İskeçe'de müftü seçimi dolayısıyla siyasi partilerin tepkisi
İskeçe Müftüsü Ahmet Mete'nin bir süre önce vefat etmesi üzerine boşalan müftülük makamı için başlatılan seçim süreci nedeniyle geçen hafta sonu Türk azınlığın özgür iradesini hiçe sayan sağlı sollu siyasî partilerden hem kurumsal düzeyde hem bireysel düzeyde birbirini izleyen sert açıklamalar yapıldı.
İlk tahlilde bu olayın, partilerin ve şahısların seçmen nezdinde oy hesabıyla ilgili bir boyutu olduğu düşünülür. Önümüzdeki ilkbaharda yapılacak genel seçimlerde azınlık seçmeni karşısında siyasî profilini konsolide etmek isteyen Dr. Burhan Baran, çok makul bir davranışla ve anayasanın kendisine tanıdığı özgürlükler çerçevesinde Türk azınlığın önemli bir kurumuna aday gösterilen iki müftü adayını ofisinde kabul etmiştir. Her iki müftü adayına başarı dileyen milletvekilimizin tutumunda yasaları zorlayan hiçbir durum söz konusu değildir.
Oysa aynı mantıkla B. Trakya'da azınlık seçmenini çoktan kaybetmiş olan Nea Dimokratia (Yeni Demokrasi) hükümeti, bu durumu fırsata çevirip karşı bir hamleyle olayın üzerine alelacele atlayarak bir yandan çoğunluk oylarını partisinin çatısı altında tahkim etmek, diğer yandan da dinleme skandalı nedeniyle başı oldukça sıkışan hükümetin, kamuoyunun dikkatini yüksek prim yapan Türk aleyhtarlığı üzerine çekmek istemiştir.
Ülkemizde sağ cenahta siyaseti domine etmek isteyen Nea Dimokratia'nın kendi seçmen tabanından başka 2019'da Hrisi Avgi (Altın Şafak)'nin kapatılması üzerine aşırı sağ seçmenin de bahçesinde dal budak salmasına olanak tanıdığı değerlendirilmektedir. Oy kaygısıyla bu tür unsurlara göz kırptığı anlaşılan Nea Dimokratia'nın, tabiatıyla azınlık haklarına saygı duymasını beklemek, elbette mümkün değildir. Bizim asıl yadırgadığımız husus şudur: Bu güzel ülkede yasakların, baskıların ve ayrımcılığın mağduriyetini iliklerine kadar hissetmiş, özgürlükler ve haklar uğruna çok ağır bedeller ödemiş, geçmişte zaman zaman azınlığın da umudu olmuş ve bu nedenle azınlıktan fazlasıyla karşılık bulmuş SİRİZA gibi bir partiye mensup bir milletvekilinin Nea Dimokratia'nın sularına kapılıp milletvekili Dr. Baran'dan "Türk" dememesini istemesidir.
Milletvekili Dr. Baran konusunda arka plandaki gerçek, elbette oy hesabını aşan boyuttadır. Amaç, Türk kimliğini ve kültürel yapısını bütün kurumları ve aktörleriyle ortadan kaldırmaktır. Bu amaca azınlık adına siyaset yapanların da aktif bir biçimde aracılık etmesi istenmektedir. Bu konuda en küçük bir kuşkumuz yoktur. Nihaî amaç ise Lozan'ı işlemez duruma getirmektir. Zira Batı Trakya Türk Azınlığı'nın hukukunu temin eden Lozan Antlaşmasına göre, okulunu kendisi yapar, öğretmenini kendisi seçer. Camisini kendisi yapar, imamını kendisi seçer. Atalarından devraldığı vakıfların bakımını kendisi yapar, yönetimini kendisi seçer. Müftülük makamı için de süreç farklı değildir. Müftü seçimini kendisi, atamayı da devlet yapar.
Peki bugün durum nedir? Köyde ya da şehirde azınlık insanının kendi imkanlarıyla kurduğu okula devlet el koymuş, öğretmenini de devlet tayin etmiştir. Azınlık kendi vakfını kurmuş, yönetimini ise devlet tayin etmiştir. Camisini mescidini kendisi kurmuş, devlet de imamını, müftüsünü ben tayin ederim demektedir. İşte kopartılan gürültünün asıl amacı, işlenen bu hukuksuzluğu örtbas edip meşrulaştırmaktır.
Yüzyıl boyunca herkesle barış içinde ve insanca yaşamak istediğimiz şu memlekette nelere tanık olundu, neler neler değişti! Yüz küsur yıl önce Venizelos Bulgar işgali altındaki Batı Trakya Türklerine otonomi önerip bu önerinin bölgede yaşayan, o zamanki tabirle Rumlar tarafından da desteklenmesini ister. Yüzyıl önce özerklik öneren akıl, yüzyıl sonra özerklik önerdiği insanları sırf kendilerine Türk dediği için hapse atar, milletvekilliğinden istifaya zorlar, kurumlarına el koyar, kısaca dünyayı başlarına yıkar! Meğer zaman nelere kadirmiş!
Bu arada İskeçe'de müftü seçimi yapılmış, müftülük makamına da Mustafa Trampa seçilmiştir. Hayırlı olsun.