nin ek binasının yapılması oldu. Binanın yapımında o dönem Doğu Makedonya ve Trakya Eyalet Başkanı olan Yanakidis'in de desteği oldu. O dönem ayrıca, başta her üç milletvekili olmak üzere azınlık kuruluşlarının yöneticileri, azınlığın Türk kimliğinin tanınmasını talep eden ortak bir deklarasyon yayınladılar. 

Yunanistan genelinde %1 oranını geçmeyen Batı Trakya Türk seçmeninin, demokratik teamüllere aykırı olarak siyasî iradesini kısıtlamak amacıyla ilk kez ülke çapında %3'lük seçim barajı getirildi. Batı Trakya'da bağımsız listelerin işlevsiz hale getirilmesi öylesine önemsendi ki, uğrunda Yunanistan genelinde bağımsız milletvekili seçilme hakkının zayi olması dahi göze alındı.  

Bağımsız milletvekili kavramının ülkenin siyaset literatüründen çıkarılmasının ardından azınlıkta siyasetçi profili giderek değişmeye başlamış, toplum davasının özünden oldukça uzaklaşılmıştır. Türklerde milletvekili sayısı artmış ama imaj da değişmiştir. Bu dönem genel olarak Türk azınlık yerine, "ne şiş yansın ne kebap" misali muğlak bir tanımlama olan en çok "azınlık" tabiri rağbet görmüştür. Hangi azınlık ama! Azınlığı, azınlık yapan adıdır, eğitimidir, gelenekleridir, kurumlarıdır. Bu dönemde, yapılan açıklamalarda azınlıktan söz edilirken Türk ismini kullananlar bile bellidir. Seçilmiş İskeçe ve Gümülcine müftüleri, İTB, GTGB ile BTTÖB ve azınlık basını gibi kuruluşlardır. 

Türk azınlıkta yaşanan kurumsal yozlaşma, toplumsal bünyeyi yiyip bitiren bir hal almıştır. Kurumların öneminden söz ederken, azınlıkta elbette eşit yurttaşlık hakları, yani medenî haklar konusu da bu bağlamın dışında düşünülemez. Ne var ki otuz yıl önce siyasette meydana gelen yapısal değişikliklerle devletin azınlığa dönük bakış tarzında yurttaşlık haklarıyla kimlik hakkının birbirine ters istikamette seyrettiği görülür. O dönem bağımsız listelerle gündeme getirilen eşit haklar konusunda kısmen de olsa bir iyileşme sağlanmıştır. Ne var ki eğitim gibi azınlığın kimliğini öne çıkaran konularda sorunların katlanarak arttığı sonucuna varılmaktadır. O dönem hükümetçe benimsenen azınlığa yönelik siyaset değişikliği (Zolotas Muhtırası) ile bir süre sonra getirilen %3'lük seçim barajı ayrı şeyler değildir. Bunlar birbirini tamamlayan unsurlardır. Azınlıkta düşük profilli siyaset ile yurttaşlık haklarındaki kısmî iyileşmeler bu dönemin en dikkat çeken özelliğidir. Öyle anlaşılıyor ki, sözde eşit yurttaşlık haklarına karşılık olarak azınlığın kimlik hakkından feragat etmesi gerektiği algısı, çeşitli dokunuşlarla hissettirilerek insanların bilinçaltına işlenmek istenmektedir. 

Geçen elli yıllık döneme ilişkin yaptığımız bu değerlendirmeyle Türk azınlık adına sorumluluk üstlenen siyasi aktörleri eleştirmekten çok amacımız, emr-i vaki bir biçimde Yunan hükümetinin dayattığı seçim yasasıyla asıl hedefi olan azınlığın siyasi iradesini gasp etmek ve toplumun kimlik dokusunu dönüştürmeye yönelik tutumuna dikkat çekmektir. Ancak bu arada bazı tespitler yapmanın da artık zamanıdır. Batı Trakya'da azınlık adına siyaset yapmak, milletvekili sıfatını kazanmaktan ibaret bir olgu değildir. Bu sıfatın olmazsa olmazı, azınlığın bütün haklarının kullanılabilir olması için her türlü özveriye açık olup mücadele etmektir. Unutmamak gerekir ki bu toplum için siyaset yapmanın sorumluluğu oldukça ağır, vebali büyüktür. Son dönemde dillendirilen ‘partili siyasetin miadı dolmuş mudur?’ sorusuna elbette seçmen karar verecektir. Türk azınlık açısından, siyasetin bu oldukça zor kulvarında yarışmak isteyenlerin, kişisel tutkularını bir yana bırakıp siyaseti toplumun çıkarını gözeten bir vasıta olarak görmeleri, bugün hiç olmadığı kadar bir zorunluluk arz etmektedir.

Son olarak, Batı Trakya'da azınlık gerçeğini görmek istemeyenlere anımsatalım. Ülkesine olan yükümlülüklerini fazlasıyla yerine getiren bu fedakâr toplumun gerek eşit yurttaşlık hukuku gerekse azınlık hukuku çerçevesinin uygulanması konusundaki talebi, tarihsel önemi hiç azalmayan Lozan Antlaşması gibi uluslararası bir senedin gücünden doğmaktadır. Şurası bilinmelidir ki Batı Trakya Türk Azınlığı, kendisine antlaşmalarla tanınan hakları, bütün taraflara anımsatmaya ve bıkmadan usanmadan gereğinin yapılmasını talep etmeye devam edecektir. 

Millet gazetesi logo
© 2022 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr