Batı Trakya’da liseli gençlerin ahvali pürmelali

Geçtiğimiz hafta sonu, belki birkaç anket çalışmasına bedel bir duruma şahit oldum.

Köşe Yazıları 16 Şubat 2021
Batı Trakya’da liseli gençlerin ahvali pürmelali

Geçtiğimiz hafta sonu, belki birkaç anket çalışmasına bedel bir duruma şahit oldum. Son zamanlarda Türkiye’deki üniversitelerde okuyan öğrenciler tarafından Türkiye’nin birçok ilinde adından söz ettiren BATÖB (Batı Trakya Öğrenci Birliği) 13-14 Şubat tarihlerinde, üniversite adayı lise son öğrencilerine yönelik çevrimiçi üniversite tanıtım etkinliği düzenledi.

Sakarya Üniversitesi’nin 6 yıllık talebesi olarak ben de üniversitemi tanıtmak üzere etkinlikte hazır bulundum. Etkinliğin, üniversite adayı öğrencileri önceden bilgilendirmek/bilinçlendirmek gibi bir amacı vardı. Fakat, benim adıma bir üniversite öğrencisinin bilinçlenmesinden çok daha büyük bir faydası oldu. Tabii, bu duruma ne kadar fayda denebilirse.

14 Şubat tarihinde yarım düzine üniversite tanıtıldıktan sonra klasik bir seminer, konferans, panel vb. etkinliğe yakışır bir şekilde soru gelmesini bekledim. Sesli soru gelmedi, yazılı soru bekledim o da gelmedi. Utanıyorlardır diye numaramı yazdım, mesaj atan da olmadı. Önceki gün ise soru geldi mi, geldiyse kaç tane geldi bunu bilmiyorum ama benim katıldığım gün hiç soru gelmemesi bile gece uykuların kaçması için yeter de artar.

Bir düşünün ki, 50 tane üniversite adayı öğrenci üniversiteler hakkında bilgi edinme amacıyla bir etkinliğe katılıyor ama herhangi bir soru sorma ihtiyacı hissetmiyor veya soru sormaktan çekiniyor. Kaldı ki, anlatılan hususlar kimsenin anlamaya seviyesinin yetmediği tabir yerindeyse ‘büyük konular’ da değildi. Öğrenciler hiç mi akademik performanslarının nasıl iyi olabileceğine dair tavsiye isteme ihtiyacı hissetmez, hiç mi kendi tecrübelerimizi merak etmez, hiç mi bizim çektiğimiz sorunları öğrenmek istemez?

Evet, bu tarz sorulara cevap arama ihtiyacı yok hiçbirinde. Ancak, hiçbirinde suç da aramak istemiyorum. Biz sosyologlar, ‘Sosyolojik Muhayyile’ kitabının yazarı C. Wright Mills’ten biliriz ki, bir mahallede bir tane işsiz varsa, bu onun kişisel beceriksizliğindendir. Fakat bir ülkede yüzbinlerce hatta milyonlarca işsiz varsa bu, kişisel olmaktan çıkıp artık toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Dolayısıyla etkinliğe katılan birçok öğrenci soru sorarken, soru sormayan çok daha az öğrenci muhtemelen kişisel sebeplerden dolayı soru sormamıştır ve bu öğrencilerin muhatabı da psikologlardır.

Oysa ki, burada sosyolog olarak gördüğüm; öğrencinin, öğrencilerin soru sormadığı değil, toplumun soru sormadığı ve hatta soru sormaya izin vermediğidir. Soru sormaktan kasıt, sadece soru sormak da değil. İtiraz etmek, gerektiğinde de dik başlı olmak. Bu sorun ilk olarak ailede başlar. Çocuk ailesinin söylediği ama kendisinin aklına yatmayan bir konu hakkında itiraz ettiğinde, mantıksal argüman kurarak cevap vermekten aciz aileler çocuğu azarlar, onu saygısızlıkla suçlar, çocuğu da soru sorduğuna bin pişman eder. Kişiliğe hakaret edilmediği sürece, anne-baba hakları görmezden gelinmediği sürece itiraz neden saygısızlık sayılsın ki?

Sonra çocuk okula başlar. Derste sorulan bir soruya yanlış cevap vermeyegörsün, her şeyin en doğrusunu bilen öğretmeni çocuğu hemen herkesin ortasında rezil eder. Sorulan soruya yanlış cevap vermesine de gerek yok, sınavdan yüksek not almanın bir erdem olduğunu zanneden bazı öğretmenlerimiz, öğrencisi sınavdan düşük not aldığında herkesin ortasında notunu okuyup çocuğun şahsiyetini ayaklar altına da alınca, daha önce anne babasına soru sormaktan vazgeçen çocuk, bu sefer topluluk içerisinde bir şey yapmaya çekinir hale gelir.

Sonrasında ne mi olur? Üniversite okumak isteyen öğrenciler, üniversite tanıtım seminerlerine katılır ama soru sormaz. Sonra üniversite okur ama ders seçimini başkasına yaptırır (evet buna da şahit oldum). Liseden derece ile mezun olur fakat okulunun öğrenci işlerini aramaktan aciz hale gelir. Ve bu öğrenciler günün birinde mezun olduğunda da tek amaçları evlenip, çalışıp para kazanıp, parayı yemek olacaktır. Batı Trakya davasına tek katkıları da 29 Ocak’ta “Tek suçumuz Yunanistan’da Türk olmak” pankartını sosyal medyada paylaşmak olacaktır. Kısacası bir otun, bir sığırın yaşadığından çok da farklı bir hayat yaşamayacaktır ama hayatından memnun olacaktır. Tıpkı şimdi soru sormamaktan memnun olduğu gibi.

Ve bu neslin bu hale gelmesinin sorumlusu onlar (çocuklar) değil. Bu neslin bu hale gelmesinin sorumlusu benim. Bu neslin bu hale gelmesinin sorumlusu sensin. Bu neslin bu hale gelmesinin sorumlusu biziz, sizsiniz. Ama bu nesli kurtaracak olan da benim, sensin, biziz sizsiniz. Kısacası, suçlu yarası olup gocunan herkes; kurtarıcı ise hatasına rağmen bir şeyleri düzeltmeye kalkışan hekestir.
Benzer Haberler
Bizi kapıda bekleyen felâket
Köşe Yazıları

Bizi kapıda bekleyen felâket

2 Eylül 2020
Katolik Müslümanlık
Köşe Yazıları

Katolik Müslümanlık

13 Haziran 2020
Batı Trakya’da genç yoktur
Köşe Yazıları

Batı Trakya’da genç yoktur

7 Kasım 2019
Bilgi en büyük düşmandır!
Köşe Yazıları

Bilgi en büyük düşmandır!

27 Ağustos 2017
“Ben yapamadım çocuğum yapsın” mantığı
Köşe Yazıları

“Ben yapamadım çocuğum yapsın” mantığı

21 Ağustos 2017
Placeholder 16x9
Köşe Yazıları

Batı Trakya Halkı Neden Örgütlenemiyor?

30 Ekim 2015
Placeholder 16x9
Köşe Yazıları

Batı Trakya’nın “The Godfather”ları

23 Ekim 2015
Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr