Bilgi en büyük düşmandır!
Bilginin ne kadar değerli olduğu çok masumane bir şekilde anlatıldı hep. Francis Bacon “Bilgi güçtür” demişti. Hemen benimsedik bu lafı, Televizyonda bir tartış
Bilginin ne kadar değerli olduğu çok masumane bir şekilde anlatıldı hep. Francis Bacon “Bilgi güçtür” demişti. Hemen benimsedik bu lafı, Televizyonda bir tartışma programında gördüğümüz her yeni bilginin altın bir değeri var, tabi aynı şey gazeteler için de geçerli ama en çok da ders kitapları için... Bacon haksız mıydı, bence haklıydı. Sonuçta onun döneminde bilgi, bilmenin her türlüsünü kapsayıp iyice sadeleştirilmiş anlamda kullanılmıyordu.
İngilizler ‘information’ ve ‘knowledge’ şeklinde ikiye ayırır bilgiyi (veya bilmeyi). Biz ise Türkçe’yi öztürkçe özelliklere uygun olarak sadeleştireceğiz diye bilmeyi bir kalıbın içine soktuk, öyle ki sırf yeni Türkçe’nin kurallarına uyabilmek için “bilme”yi parantez içinde yazmak zorunda kaldım.
Information sözlüklerimizde bilgi olarak çevrilmiştir, aynı şekilde knowledge de öyle. Özendiğimiz İngilizin dilindeki kelimelerin Yüzde 90’ından fazlasını yabancı kelimeler oluştururken, biz millileşeceğiz diye kelimelerimizi öztürkçeleştirmeye götürdük, ne var ki sadeleştirilen kelimelerin birçoğu “götürgeç, kaldırkaç, indirgeç” gibi öztürkçeden uzak uydurukçaya yakınken çok aşina olduğumuz “bilgi” kelimesi de öyle oldu.
Bilgi Yerine İrfan
Şu an artık işin işten geçtiğini bir devrim yapılacak durumda olmadığımızı (ve gerekmediğini) göz önünde bulundurursak information’a karşılık olarak bilgi kelimesi durabilir. Peki ya knowledge? Bizim “irfan” diye bir kelimemiz vardı, ona ne oldu? Gençlerin yüzde yüzüne yakını bu kelimenin tanımını yapamazken, biz bir şeyleri nasıl öğreneceğiz?
Yukarıda “bir şeyleri nasıl öğreneceğiz?” diye sorarken irfan olmadan öğrenme ve bilme olmayacağını anlamışsınızdır. Daha kısa sözlerle söyleyecek olursak insan bilgi edinerek öğrenmez, öğrenerek bilgi edinir.
***
Platonun meşhur mağara örneğini hatırlayalım: “Alegoriye göre bazı insanlar karanlık bir mağaraya zincirlenmişlerdir ve bu insanlar başlarını sağa ve sola çeviremezler sadece karşılarındakini görebilmekteler. Doğuştan beri bu mağarada bulunan insanlar mağaranın girişinden yansıyan nesnelerin gölgelerini görür ve bunları gerçeklikleri olarak algılarlar. Nihayet bir gün bu insanlardan bir tanesi zincirlerinden kurtulur ve mağarayı terk eder. Mağarayı terk eden bu insan mağaranın dışında yeni bir gerçeklik ile tanışır ve duvarda gölgelerini gördüğü nesnelerin gerçek olmadığının farkına varır. Bunu mağaradaki arkadaşları ile paylaşmak üzere mağaraya geri döner. Mağaradaki arkadaşları ise mağaranın dışında farklı bir gerçeklik olduğuna inanmazlar. Ve bu insanlara mağaranın dışındaki gerçekliği aktarabilmek de imkansızdır.” (Kaynak: Wikipedia)
Burada mağaradan çıkan insanın irfan sahibi olabildiğini görüyoruz. Tabi mağaranın içinde zincirli olan insanın bir şey bilmediğini söyleyemeyiz. Elbette ki kendi çapında bir şeyler bilirler, mesela mağaranın dışında hayat olmadığını...
Cemil Meriç de “Mağaradakiler” isimli eserinde Osmanlı aydınlarını mağarada zincirli duran zavallılara benzetir, irfandan yoksun, kendi içerisindeki (mağaranın dışındaki) güzelliklerin farkında olmayan, Batı’daki güzellikleri ise öve öve bitiremeyen zavallı mağaradakiler.
Günümüzde de birçok insanın tabir yerindeyse “Ağzı olan konuşuyor” mantığıyla başta tebabet, diyanet ve siyaset olmak üzere her konuda bilgi sahibi olduğunu görüyoruz, dikkatinizi çekerim ‘Bilgi’ sahibi. Asla irfan sahibi olamayan bu insanların eleştiri ve yorumları da önemsizdir.
***
Sonuç olarak, bilgi aradığımız takdirde kolayca bulunan, irfan ise zihinsel gayret sonucu elde edilen üründür. Bilgi lisede bize bila kaydü şart öğretilendir, irfan üniversitede kendi çabamızla öğrendiğimizdir. Bilgi başkası tarafından birleştirilmiş parçaların bütünüdür, irfan kendi birleştirdiğimiz parçaların bütünüdür. Bilgi bize muhakeme veya mukayese imkanı tanımaz. Halbuki irfan, muhakeme ve mukayese olmadan olmaz.
İrfan Sayesinde İyiyle Kötüyü Ayırırız
İrfan aynı zamanda bizim iyiyle kötüyü ayırmamızı da sağlar. Bir şey hakkında tek başına bilgi sahibi olmak o bilgilere göre hareket etmemizi sağlar. Tabi o bilgiler özgün olmaktan çok ithal edilmiş bilgiler olunca nesnenin iyi veya kötü olmasını başkasının ürettiği bilgilere göre belirleriz. Halbuki irfan sahibi insan kendi bilgisini üretme yeteneğine sahiptir ve tabi ki üretilen bilgi irfan sayesinde ince eleyip sık dokulan ve ardından süzülen bilgi olduğu için bu bilgi aynı zamanda güvenilir bilgidir.
Demek ki irfan sahibi olan insan iyiyle kötüyü ayırırken şunları çok iyi bilir: Doğru bilgi hoşumuza giden bilgi değildir. Doğru bilgi hoşumuza giden kişinin söylediği bilgi de değildir. Doğru bilgi en ummadığınız yerde, en ummadığınız kişide, diken üstündedir. Tabi bu, hoşunuza giden bilginin yanlış olduğunu göstermez. Hülasa, doğru bilgi, doğru ile yanlışı ayırt edebilme yetisinin ürünüdür.
Bitirirken...
Jean Baudrillard “Biz bilginin sürekli arttığı, irfanın ise azaldığı dünyada yaşıyoruz.” demişti. Gerçekten de yüzyıllar önce çok basit bir bilginin bulunması için ciltlerce kitapları taramak gerekirken günümüzde aynı basitlikte bir bilgi internet yoluyla saniyeler içerisinde bulunabiliyor. Ne var ki yüzyıllar önce bulunan bilgi irfan kapsamındayken, günümüzde bulunan bilgi sadece bilgidir.
Demek ki Bacon “Bilgi güçtür” lafını söylerken dünyanın bu derece irfansızlaşacağını hesap edememişti.