Ne kadar moderniz?

Bu yazıda modern olma durumunu bir şeyleri başarmış olma anlamında değil, kısaca bir hayat tarzı anlamında kullanacağım.

Köşe Yazıları 18 Eylül 2020
Ne kadar moderniz?

Bu yazıda modern olma durumunu bir şeyleri başarmış olma anlamında değil, kısaca bir hayat tarzı anlamında kullanacağım. Şöyle ki, günümüzde bir modern hayattan bahsederken sanayi üretimiyle birlikte gelişmiş şehir hayatı ve şehirdeki insan ilişkilerinden bahsetmek durumundayız. Yoksa Batılı değerleri benimseme anlamındaki bir modernlik, bu yazı itibariyle konumuzun dışındadır.

Daha önce de doğrudan ya da dolaylı olarak köylerimizin şehirleştiği veya şehirlerimizin köyleştiğinden bahsetmiştim. Burada vurgulamış olduğum husus köylerimizin artık bir köy işlevi görmediği, yani bir hayvansal ya da tarımsal üretimin iyice azalmış olması durumuna karşılık şehirlerde ise insan ilişkilerinde bir köy yaşamının izlerinin hala görülüyor olmasıdır.

Tekrar köylerden bahsedecek olursak, köylerimizin tamamına yakınının köy tanımına uymadığını belirtmek gerekir. Köyde, dediğim gibi insanlar hayvancılıkla, tarımla uğraşır, bu şekilde geçimini sürdürürler. Bugün ise geçimini bu şekilde sürdüren insanlar aramakla zor bulunur hale gelmiştir. Şartlara göre geçimin farklı taraflara kayması gayet normal bir durum olarak kabul edilebilir. Ancak böyle bir durumda da köylerin varlıklarını sürdürebilmesi için, daha açık konuşmak gerekirse insanlar sürekli şehirlere göç edip köylerin bir yerden sonra haritadan silinmemesi için köy işlevi göremeyen köylerin bir noktadan sonra ilçeleşmeleri şarttır.

Ki zaten, köylerimizin büyük çoğunluğu büyüklükleri itibariyle adeta birer ilçeye benzemektedir. Nitekim çeşitli vesilelerle Türkiye’deki arkadaşlarıma köyüm Gökçepınar’dan herhangi bir fotoğraf ya da video attığımda tepkileri “Buranın köy olduğundan emin misin?” veya “Burası köyden çok ilçeye benziyor” şeklinde olmaktadır. Bütün bu tepkilerden anladığımız kadarıyla, köylerimiz köyden çok, küçük kasabaları anımsatmaktadır. Onları ilçeden ayıran belki de en önemli husus şehir tarzı örgütlenme biçimlerinin olmayışıdır.

Bunun için de banka, eczane, azami alışveriş ihtiyaçlarını giderecekleri küçük boy işletmeler vb. mekanlar elzem görünmektedir. Tabii, bu tarz taleplerimizin muhatabı olan devletin neredeyse hiçbir ihtiyacımıza karşılık vermediğini göz önünde bulundurduğumuzda bu tarz planlamaların devlet tarafından yapılmasını da bekleyemeyiz. Fakat, bizim kendi STK’larımız banka, eczane vb. oluşumlara ön ayak olamasa da, en azından bir şehirde olması beklenen asgari kültürel ortamın oluşması için gayrette bulunsalar çok iyi sonuçlar alacağımızdan eminim.

Fakat bu meselenin sırf benim söylememle birdenbire ortaya çıkmayacağına da eminim. Örneğin azınlık meselelerini dert edinmiş herhangi bir kuruluşun başındakiler ne kadar kaliteli isimler olursa olsun bu türden meselelerin altından tek başlarına çıkabilmeleri mümkün değildir. Tek başlarına meselenin altından çıkmalarını bırakın, daha başlangıç safhasına bile yolların tıkandığını göreceklerdir.

Bu konuda bir şeyler yapabilmek için daha önceki bir yazımda da belirtmiş olduğum gibi müftülük başta olmak üzere kurumlarımız psikolog, sosyolog, sosyal hizmet uzmanı, uluslararası ilişkiler uzmanı vs. alanlardan insanlarımızı istihdam edecek, böylece hem bölgesel anlamda iyileşmeler görebilecek hem işsizliği bir oranda azaltacak hem de lisedeki öğrencilerin üniversitede yalnızca mühendislik ve tıp okumayı düşünmek yerine sosyal bilimlerin de önemini kavramaları ve bu bölümleri tercih etmeleri konusunda da zihinlerinde bir kibrit yakmış olacaktık.

Bakıldığı zaman, buna ön ayak olabilmek halihazırda yapılmakta olan birçok şeyden daha kolay görünmektedir. Yapılması gereken, bunun için bir proje çalışması yapıp bu işin hangi kurumlarımızla ve ne şekilde organize edileceğini belirlemek ve onca kişiyi sekreter olarak çalıştırmaktan ziyade çok daha verimli neticelere ulaşılabileceğini öngörmektir.

Devletten yana ümidim her ne kadar olmasa da, kendi insanımızdan yana ise az ümidim olsa da, bu meseleleri dert edinen insanların günün birinde böyle işlere girişeceklerine de inanmıyor değilim. Yeter ki, var olanı olduğu gibi sürdüren değil, bir şeyleri değiştirmek için didinen insanlar olabilelim.
Benzer Haberler
Kavram karmaşaları: Medeniyet
Köşe Yazıları

Kavram karmaşaları: Medeniyet

8 Haziran 2021
Hafıza-i beşerin ölümü
Köşe Yazıları

Hafıza-i beşerin ölümü

3 Mart 2021
Yunanistan’da sosyolojinin sosyolojisi?
Köşe Yazıları

Yunanistan’da sosyolojinin sosyolojisi?

23 Eylül 2020
İyi olmak, kötü olmak ve bilmek üzerine
Köşe Yazıları

İyi olmak, kötü olmak ve bilmek üzerine

10 Eylül 2020
Ölümsüz Kimlikler
Köşe Yazıları

Ölümsüz Kimlikler

2 Aralık 2015
Millet gazetesi logo
© 2021 Millet
KÜNYE
MİLLET MEDİA O.E.
BİLAL BUDUR & CENGİZ ÖMER KOLLEKTİF ŞİRKETİ
Genel Yayın Yönetmeni: Cengiz ÖMER
Yayın Koordinatörü: Bilal BUDUR
Adres: Miaouli 7-9, Xanthi 67100, GREECE
Tel: +30 25410 77968
E-posta: info@milletgazetesi.gr
ΤΑΥΤΟΤΗΤΑ
MİLLET MEDİA O.E.
ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ & ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ Ο.Ε.
Υπεύθυνος - Διευθυντής: ΟΜΕΡ ΖΕΝΓΚΙΣ
Συντονιστής: ΜΠΟΥΝΤΟΥΡ ΜΠΙΛΑΛ
Διεύθυνση: ΜΙΑΟΥΛΗ 7-9, ΞΑΝΘΗ 67100
Τηλ: +30 25410 77968
Ηλ. Διεύθυνση: info@milletgazetesi.gr